Nisan '14 Arşivi |
20 Nisan - 3 Mayıs 2014 |
|
TARİHİ MEZARI PATLATTILAR
Mersin’in Silifke İlçesi'nde define avcıları 12 bin yıllık tapınak kabartmalı tarihi kaya mezarını dinamitle patlattı...
Define avcıları 3 yıl
önce yapamadığını 26 Nisan’da yaptı ve tarihi mezarı
dinamitle patlattı.
Milliyet, Haber: Mustafa Ercan, 03.05.2014 |
|
MİMARLAR, AKM İÇİN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU
Mimarlar Odası tarafından suç duyurusuna ilişkin yapılan açıklama şöyle: Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'nun 07.07.1993 gün ve 4720 sayılı kararı ile kentsel sit alanı olarak tanımlanan Beyoğlu Kentsel Sit Alanı içerisinde bulunan Atatürk Kültür Merkezi'nin, yine İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 06.01.1999 gün ve 10521 karar sayılı kararı ile "kültür merkezi işlevi de göz önünde bulundurularak" korunması gerekli kültür varlığı olarak tesciline ve söz konusu kültür varlığının "Taksim Cumhuriyet Alanı'ndan soyutlanarak koruma alanı belirlenmesi mümkün olmadığından" Sultan 1. Mahmut dönemi yapılarından Maksem, İstanbul'un en önemli yeşil alanlarından biri Taksim Gezisi'nin ve bunların oluşturduğu aksta bulunan Atatürk Kültür Merkezi'nin bir bütün olduğu yönüyle anılan bu anıtların tümünün korunmasına karar verilmiştir. İstanbul'un en önemli kültür ve sanat mekanı niteliğinde olan Atatürk Kültür Merkezi'ni, kurul kararlarına rağmen hiçe sayan girişimler kabul edilmemiş ve rölöve projelerine uygun olarak hazırlanan tamirat ve tadilat projesinin gerçekleştirilmesine ilişkin hususlar 20.12.2009 günü TMMOB Mimarlar Odası ve Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinin de katılımıyla karara bağlanıp tutanak altına alınmış; ayrıca Mimarlar Odası'nın 29.11.2011 gün ve 2011.06.25934 sayılı "Atatürk Kültür Merkezi gibi önemli bir yapının yaşatılması ve kullanılarak gelecek kuşaklara aktarılabilmesi" ile ilgili yazısına cevaben T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü'nün 21.12.2011 gün ve B.16.0.YİG.0.11.01.00/303.99/ 259200 sayılı yazısında yukarıda andığımız 20.12.2009 günlü tutanakta belirtilen hususlara işaret edilerek "...Bahse konu tutanakta mutabakata varılan hususlar dikkate alınarak gerekli hazırlıklar yapılmış, 2012 yılı içerisinde, işin ihalesinin yapılarak İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nin tamirat ve tadilatının tamamlanmasının..." planlandığının belirtilmesinin üzerinde üç buçuk yıl; anılan yazıda ihaleye çıkılacağı belirtilen tarihin (2012) üzerinden ise iki yıllık bir süre geçmesine karşın tescilli kültür varlığının bozulmasına, tahrip olmasına ve kamu zararına neden olmakta ısrar edilmektedir. Şüpheliler, bilerek ve isteyerek tescilli bir kültür varlığının rutin bakımının dahi gerçekleştirilmesine engel olmakta ve yapının doğal etmenlere karşı korunması gerekliliğine ilişkin önlemlerin alınmasına engel olmalarının da ötesinde binanın polis karakolu olarak kullanılmasına karşın yapıya tarafımızca kimliği bilinmeyen kişiler tarafından zarar verilmesi karşısında önlem de almamaktadırlar.
Açıklanan nedenlerle, tescilli bir kültür varlığını bozulmasına ve tahrip olmasına neden olmaları nedeni ile 2863 sayılı Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 65 inci maddesine ve kamu zararına neden olmaları nedeni ile de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 257 inci maddesine aykırı davranan şüpheliler hakkında yapılacak soruşturma sonucunda kamu davası açılması istemi ile 30.04.2014 tarihinde TMMOB Mimarlar Odası tarafından suç duyurusunda bulunulmuştur. Yapı, 02.05.2014 |
|
Hilmi Yıldırım’ın
verdiği kanun teklifinin gerekçe bölümünde;
“Ayasofya Camii, etrafındaki eserleriyle,
külliyesiyle beraber bir vakıftır; Fatih Sultan
Mehmet’in vakfiyesidir ve hukuken el konulmuş
durumdadır, vakıf bırakılma maksadına aykırı biçimde
kullanılmaktadır. Ayasofya’nın hala vakfedilme amacı
dışında kullanılması böyle bir yasağın devamı,
bugünün dünyasında hukuk ve insan hakları ihlalidir.
Bugüne kadar ülkemizde vakıflarla ilgili pek çok
olumlu adımlar atılmışken maalesef bu ayıp ortadan
kaldırılamamıştır. Bugün Ayasofya’nın vakfedilme
gayesi dışında kullanılması, hem hukuken, hem örfen,
hem de ahlaken yanlıştır, kabul edilemez” ifadeleri
kullanıldı. Gerekçede şu ifadeler
yer aldı: “Ayasofya Camii Türk
milletinin tarihi kimliğinin bir parçası, ayrılmaz
hatta asli unsurlarından biridir. Ne var ki, bu hala
ibadete kapalı tutulmakta, resmi kayıtlarla müze
olarak görülmekte ve fiilen de müze olarak
kullanılmaktadır. Ayasofya Camii 1934
yılında bir restorasyon vesilesiyle ve aradan geçen
80 yıla rağmen hala tartışmalı kabul edilen bir
kararnameyle müzeye dönüştürülmüştür. Bu kararın
1930’larda ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu
şartlar çerçevesinde alındığı anlaşılmaktadır.
Tarihe, geçmişle hesaplaşmak için değil,
yaşananlardan ders çıkarmak için bakmak lazımdır.
Kararın doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmak her
zaman mümkündür. Ancak bu siyasetçilerden ziyade
bilim adamlarının, tarihçilerin işidir; zira tarihi
olayları kendi bağlamından kopararak, sadece bugün
dünyasından bakarak yargılamak çoğu zaman
yanıltıcıdır adil değildir. Ancak söz konusu kararın
bugün halen muhafaza ediliyor olması, izah
edilebilir bir durum değildir. Ayasofya Camii,
etrafındaki eserleriyle, külliyesiyle beraber bir
vakıftır; Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesidir, ve
hukuken el konulmuş durumdadır, vakıf bırakılma
maksadına aykırı biçimde kullanılmaktadır.
Ayasofya’nın hala vakfedilme amacı dışında
kullanılması böyle bir yasağın devamı, bugünün
dünyasında hukuk ve insan hakları ihlalidir. Bugüne
kadar ülkemizde vakıflarla ilgili pek çok olumlu
adımlar atılmışken maalesef bu ayıp ortadan
kaldırılamamıştır. Bugün Ayasofya’nın
vakfedilme gayesi dışında kullanılması, hem hukuken,
hem örfen, hem de ahlaken yanlıştır, kabul edilemez. Ayasofya’nın vakfedilme
gayesine uygun hale getirilmesi hem hukuki, hem
ahlaki, hem de vicdani bir sorumluluktur, görevdir.
Bu sorumluluk ve görevden kaçınanlar Türk milleti,
tarih ve gelecek kuşaklar önünde mesuldür, mesul
olacaktır” AKP’DEN İSTİFA ETMİŞTİ Burdur bağımsız
milletvekili Hilmi Yıldırım, 17 Aralık Yolsuzluk ve
Rüşvet operasyonundan sonra AKP’den istifa etmişti. Yıldırım hakkında
Cemaat’e yakın olduğu iddiaları ortaya atılmıştı. Kimilerine göre Yıldırım
bu teklifiyle muhafazakar camiada Ayasofya özlemini
giderme konusunda AKP’nin bir adım önüne geçti;
kimilerine göre ise Cemaat’e yakın Yıldırım bu
teklifi reddetmesi beklenen AKP’yi zora sokacak. Oda Tv, 02.05.2014
|
|
|
'TAKOZ' DİYE KULLANDIĞI
İngiltere'de bir kadının 40 yıl boyunca, kapının çarpmasını engelemek için takoz gibi kullandığı Çin malı süs eşyası açık artırmada 527 bin TL'ye satıldı.
|
İSTANBUL'UN TARİHİ MAKYAJLARI
Sadece Sultanahmet Camii’ni günde ortalama 15-20 bin kişi ziyaret ediyor. Bu rakam, yılda 4-5 milyonu buluyor. Teknik bilgiye devam edersek; İstanbul’a gelen turistlerin yüzde 65-70’i Ayasofya Camii ile Topkapı Müzesi’ne, yüzde 95’i de Sultanahmet Camii’ne gidiyor. Bu durum, bilinen hadisenin sayısal teyidi aslında. Turizm pastasında en büyük pay İstanbul’un, buna da herhangi bir itiraz yok. Gelgelelim siyasiler lafa başladı mı ‘Aziz İstanbul’u öve öve bitiremiyor. İşte burada biraz nefeslenmek gerek. İstanbul’un azizlik bir tarafı kaldı mı hala? Her gün hoyratça katledilen bir şehir var artık haritada, ucube, pis ve bakımsız… Bunun en bariz misali de Haliç, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi ile çevrili tarihi yarımadada kol geziyor, hem de mafyavari. Şu güzelliğiyle tefahür ettiğimiz, Osmanlı’nın son başşehri günbegün eriyor! Malum, gerek Vakıflar Genel Müdürlüğü gerekse bazı özel teşebbüslerin gayretleri söz konusu; tarihi eserler restore ediliyor. Ancak sanat tarihçilerinin ciddi uyarıları var, tarihi yapıların tarihin çöplüğüne gönderildiğine dair. Kaldı ki Vakıflar Genel Müdürü Dr. Adnan Ertem de bu durumu, “Restorasyonda hatalar yaptığımız doğru.” sözüyle özetlemişti.
Tarihi yarımadada tarihi makyajlar söz konusu… Hemen herkesin ziyaret ettiği yerlerin ön tarafları bakımlı olma eğilimindeyken bu kadim eserlerin arka tarafları ise adeta mezbeleyi andırıyor. Örnekleri vermeye başlayalım: Birinci sırayı Süleymaniye Camii ve çevresi hak ediyor. Mimar Sinan’ın kalfalık eseri, 2007-2010 yılları arasında kapsamlı bir onarım sürecindeydi. 16 Kasım 2010’da bir bayram sabahında, yeniden ibadete açılmıştı, devlet erkanının huzurunda. Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi. Peki, Süleymaniye’nin hemen yanındaki Vefa neden bu kadar bakımsız? Gündüz vakti bile ürkütücü bir halde duran Vefa, kendi duygusuna fersah fersah ırakta. Süleymaniye şık bir beyefendiyi andırırken; yoldaşı Vefa pasaklı, pejmürde bir sokak adamı görüntüsünde. Vefa’dan az biraz ileride yer alan Şehzade Camii, gerçekten çok güzel… Koca Sinan’ın ‘Dünyanın merkezi burasıdır, dediği yeşil sütundan mülhem bir ada gibi duruyor şehrin ortasında. Lakin gel gör ki yeni yeni bakım sürecine girse de cami çevresi, yıllardır ilgisizlikten yakınıyor. Bozdoğan Kemeri ve Saraçhane Parkı, geceleri tinerci ve sarhoşların evi…
‘Kötü imaj olmasın diye grupları arka taraflardan geçirmiyoruz’ Mezkur halden rehberler de oldukça şikayetçi… Nüans Tur’dan Halis Kutlu, “Bugün milyonlarca turisti ağırlayan Sultanahmet Meydanı, Süleymaniye, Eyüp veya Fatih Camii çevresi gibi dünyaya mal olmuş yerlerin bir de gözden kaçan arka bahçeleri var. Hiç Süleymaniye’ye arkadan çıktınız mı? Süleymaniye Camii’ne gideriz içimiz ferahlar; ama bir de hemen arkasındaki Vefa’ya gidin orada evsiz fakir insanları, keşmekeş içinde yarısı yıkılmış yarısı ayakta eski ahşap evleri görürsünüz.” sözleriyle ‘içeriden’ biri olarak dikkat çekiyor vaziyete. Osmanlı mirası ahşap evlerin içinde tiner veya bali çeken gençlerin olduğunu anlatan Kutlu, Sultanahmet’in arka sokaklarında da benzer tablonun yer aldığını belirtiyor. Ve bir rehber olarak; “Çok mecbur kalmadıkça arka kısımları kullanmıyoruz. Çünkü grubu buralardan geçirip de rahatsız olsunlar ve akıllarında kötü bir imaj kalsın istemiyoruz.” ifadelerini kullanıyor.
‘Restorasyon aynı zamanda görgüdür’ Yıldız Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr.Teyfur Erdoğdu meselenin bam teline, “Güzellik ve estetik konularında neyi yüksek nitelikte yapıyoruz ki restorasyon çalışmalarımız da başarılı olsun sorusu anlamlıdır.” diyerek dokunuyor ve devam ediyor: “Restorasyon sadece teknik ve mühendislik ile ilgili değildir, mutlaka yüksek bir estetik duygusu, kültür ve görgü gerektirir. Türkiye’de restoratörlerin ancak çok azı gerçekten görgülü, hem hayatlarında, hem kişiliklerinde, hem de giyim kuşam ve fikirlerinde özgün ve tarz sahibidirler; geriye kalanların kaçta kaçının bu konularda geçer not alabileceğine bir bakalım. Bu yüzden yapılan işler de doğal olarak vasatın altında kalmaktadır.” Her gün binlerce kişinin akın ettiği Sultanahmet civarı da aynı dertten mustarip. Cami ve çevresi kısmen temizken arka tarafları kendi haline terk edilmiş… Zaten otel işgalinin olduğu suriçinde bir de olur olmaz yerlerde otoparklar çıkıyor karşınıza.
İstanbul sıkıntısı… Sultanahmet’in ara sokakları gerçekten kötü. Mesela Eminönü’nde yıllardır onarılmayı bekleyen o kadar çok han var ki… Mahmutpaşa Çakmakçılar Yokuşu’nda bulunan Büyük Valide Han, bu yerlerden sadece biri. I. Ahmed’in hanımı, IV. Murad ve Deli İbrahim’in valideleri Kösem Sultan tarafından inşa ettirilmiş olan Büyük Valide Han, her şeyi özetliyor aslında. Çatısından şehr-i İstanbul seyredildiğinde, metropolün tarihi yanı feryat ediyor. Boğaz manzarasının sarhoş edici güzelliği her ne kadar şiir olsa da arkanızdaki çer çöp nedeniyle bu hikaye, ‘İstanbul sıkıntısı’na dönüşüyor. Bakmayın siz resmi ağızların tarihi ayağa kaldırıyoruz mesajlarına, tarihin belini doğrultacak dermanı kalmamış. Çünkü çoktan öldürdük bizler onu! Teyfur Erdoğdu, bu paradokstan kurtulmanın yolunun ise klasik ve yüksek Türkçenin tüm incelikleri ile öğretilmesinden; milli, cihanşümul görgü, sanat ve estetik eğitimlerinin aileden başlatmaktan geçtiğini söylüyor: “Denetim mekanizmalarını da denetleyecek, bağımsız, gerekirse Batı’dan ve Japonya’dan yardım alarak kurumlar ihdas edilmesi; ihmali görülenlere ağır değil çok ağır cezaların verilmesi; halihazırda vatandaşı mağdur eden koruma ve restorasyon kanunlarının gözden geçirilerek tashih edilmesi; vatandaşa yönelik koruma ile ilgili bilinçlendirici çalışmaların yoğunluklu şekilde yapılması gerekir.”
Tophane’de bulunan bir diğer Sinan eseri Kılıç Ali Paşa, bezemeleri değiştirilse de her şeye rağmen ruhnüvaz. Restoresi geçtiğimiz sene tamamlandı… Onarım sürecinde en çok eleştirilen yerlerin başında geliyordu. Özetleme lüzumunda bulunursak; onun da görünen yüzü güzel gibi… Lakin arka sokağında nedendir bilinmez bir moloz yığını duruyor. Esnaf ise bu pisliğe çoktan alışmış. Keza Yahya Efendi Dergahı restorasyonunda mezar taşları kıyımı yaşanmıştı, çevreyi düzenlemek adına. Tarihi İstanbul surlarının vaziyeti de içler acısı… İstanbul’un fethi, çağ açıp kapatan bir olay olarak anlatılır tarih kitaplarında. Ancak kuşatmanın bu canlı şahitleri göstermelik birkaç bakımın dışında ucubelerin arasına sıkışmış kalmış. Döküntü bir halde varlıklarını sürdüren surların İstanbul gibi düşmesine az bir zaman kaldı. Kılavuza gerek duymayacak kadar da bedbin son başkent. İki yol var: Gözlerini kapayan kendine gece yapar, İstanbul’u geziyorum gözlerim kapalı!
Zaman, Haber: Samet Altıntaş 02.05.2014 |
|
KARACAOĞLAN'IN MEZARI İÇİN YENİ BULGULAR BULUNDU
Karaman'ın Sarıveliler İlçe Belediye Başkanı Hayri Samur, ünlü halk ozanı Karacaoğlan'ın mezarının tespit edilmesi için yapılan çalışmalarda önemli bulgulara rastlandığını söyledi.
Başkan Samur, Karacaoğlan’ın yaşadığı coğrafya, sazıyla sözüyle dile getirdiği şiir ve türküler ve mezarının nerede olduğu konusunda öteden beri bir tartışmanın olduğunun belirterek, “Ancak onun Antep’ten Muğla’ya uzanan Toros Dağları ve eteklerindeki yerleşim yerlerini gezdiği, dolaştığı türkülerinde geçen konu ve yer adlarından hareketle hep söylene gelmekteydi. Hakkında yapılan araştırma ve çalışmalarda ulaşılan sonuçlar, bazı belirsizlikleri barındırsa da, onun Çukurova bölgesinde yaşadığına dair genel bir kanaat mevcuttu. Bugün Karacaoğlan hakkındaki bilgi ve kabulleri tartışmaya açacak, yeni bir bulgu ile karşı karşıyayız. Bu bulgu Torosların eteğinde yer alan Karaman’ın Sarıveliler İlçesi'nde bulunan yeni bir mezar taşının bizlerde meydana getirdiği çağrışımlarıdır. Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından Karamanoğlu devrine ait Hacı Salih Ulu Camisi’nin yapılmakta olan restorasyon çalışmaları esnasında, Ulu Cami haziresinde bulunan devrin ve bölgenin önemli şahsiyetlerine ait olduğu tespit edilen bazı mezar taşları üzerindeki yazı ve bilgiler ışığında, bu mezarlardan birinin Karcaoğlan’a ait olabileceği tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştır. Başta Vakıflar Bölge Müdürlüğü uzmanları olmak üzere, çeşitli üniversitelerden bilim adamları, Sarıveliler Kaymakamlığı ve Belediye Başkanlığı nezaretinde ortaklaşa yürütülen çalışmalar, ilgili mezar taşının Karacaoğlan’a ait olabileceği tezini güçlendirmektedir. Çünkü hazirede bulunan bir mezar taşında ‘Karacaoğlanın Ruhuna Fatiha’ ibaresi mevcuttur. Bu bilgi bütün ezberleri bozacak türden yeni bir kanıt olarak kabul edilebilir. Ancak mezar taşı hakkındaki nihai bilgilere ise bilim adamlarının yapacağı tarihi ve bilimsel çalışmaların sonunda ulaşılacağı aşikardır" dedi.
Konya Manşet, 01.05.2014 |
|
TARİHİ ESERLERE YAKIN MARKAJ
LOUVRE’DAN BOWLING ÜNİVERSİTESİ’NE Diplomatik kanallar ve ikili görüşmeler yoluyla iade süreci devam eden eserler şöyle:
Geçen yıl 59 eser çalındı Bakanlık, raporda yurtiçinde gerçekleştirilen kaçakçılıkla mücadele faaliyetlerine de yer verdi. Bu kapsamda 2013 yılında Ankara, Balıkesir, Bursa, Denizli, Eskişehir ve İzmir illerinde gerçekleşen 11 ayrı olayda çalınan 59 eserin bulunması için girişimde bulunuldu. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bildirilen 680 kaçak kazı ve 553 kültür varlığı kaçakçılığı olayına dair ilgili Valilikler, Jandarma ve Emniyet birimleri ile koordinasyon sağlanarak gerekli tedbirlerin alınması sağlandı. Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 01.05.2014 |
|
6 ASIRLIK HAMAM GERÇEK DEĞERİNE KAVUŞUYOR
Efe Post, 01.05.2014 |
|
UNESCO LSTESİ'NDEKİ GÖBEKLİTEPE'NİN ACİL İHTİYACI VAR
Yaklaşık 20 yıldır kazı yapılan Göbeklitepe, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde de yer alıyor. 12 bin yıllık geçmişiyle dünyanın en eski tapınak merkezi olan Göbeklitepe’nin dünya turizmine yön vermesi bekleniyor. Bölgenin ise küçük bir problemi var. Turistlerin ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri tuvalet-lavabo bulunmuyor. Bu basit eksiklik, devletin tüm kurum müdürlerinin bulunduğu koordinasyon toplantısında adeta krize yol açtı. Geçici de olsa bir tuvaletin yapılmasına karar verilmesine rağmen henüz bir adım atılmadı. Geçtiğimiz yıllarda İl Özel İdaresi tarafından yapılan sosyal donatılar alanı ise hizmete giremedi. Göbeklitepe’ye uygulanan prosedürün zorluğuna dikkat çeken Kültür Turizm İl Müdürü Aydın Arslan, “Elektrik hattının çekilmesi için bile günlerce yazışmalar sürüyor.” diyor. Özel İdare tarafından yapılan sosyal donatı alanının geçici de olsa açılması için bilet gişelerinin düzenlenmesi gerektiğine değinen Arslan, “Oraya bir görevlinin atanması lazım. Sosyal donatı alanı devreye girmeden tuvaletin açılması sıkıntı olabilir. Sosyal donatı projesi devam ediyor. Yıl sonuna kadar bitirmeyi planlıyoruz.” ifadelerini kullanıyor.
İşlerin yavaş ilerlemesine sitem eden Şanlıurfa Turizm Geliştirme Derneği Başkanı Rahime Yaşar, “Ne zaman bir işi sorsak ‘ihale aşamasında’ deniliyor. Bizde ihale aşaması bir türlü bitmiyor ki!” yorumunu yapıyor. Yaşar, şöyle devam ediyor: “Bu sadece Göbeklitepe sorunu değil, Urfa’nın her yanı aynı şekilde. Gelen turistleri bir yere götürünce yarım saatte geri getirmek durumunda kalıyoruz. Biz bir turisti 3 gün kentte tutabilirsek kentin büyük ölçüde sorunları çözülür.” Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası (ŞUTSO) Turizm Platformu Başkanı Asuman Yazmacı da, “Bizim turistleri başka bir yere yönlendirme şansımız yok. Bu kadar önemli bir mekan için lavabo olmazsa olmaz. Bir sosyal donatı alanı yapılmış, ancak elverişli değil.” diye konuşuyor.
Su sorununa tankerli çözüm! Göbeklitepe, turizm sezonuna girildiği ve ziyaretçi akınına uğradığı bugünlerde hala gerekli tesislere sahip değil. ŞUTSO Başkanı Sabri Ertekin, “Devlet oraya su götüremiyorsa yazık. Devlet gönderemiyorsa biz gönderelim. Valinin personel görevlendirmesi durumunda konuyu biz çözeriz. Yeter ki sıkıntı giderilsin.” diyor. Göbeklitepe’deki su sorununa ilginç bir çözüm sunan Şanlıurfa Hilvan Belediye Başkanı Aslan Ali Bayık, ağaçların sulanmasında kullanılan bir tankerin bölgeye gönderilmesi önerisinde bulunuyor. Zaman, Haber: Fethi Altun, 01.05.2014 |
|
SURİYE'Yİ SÖKÜP REYHANLI'DA SATIYORLAR
Taraf, 01.05.2014 |
|
TEMEL KAZAN İŞÇİLER GÖZLERİNE İNANAMADI
Kirazlıdere Mahallesi'nde 112 Acil Çağrı Merkezi inşaatının temel kazısı sırasında insan iskeleti bulan işçiler, durumu Amasya Müze Müdürlüğü yetkililerine bildirdi.
Amasya Müze Müdürlüğünce alınan izinlerin ardından yapılan kurtarma kazısı ve incelemede, 10 mezar ortaya çıkarıldı. Mezarların Bizans dönemine ait olduğunun belirlendiği, kazı çalışmalarının sürdüğü öğrenildi.
BİZANSLI AİLELERİN KEMİKLERİ YAN YANA Öte yandan yetkililer, içinde kırmızı renkte haç işareti bulunan bir mezarda, bir aileye ait olduğu tahmin edilen iskeletler buldu. Yetişkin kadın ve erkek ile bir çocuğa ait iskeletlerin, Bizanslı bir aileye ait olabileceği bildirildi. Cumhuriyet, 30.04.2014 |
|
KADERİNE TERK EDİLDİ!
Köylüler, harabe haline gelen mezarların
kaderine terk edildiğini söyledi. Dha, Haber: Ayhan Acar, 30.04.2014 |
|
ANTİK KENTE GECE GÖRÜŞÜ
Perge için 'ışıl ışıl' proje... Kültür ve Turizm Bakanlığı, UNESCO listesi için yarışan Antalya'da bulunan Antik Kenti, 3 milyon TL'lik yatırımla aydınlatıp, MOBESE kameralarıyla donatacak. Projeyle, hem gece ziyaret mümkün olacak hem 7/24 takiple kaçak kazıların önüne geçilecek.
UNESCO tarafından Perge’nin Dünya Kültür Mirası listesine alınması için de çalışan bakanlığın antik kentle ilgili hazırlanan Çevre Düzeni Projesini de ihale ettiği öğrenildi. 3 milyon liralık bir harcamayı öngören Çevre Düzeni Projesi’nin ihale süreci tamamlandığında antik kent ışıklandırılıp geceleri de ziyaret edilebilecek. Anbean kayıtta olan kameralar sayesinde de kaçak kazılar önlenmiş olacak.
Perge şehrinin geçmişi Tunç Çağı dönemine kadar uzanıyor. Helenistik dönem boyunca en zengin ve en güzel şehirlerinden kabul edilen Perge, Hitit İmparatorluğu’na da tanıklık etti. Büyük İskender’in MÖ 334'teki Granikos Savaşı’nı kazanmasının ardından yakın komutanlarıyla birlikte Perge’ye ulaşan isimler arasında yer alıyor. Akşam, Haber: Mustafa Kozak, 30.04.2014 |
|
|
MİLİON TAŞI
Bizans döneminde, dünya üzerindeki şehirlerin İstanbul'a mesafesinin hesaplanmasında kullanılan sıfır noktasını işaretleyen 'Milion Taşı', yapılan çevre düzenlemesinin ardından ilgi gören ve fotoğrafları süsleyen turistik bir objeye dönüştü. Sabah, 30.04.2014 |
İZNİK SURLARI YOK OLMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA
Tarihi İznik surundan yüzlerce kiloluk taş yola düştü. Taşın düştüğü an yoldan geçen veya altında aracın olmaması, olası bir faciayı önlerken vatandaşlar bir an önce yetkililerin gerekli önlemi almalarını istedi.
İznik İstanbul kapı mevkiinde 12 metre yüksekliğindeki surun üzerinden yüzlerce kiloluk taş birdenbire yola düştü, taşının traktör römorku önüne düşmesi ile şans eseri kimse yaralanmadı.
Surlar Yıkıldı Yıkılacak İznik’teki Bizans dönemi eserlerinin başında gelen ve toplam 4970 metre uzunluğa sahip surların İstanbulkapı mevkiindeki 12 metre yükseklikte bulunan blok taşlarından birinin aniden düştüğünü diğerlerinin de düşmesinin an meselesi olduğunu belirten vatandaşlar “ surlar bakıma alınacaksa hemen alınmalı. Özellikle bu bölgede sur üzerindeki taşlar düştü düşecek, bu taş birdenbire düştü, çocuklarımız bu yol üzerinden okula gidiyor, bizler de gelip geçiyoruz, şans eseri kimseye bir şey olmadı. Bir an önce güvenlik tedbirleri alınmalı. Zaman geçiyor surlarımız kendiliğinden yıkılıyor” diyerek yetkililere seslendi.
İznik Surları 4970 metre uzunluğu ile Türkiye de Diyarbakır ve İstanbul’dan sonra en önemli kalelerinden olan binlerce yıllık İznik Kale duvarları ağır tahribat altında gün geçtikçe yok oluyor. Surların bazı kesimlerinde ise kalelerin yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya bulunurken, kale diplerinde yakılan ateşler ile kale duvarları ağır tahribata uğrayarak parçalanıyor.
Yapımına Helenistik dönemde başlanan ve 4 bin 970 metre uzunluğundaki İznik Surları, dünyada hiçbir yıkıntıya uğramadan tek parça halinde ayakta durabilen benzeri üç yapıdan biri olarak anılıyor. İznik Surları’nın dört ana kapısı var. Lefke Kapı, İstanbul Kapı, Yenişehir Kapı ve günümüze gelemeyen Göl Kapı. Surların, görkemli duruşu ve yapısı, Dünya Kaleli Kentler Birliğine üye ülkelerin uzmanlarını da kendine hayran bırakıyor. İznik Rehber, 29.04.2014 |
|
SİVAS'TA 3 BİN 864 YILLIK HİTİT MÜHRÜ
Sivas’ta 2009 yılında ziyarete açılan müzede, bin 750′si Hitit dönemine ait 12 bin 500 obje bulunuyor. Yıldızeli İlçesine bağlı Kayalıpınar Köyü'ndeki kazı alanında, geçen yıl Alman arkeolog Prof.Dr. Andreas Müller-Karpe başkanlığında yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan Hitit dönemine ait silindir mühür de müzede sergileniyor. Bir aydır sergilenen ve 3 bin 864 yıllık olduğu belirtilen mühür, dikkati çekiyor.
Müze Müdürü Atılgan Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mührün, dönemi açısından çok önemli olduğunu belirtti.
Mührün, Hitit taş işçiliği sanatının ilk örneklerinden olduğunu ifade eden Kaya, “Silindir mühür üzerinde bulunan canlandırmada tanrı ile kralın eş değer olduğu ve krala itaatin tanrıya itaat olduğu anlatılmakta. O dönemde bu amaçla da bu tip mühür yüzükler yoğun olarak kullanılmaktadır” diye konuştu.
Mührün üstündeki hayvan figürlerinin de savaş sahnelerini betimlediğini dile getiren Kaya, “Mühürler yazılı belge niteliğinde, dönemin özellikle taş işçiliği sanatı ve üzerindeki betimlemeler o dönemdeki sosyal, kültürel, dini yaşam hakkında bizlere en önemli bilgileri veren belgelerdir” dedi.
Müzenin açılmasında en önemli etken Hitit eserleri Sivas Arkeoloji Müzesi’nin açılmasında en önemli etkenin Hitit dönemine ait eserler olduğunu vurgulayan Kaya, şunları kaydetti: “Kayalıpınar ve Kuşak Köyü'nden gelen Hitit eserleri müzemiz açısından çok önemli. Yani kazılar müzelerin can damarıdır. Kazılar olmazsa Sivas Müze Müdürlüğü’nün canlılığı ortaya çıkmazdı. Çünkü bağış ve satın alma eserlerle müze ayakta kalmaz, müzenin devamlılığının en büyük sebebi kazılardır, bu nedenle Sivas’ta yaz döneminde kazılar devam edecektir.”
Atılgan Kaya, Türkiye’de Hitit kazılarının 1994′te başladığını ve 2013′e kadar devam ettiğini dile getirerek, önümüzdeki dönemde kazıların tamamının Alman ekipler tarafından yapılacağını söyledi.
Son zamanlarda müzeye ziyaretçi sayısında artış olduğunu aktaran Kaya, “Müzemize ziyaretçi akını devam etmektedir. Kongre Müzesi’nin restorasyonda olması da ziyaretçi sayımızı önceki yıllara göre artırdı. Ziyaretçi sayımız ortalamanın üstünde” diye konuştu. haberler.com, 29.04.2014 |
|
BURSA SURLARINDAKİ KALE KAZISINDAN BAZİLİKA ÇIKTI
Tarihi MÖ 2200'e kadar (Bithynia dönemi) uzanan Bursa Surları'nın Tophane yamaçlarındaki kule kazısı sırasında, yaklaşık bin 600 yıllık erken Roma dönemine ait bazilika ortaya çıktı. Bazilikanın, surlardan sonra Bursa'da izi ortaya çıkmış, görünürdeki en eski yapı olmasının muhtemel olduğu bildirildi.
Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünde dersler veren ve Bursa surlarının restorasyon projelerini hazırlayan Mimar Dr. İbrahim Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Tophane Ön Yamaç Surları Restorasyon Çalışması"nın "Saltanat Kapısı"nın kuzeyinden başlayarak "Kaplıca Kapı"ya kadar uzanan kadar yaklaşık bin 200 metrelik bölümü kapsadığını belirtti.
Yılmaz, bu kısma ait tüm restorasyon projelerinin Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylandığını ancak mesafenin uzun olması nedeniyle restorasyon uygulama çalışmalarının iki etaba ayrıldığını kaydederek, birinci etap restorasyon uygulama çalışmasının, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü önünden askeri garnizona kadar olan yaklaşık 500 metrelik mesafeyi içerdiğini, etap kapsamında "A" ve "B" olmak üzere iki büyük kule, bu kuleler arasında ise uzun sur beden duvarlarının bulunduğunu anlattı.
- "Bursa'da izi ortaya çıkmış görünürdeki en eski yapı" Kulelerin restorasyon çalışması çerçevesinde, öncelikli olarak "A Kulesi"nin ön ve yan duvarlarının iç kısımlarında güçlendirme amacıyla kazı çalışmaları yapıldığını hatırlatan Yılmaz, şunları kaydetti: "Yapılan kazı çalışmalarında, kulenin alt kotlarında eski çağlara ait bazı duvar kalıntıları bulunmuştur. Bulunan kalıntıların erken Roma dönemi bazilikasına ait olduğu ve Bursa'nın mimarlık tarihinde yeni ufuklar açacağı düşünülerek kazının daha da genişletilmesi kararı alınmıştır. Bu amaçla kalıntıların üzerinde bulunan tek katlı yapı kamulaştırılarak yıkılmış ve kazıya geniş alanda ve derinlemesine devam edilmiştir. Kazı sonucunda beklendiği gibi doğu-batı ekseni üzerinde uzanan dikdörtgen bir plan şemasına sahip, mermer sütunları ve duvar süslemeleri olan, Hristiyanlığa geçişte ve ilk Roma devrinde kullanıldığı tahmin edilen bir bazilika yapısı ortaya çıkartılmıştır. Mimarlık tarihinde plan biçimini en uzun süre koruyan, Roma çağında ortaya çıkmış, ilk Roma döneminde de kullanılmış, hem mahkeme hem de dini yapı olma özelliği taşıyan bu bazilikanın, surlardan sonra Bursa'da izi ortaya çıkmış görünürdeki en eski yapı olması muhtemeldir."
Yılmaz, Bazilikanın teknik özelliklerine de değinerek, bu bilgileri verdi: "Bazilikanın doğu kısmında yuvarlak bir apsis (ayin yapılan yer), apsisin önünde de aydınlatma amaçlı mazgal türü bir pencere boşluğu bulunmaktadır. Bursa bazilikasında ortada bir nef, nefin sağ ve sol yanlarında ise pastophorium türü iki adet hücre bulunmaktadır. Bu hücrelerin bir tanesi apsisin kuzey doğusunda, diğeri ise güney doğusunda yer almaktadır. Birinci hücrenin (oda) adı diokonikon, ikinci hücrenin adı ise prothesisdir. Diokonikon hücresi kutsal eşyaların bulunduğu yerdir. Bu hücre, dini eşya ve metinlerin saklandığı, din adamlarının ayin için hazırlık yaptığı odadır. Prothesis hücresi ise hediyelerin saklandığı ve kabul edildiği odadır. Bazilikada apsisin kuzey batısında neften girilen içinde rahip iskeletinin de bulunduğu bir mezar odası vardır."
- "Bursa'nın kültür tarihindeki önemini daha da artıracaktır" Burada halen devam eden kazı çalışmasında bazilikanın "narteks" denilen giriş kısmı ile "atrium" olarak adlandırılan avlunun ortaya çıkartılmasına çalışıldığını belirten Yılmaz, "Özgün ve şu ana kadar bilinmeyen Bursa bazilikasının ortaya çıkması, Bursa'nın kültür tarihindeki önemini daha da artıracağı muhakkaktır. Burada, kazı sonra yapılacak korumaya yönelik restorasyon çalışmaları, turizm açısından da Bursa'ya önemli kazançlar sağlayacaktır" değerlendirmesinde bulundu.
Yılmaz, "B Kulesi" kısmında restorasyon öncesi yapılan temizlik çalışmalarında ise kuleye ait kazamat (yerin altına kazılmış siper) kalıntılarının ortaya çıktığına işaret ederek, "Kalıntıların incelenmesi sonucu, 'B Kulesi'nin İç Kale'de bulunan Bey Sarayı'nı koruyan ilk kule olduğu anlaşılmıştır. Bu kule, kalıntılarının üzerinde geleneksel malzeme ve yöntemler kullanılarak özgün haliyle tamamlanmış ve eski ihtişamlı haline getirilmiştir. Kule iki katlı olmasına rağmen Tophane Parkı'nın ön görünüşünü etkilememesi amacıyla bir katı yapılmıştır. Diğer katının zemini seyir terası olarak bırakılmıştır" dedi. Milliyet, 29.04.2014 |
|
560 YILLIK MAHALLEDE TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR
Haliç Tersaneleri’ndeki projenin
geleceği belirsizliğini korurken bu bölgede, geçmişi
İstanbul’un fethine kadar uzanan mahallelerin durumu
kaygı uyandırıyor. Osmanlı’nın ilk döneminde kurulan
ve fetihte gemi inşaatında çalışan işçiler için
yapılan evlerin hala ayakta olduğu Bedrettin
Mahallesi onlardan biri... Taraf, Haber: Billur Özgül, 29.04.2014 |
|
TARİHİ DEĞİŞTİREBİLİR
Mısır'daki Oxyrhynchus'ta yapılan kazılardaki mezar buluntuları tarihi akışı değiştirecek nitelikte. Kazıya giden Katalan arkeologlar, Mısır Hıristiyanlarına özgü süslemelerin yer aldığı bu mezarlardan birinde bulunan figürün bilinen en eski İsa Peygamber tasviri olabileceğini bildirdi.
KIVIRCIK SAÇLI, TUNİK GİYMİŞ GENÇ ADAM Kazılarda 20 yıldır çalışan kazı başkanı Josep Padro, İspanya gazetesi La Vanguardia’ya yaptığı açıklamada, bu buluşu “olağandışı” olarak ifade etti. Uzun süren kazılarda ortaya çıkan bitki motifleri ve kitabeler arasında özel bir şey bulduklarını söyleyen Padro, bu yeni figürü “Tunik giymiş, kıvırcık saçlı ve sanki birini kutsarmışçasına elini havaya kaldıran genç bir adam” olarak tanımladı ve “İsa’nın ilk imajlarından biriyle karşı karşıya olabiliriz” dedi. Bulunan figür koruma altına alındı ve etrafını çevreleyen yazılar da bir ekip tarafından çevrilmeye başlandı. Oxyrhynchus’ta yapılan daha önceki kazılarda Mısır tanrısı Osiris’e adanmış tapınaklar bulunmuştu. Akşam, 29.04.2014
HANEDANLIK ÜYELERİNE AİT OLABİLİR Basel Üniversitesi'nden yapılan açıklamada, araştırmacıların en az sekiz prenses ve dört prensin ise kimlik tespitini yapamadığı vurgulandı. Vatan, 30.04.2014 |
|
BÜYÜK GÖZTEPE TÜMÜLÜSÜ'NDEKİ KAZI ÇALIŞMALARI
Karabük'ün Safranbolu İlçesi'ndeki Büyük Göztepe Tümülüsü'ndeki kurtarma kazıları, 4 aylık aranın ardından yeniden başlayacak.
Karabük Üniversitesi (KBÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Yrd. Doç.Dr.Şahin Yıldırım, gazetecilere yaptığı açıklamada, iki yıl önce başlatılan ve dönem dönem sürdürülen kazı çalışmalarına devam edeceklerini söyledi.
Kazı çalışmalarına Kültür ve Turizm Bakanlığından alınan iznin ve ödeneğin bitmesi ile ara verdiklerini belirten Yıldırım, şu bilgileri verdi: "Bakanlıktan yeni kazı izni ve ödenek alındı. Kazılar 10 gün içinde 10 kişilik ekiple yeniden başlayacak. Tümülüs 17 metre yükseklikte. Belirli bir kısmı açıldı. Yaklaşık 5 metrelik bir derinliğe daha ineceğiz. MÖ 4. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen tümülüs açıldığında Safranbolu'nun tarihine ışık tutacak bulgulara ulaşmayı ümit ediyoruz. Daha önce Tepenin zeminden 50 santimetre kadar aşağısında 4 insan iskeletiyle karşılaştık. İskeletler Bizans dönemine ait. Safranbolu'da yaşayan en eski bireylere ulaşmış durumdayız. Tümülüste Büyük İskender döneminden mezar anıtı bulmayı umut ediyoruz." Memleket, 28.04.2014 |
|
ANTİK TİCARET MERKEZİ GÜN YÜZÜNE ÇIKARILIYOR
Zonguldak’ın Gökçebey İlçesi'nde, Türkiye’de ilk defa nehir kıyısında ortaya çıkartılan Antik Roma dönemine ait ticaret merkezi kalıntıları için kazı izninin çıkmasıyla buradaki yapılar ortaya çıkarılacak.
Kurtarma kazıları geçen yıl başlanan Gökçebey İlçesi Üçburgu mevkisindeki Antik Roma dönemine ait ticaret merkezinin kazı başkanlığını Ereğli Müze Müdürlüğü yürütecek.
Yapılacak kazılarda akademik danışman olarak görev yapacak olan Karabük Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr.Şahin Yıldırım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen yıl yapılan kazıların Kültür Ve Turizm Bakanlığı, Gökçebey Kaymakamlığı ile Gökçebey Belediyesinin destekleriyle gerçekleştirildiğini söyledi.
Yıldırım, Roma dönemine ait olduğu belirlenen kalıntıların bulunduğu alanda geçen yıl Ereğli Müzesi ile Filyos beldesindeki Tieion antik kentindeki kazı ekibinin işbirliğiyle araştırma ve temizlik çalışmalarının yürütüldüğünü ifade etti.
Söz konusu çalışmaların ardından alanın, sel sularının getirdiği birikintiler, ağaç kalıntıları, bitkiler ve çöplerden temizlendiğini dile getiren Yıldırım, bu çalışmalarla Türkiye’de ilk defa nehir kıyısında antik bir ticaret merkezinin ortaya çıkarıldığını kaydetti.
Yıldırım, geçen yıl alanda Antik Roma dönemine tarihlendirilen kurşun ağırlıklar, Latince ve Grekçe yazıtların ortaya çıkarıldığını belirterek, “Çok sayıda küçük buluntu çıktı. Ereğli Müze Müdürlüğünde sergileniyor. Bu yıl için kazı izni çıkmasının ardından kurtarma kazıları devam edecek. Kazı alanı olarak alandaki ticaret merkezinin iç kısımlarında depo bölümlerinde çalışma yapılacak. Kazı alanının temizliği sırasında bulunan tarihi kalıntılardan, bölgenin önemli bir merkez olduğunu tahmin ediyoruz” diye konuştu.
Ticaret merkezinin ortaya çıkarılmasıyla bölgenin önemli bir turizm merkezi olacağını vurgulayan Yıldırım, “Kurtarma kazılarının başlamasıyla bu yapıların işlevleri net bir şekilde anlaşılacak ve bölgenin ne derece önemli bir geçmişe sahip olduğu da gözler önüne serilecektir” dedi.
“Arkeoloji ve tarih açısından oldukça ilginç bilgiler vermiştir” Filyos nehrinin taşımacılık ve ulaşımda kullanıldığının antik kaynaklardan bilindiğine dikkati çeken Yıldırım, şöyle devam etti: “Filyos Nehri’nde odun, kereste, üzüm, şarap, tahıl gibi ürünler, büyük kayıklarla nehir ağzında bekleyen yelkenli gemilere taşınıyordu. Nehrin, denizden 20 kilometre kadar içine teknelerle ulaşım sağlanması mümkündü. Gökçebey Üçburgu mevkisinde bulunan yapı temellerinin ve ahşap iskele kalıntılarının, bu nehirlerde ticari malları taşıyan kayıkların mallarını boşalttığı, ticaretle ilişkili depo yapılarına ait oldukları anlaşılmaktadır.”
Yıldırım, Tieion Antik Kenti ile Üçburgu mevkisi arasında büyük bir antik yol bulunduğunu dile getirerek, kazılarda ortaya çıkarılan depo temelleri, taş döşeli yol, sikkeler, çanak çömlekler, ok uçları, kandiller, kurşun dirhem ve yazıtlı bir taşın, arkeoloji ve tarih açısından oldukça ilginç bilgiler verdiğini söyledi. haberler.com, 28.04.2014 |
|
DÜNYA TARİHİ BU MÜZEDE HAYAT BULACAK
Radikal, 28.04.2014 |
|
İNŞAAT ALANINDAN TARİHİ KALINTILAR ÇIKTI
Sınırlı Sorumlu Tekkeönü Piri Reis Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi tarafından Ovatekkönü Köyü mevkisinde 1 hafta önce yapımına başlanan inşaatın temel kazısı sırasında taş duvar ve küp kırıkları ortaya çıktı. Durumun haber verilmesi üzerine Amasra Müze Müdürlüğü ekipleri kazı alanında inceleme yaptı. Çıkan kalıntılar incelenmek üzere götürülürken, inşaat çalışması durduruldu. Jandarma, kazı alanının etrafına şerit çekerek önlem aldı.
Amasra Müze Müdür Vekili Yeşim Ozan, temel kazı alanında yaptıkları incelemede taş duvar ve kırık küp parçaları bulduklarını belirterek şöyle dedi: “İnşaat çalışmalarını durdurarak, alanı koruma altına aldık. Şu anda hangi döneme ait olunduğu konusunda herhangi bir tespitimiz yok. Hazırlanan raporları Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na göndereceğiz. Bundan sonraki süreçle ilgili kararı orası verecek.” Evrensel, 28.04.014 |
|
KIZILTEPE'DEKİ ERMENİ HÖYÜĞÜ'NDE TALAN DURMUYOR
Radikal 2012 yılı Haziran ayında Telermen
Höyük'de yaşanan tahribatı dile getirmişti. Arkeolog
Nezih Başgelen gezi sırasında burada yaşanan
tahribatı gözlemlemiş, gizli de olsa fotoğraflar
çekerek höyüğün kurtarılması için Kültür ve Turizm
Bakanlığı başta olmak üzere Mardin Müzesi, Mardin
Valiliği’ne durumu belgeleriyle bildirmişti. Ancak
aradan geçen 2 yıla rağmen höyük her geçen gün
iş makinaları ile kazılarak biraz daha yok
edildi. İmar izni verilen ve
bugün 'Tepebaşı mahallesi' olarak bilinen alanda
höyükten geriye sadece askeri alan kaldı. Radikal, Haber: Ömer Erbil, 28.04.2014 |
|
İSTANBUL RESİM VE HEYKEL MÜZESİ'NDE NE OLUYOR?
Türkiye’nin ilk modern ve tek kamusal sanat müzesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, 1937’den 2012 yılına kadar Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’nde konumlanmıştı. Müze, 1970'lere kadar ülkenin tek sanat müzesiydi. 2007 yılında kaynak bulma sorunu nedeniyle kapatılan müze 8 yıllık bir aradan sonra restorasyon çalışmalarının bitirilip açılması beklenirken tüm koleksiyonu ani bir kararla Tophane Antrepoları’ndan 5 numaralı antrepoya yerleştirildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bu kararda etkili olduğu biliniyor. Bu süreçten itibaren dile getirilen kamusal talepler, müzenin hayatta kalma süreci ve konuya uzmanların katılımının sağlanması ve bugün de sürmekte olan belirsizlikler karşısında yanıtlar bulmak amacıyla Cumartesi günü Görsel Sanatlar Derneği Platformu (GSD_P)’nun öncülüğünde ‘Müzemi İstiyorum’ paneli gerçekleştirildi. Panel, görsel sanat hafızasının korunması, geliştirilmesi, günümüze uzanması ve geleceğe taşınabilmesi için adına önemli bir adım oldu.
Müzenin değiştirilen isminden, kimliğine, mimari gereksinimlerinden geleceğine dair bir bellek oluşturmak adına düzenlenen “MÜZEMİ İSTİYORUM – İstanbul Resim Heykel Müzesi ve Geleceğini Düşünmek” başlıklı panelde, katılımcılar müzenin gerçek anlamda tek kamusal müze olarak sahiplenilmesi ve bir diyalog arayışının gündeme getirilmesi konusunda taleplerini dile getirdi ve tartışmalar da bu yönde ilerledi.
Muhatap yok, birliktelik var
Eski MSÜ Resim ve Heykel Müzesi Müdür Yardımcısı Tomur Atagök ise müzelerin eskisi gibi Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmasının daha doğru olduğunu söyledi. Her müzenin koleksiyon politikası yazılı ve açık olmalıdır dedi ve müdür yardımcılığı görevini sürdürürken yapmaya çalıştığı değişikliklerin karşılık bulmadığını da söyleyen Atagök, eski danışma kurulunun dağıtılarak yerine yeni bir kurul oluşturulduğunu, fakat bu kurulun da kağıt üzerinde bir danışma kurulu olduğunu ve süreçten onların da tamamen habersiz olduğunu söyledi.
Yeni mimari düzenleme çok tartışılıyor
‘TÜSAK her yerde, sanat
muhafazakarlaştırılıyor’
1937’de kuruluşundan beri müzenin yer aldığı Milli Saraylar Resim Koleksiyonu, müzenin modernleşmeye bağlı anlatısını tersine çeviriyor. Resim ve Heykel Müzesi’nin aklını, bilgisini, temsiliyetini, sembolizmini tersine çeviriyor. Yeniden Osmanlı hanedanının zenginliği ve egemenliği sergilenmekte. Yeni müzede monarşi tarihine karşı kurulan modern ve ulusal bir tarih sahnesi okuyamazsınız. Talimatname gibi açıklandı, sanat muhafazakarlaştırılacak. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin tasfiye edilmesi bu politikanın uygulamasıdır. Yoğun bir sansür, TÜSAK ve dramatik sanatların imha edilmesiyle ortaya çıkıyor. Modernleşmeyi simgeleyen mimariyi tahrip etmekle ortaya çıkıyor. İmparatorluk rejimine ait mekanların restore edilmesini görüyoruz. AKM yıkılıp Kışla’nın ihya edilmesi gibi. Resim heykelin tasfiyesiyle ilgili haberleri hatırlarsanız 2011-12 yılında medyatik manevralarla bu iş gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı medyanın ifadesiyle art arda baskın düzenledi ve gördükleri mezbelelik nedeniyle şoka uğrayan heyetler akademiyi karalamaya başladı. Oysa bu tablonun sorumluğu restorasyona yanaşmayan mali baskılarla kötürümleştiren Meclis başkanı. Aynı dönemde kendi müzesine baskın düzenleyen denetim müzeden eserlerin çalınmasına göz yummuş. Düzmece baskılar sonucunda veliaht dairesi müzenin elinden alınıp 75 yıl sonra iade ediliyor. Tarih ters yüz ediliyor. Saray, böylece moderniteden temizlenmiş oluyor. Bir sarayı müzeye vermeyeceksiniz de nereye vereceksiniz? Sol Haber, 28.04.2014 |
|
BİLİNMEYEN BAŞYAPIT SATILIYOR
Türk resminin en önemli isimlerinden Osman Hamdi Bey’in 1882’den günümüze gizli kalmış bir başyapıtı ortaya çıktı. 2004’te ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ isimli eseri 5.5 milyon liraya satılarak rekor kıran Osman Hamdi’nin ‘Cami Önü’ konulu eserinin bu kez müzeyedeye çıkış fiyatı 10 milyon lira ile satış rekorunun üzerinde.
TAM 132 yıldır
gizli kalmış bir Osman Hamdi tablosu kalın
kadife bir perdenin arkasından gün ışığına
çıkmak için gün sayıyor şu günlerde. Antik
AŞ’nin 24 Mayıs Cumartesi günü Shangri-La
Otel’de gerçekleştireceği müzayedesinde yer
alacak tablo bugüne kadar satışa sunulan en
önemli Osman Hamdi Bey eserlerinden biri olarak
gösteriliyor. ‘Cami Önü’ konulu eser tuval
üzerine yağlıboya, imzalı ve 1882 tarihli. Osman
Hamdi Bey’in Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i
Şahane’yi, bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel
Sanatlar Üniversitesi’ni kurduğu yıl olan
1882’de tamamladığı eser, eski Gebze Belediye
Başkanı Mustafa Zeki Bey koleksiyonundan
günümüze gelmiş. Duvarında asılı olduğu köşkte,
‘Kaplumbağa Terbiyecisi’nin kırdığı fiyat
rekorundan sonra genelde üzeri kadife bir
perdeyle kapalı olarak saklanmış. Şimdi ilk kez
müzayede salonuna gelerek sanatseverlerle
buluşacak tablo, 12 ve 24 Mayıs tarihleri
arasında Antik AŞ’de sergilenecek.
HER ESER BİR REKOR
Özgün tarzını yansıtıyor Prof. Edhem Eldem: “Eser 1882 tarihli olması nedeniyle önemlidir. Bursa Yeşil Cami’nin taç kapısını ve önünü tasvir etmiştir. Benzer eserlerinde olduğu gibi bu tuvalde de Osman Hamdi Bey camin önüne gerçekte bulunmayan basamakları ustalıkla koyarak figürlerine hareketli bir sahne oluşturmuştur. Osmanlı mimarisini kullanarak, ön planda feraceli, yaşmaklı ve şemsiyeli kadınlar, erkekler, satıcılar ve dilenciler gibi ‘tipik’ Osmanlı karakterlerini sahneye koyan bu tablo, sanatçının kendine özgün tarzını yansıtan önemli eserlerindendir.”
Büyük bir heyecan duyuyoruz Turgay Artam: “Antik AŞ olarak Türk resminin usta ismi Osman Hamdi Bey’in başyapıt bir eserini ilk kez gün ışığına çıkarmaktan büyük bir heyecan ve onur duyuyoruz. Evlerde gizli kalmış eserleri toplumla paylaşarak hak ettikleri değerlere ulaşmasını sağlamak ve Türk sanatçısının hak ettiği saygıyı görmesi en büyük hedefimizdir. ‘Cami Önü’ tablosunun günümüze kadar korunmasını sağlayan ve eseri toplumla paylaşan eser sahibi hanımefendiye teşekkür ediyoruz.” Hürriyet, Haber: İhsan Yılmaz, 28.04.2014 |
|
DEV MÜZEDE GERİ SAYIM
52 milyon lira maliyetle 55 bin metrekare alan üzerine kurulan Hatay'daki Antakya Müzesi'nin yüzde 70'i tamamlandı. Eserler yeni yerlerine taşınıyor. Mekan ziyarete açılınca, dünyanın en büyük mozaik sergileme alanına sahip müzesi unvanına sahip olacak.
Sabah, 28.04.2014 |
|
8 BİN YIL, OCAĞA DİRENİYOR
Aydın ve Muğla arasında bulunan ve tarihte “Kutsal Dağ olarak adlandırılan Beşparmak Dağları erken döneme ait antik kente sahip. Latmos bölgesi uzmanlar tarafından Anadolu arkeolojisinin en önemli keşfi olarak adlandırılıyor. Bölge, kayaların doğal aşınmaları nedeniyle dünyada az görünen coğrafya parkı niteliği taşıyor. Latmos ayrıca Türkiye’nin en büyük fıstık çamı ormanlarından biri olma özelliği taşıyor. Karakulak da burada 1994’te Arkeolog Dr. Anneliese Peschlow tarafından keşfedilen MÖ 5. ve 6. yüzyıla ait 170 kaya resmi de Latmos’ta yer alıyor. 13 tarihi manastırın bulunduğu bölgede dünyada yok olmak üzere olan 22 çeşit bitki ile yabani kedi türü olan Karakulak ve Kuyruklu Kartal da bulunuyor. Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, Latmos’un taş ocağı çilesini bitirmek için yıllardır mücadele verdiklerini dile getirdi. “UNESCO’YA BAŞVURDUK” Sürücü ayrıca şunları söyledi: “Bölgenin Milli Park ilan edilmesi için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na ve Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’na buranın tescillenmiş kalıntıları ve biyolojik zenginliğine dair bir rapor sunduk. Bunun yanı sıra UNESCO’ya da başvurduk. Ancak taş ocaklarının faaliyetleri sürdüğü için bu kurumlardan kısa sürede cevap gelmesi gerekiyor. Burada binlerce kaya var. Hepsinin altına bakamadığımız için ne kaybettiğimiz belli değil. Bu zenginlik eşsiz ancak çıkarılan mineral Türkiye’de başka yerlerde de var.” Piskoposluk merkezi oldu Kaynaklara göre, MS 7. yüzyılda bölgeye ilk manastırları Sina Yarımadası ve Yemen’den gelen Hıristiyan rahipler inşa etti. Manastırların sayısının artmasının ardından bölge 9. yüzyılda bir piskoposluk merkezi haline geldi. Taraf, Haber: Billur Özgül, 28.04.2014 |
|
KABE'NİN SÜTUNLARI HELENİSTİK ÇIKTI
Kabe’ye 1573-1577 yılları arasında Sultan İkinci Selim ve oğlu Sultan Murat döneminde inşa edilen Osmanlı revaklarının, Kasım 2012’de başlanan söküm işlemi bitti.
Revakların yıkılıp yıkılmayacağı uzun yıllar İslam aleminin tartışma konusu oldu. Kabe’yi Genişletme Projesini üstlenen Bin Ladin Grubu, revaklarının yenilenmesi için Türkiye’de tarihi eser restorasyonu konusundaki en büyük şirketlerin biri olan Gürsoy Grup’la anlaştı.
2 BİN 754 PARÇA TAŞINDI Türkiye’den Arabistan’a giden bir ekip revakları söküp temizledi. Sandıklar içine konulan 496 sütun, 881 kaide, 152 kubbe, 232 küçük kubbe ve 993’ü parapet toplam 2 bin 754 parça Müzdelife’deki restorasyon alanına taşındı.
KUBBELERİN SIRRI Revakların incelenmesi esnasında Suudi ve Türk uzmanlar, kubbelerin inşa ediliş şekliyle ilgili 450 yıldır gizli kalmış olan bir sürprizle karşılaştı. Bu benzersiz kubbelerin inşa ediliş şekli daha önce hiçbir İslami mimaride bulunmayan bir teknikle yapılmıştı. Sürpriz olan bir diğer bulgu ise sütunların ve kaidelerin birçoğunun Helenistik döneme (İslamiyet öncesi) bazılarının Emevilere, bazılarının ise Abbasilere ait olduğu. Tahminler, bu sütunların Kabe’ye dışarıdan taşınan taşlarla birlikte geldiği yönünde.
KABE İLE GÖZ TEMASI Hızla devam eden tavaf alanının genişletilmesi projesinde, revakların seviyesi, tavaf alanı ile aynı seviyeye indirgenip 27 metre kadar içeri taşınacak. Böylece hem tavaf alanı genişleyecek hem de tavaf alanında seviye farkı ortadan kalkacak. Aynı zamanda tavaf edenlerin Kabe ile göz temasını sağlayabilmesi imkanı sağlanmış olacak. Bu çalışmalar sonrasında tavaf alanı kapasitesinin yaklaşık 3 katına çıkacak. Daha önce 50 bin kişi olan tavaf kapasitesi, metrekare başına 3 kişinin tavaf etmesi durumunda, 150 bin kişiye ulaşacak.
ORİJİNALİ GİBİ YAPILACAK Şirket, orijinal revaklarda kullanılan taşların gelmiş olduğu Şemasi Dağı’ndan taşlar kesip, bunları yeni inşa edilecek ve tavaf alanıyla aynı hizada olacak olan sütunların etrafına, orijinal revaklarda bulunanlarla görünüş değişikliği olmayacak şekilde işleyip montajını yapacak. Hürriyet, Haber: Fatma Aksu, 27.04.2014 |
|
CERVANTES'İN MEZARI ARANIYOR
İspanyol yetkililer, başkent Madrid'deki bir manastırda Don Kişot'un yazarı Miguel de Cervantes'in mezarını bulmak için çalışma başlatılacağını açıkladı.
Cervantes’in kemiklerini bulmak için yeraltı radarı kullanılacak. Yeraltının taranması, kemiklerin çıkarılması ve analizinin birkaç ay alabileceği belirtiliyor. 1616’da yoksul bir insan olarak ölen Cervantes, İspanya’nın en önemli yazarlarından. Cervantes, yeryüzünde en fazla okunan ve farklı dillere çevrilen romanlardan biri olan Don Kişot’u yazdıktan sonra ‘modern romanın babası’ olarak anılmaya başlanmıştı. Yazarın mezarı Trinitarians Manastırı'nda aranacak. Kayıtlarda Cervantes’in 22 Nisan 1616’da öldüğü ve ertesi gün manastırın kilisesine gömüldüğü geçiyor ama mezarın tam yeri bilinmiyor. Gelecek yıl yazarın ölümünün 400’üncü yıldönümü dolayısıyla etkinlikler düzenlenecek. Radikal, 27.04.2014 |
|
648 YILLIK ÇİVİSİZ CAMİ DÜNYA KÜLTÜR LİSTESİNDE
Türkiye bu yıl 13 tarihi eserin Dünya Kültür Mirası
Geçici Listesi'ne alınması için BM Eğitim, Bilim ve
Kültür Örgütü'ne (UNESCO) başvuruda bulundu.
Aralarında Muğla'daki Kaunos antik kenti,
Kırşehir'deki Ahi Evran Camii ve Mardin'deki Mor
Yakup Kilisesi gibi çok kıymetli eserlerin bulunduğu
liste, UNESCO tarafından olduğu gibi kabul edildi.
Bu başyapıtlardan biri de Kastamonu'daki Kasaba
Camii. Diğer ismi Mahmutbey Camii olan ibadethanenin
aday listeye alınması Kastamonuluları çok mutlu
etti. Caminin üç kez çalınan ve daha sonra bulunan
kapısı, Türkiye'deki şaheserlerden biri... Caminin
yapımında kullanılan ağaçların geyiklerle taşındığı
rivayet ediliyor.
|
|
TOPKAPI'DA ZİYARETÇİ REKORU
Türkiye genelindeki müze ve ören yerlerinden elde edilen gelir, son 11 yılda yüzde 1150 oranında artarak, 26 milyon liradan 299 milyon 201 bin liraya yükseldi. Habertürk, 27.04.2014 |
|
"MÜZEYİ ALAY KÖŞKÜ'NE TAŞIMALARINI ÖNERDİM"
Tarihi Yıldız Sarayı içindeki Türkiye Yazarlar Sendikası’na (TYS) ait Edebiyat Müzesi’nin kapatılmasına ilişkin Milliyet gazetesinde yer alan haberin ardından müzenin taşınması kararına imza atan dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, sendikaya Gülhane Parkı’ndaki Alay Köşkü’nü önerdiğini ancak teklifine kulak asılmadığını söyledi.
‘Müzeyi idare ettim’
Milliyet, Haber: Arif Balkan, 26.04.2014 |
|
|
WARHOL ESERLERİ DİSKETTEN ÇIKTI
Pop-art'ın kurucusu ABD'li sanatçı Andy Warhol'un hiç bilinmeyen eserleri ortaya çıkarıldı.
Çağdaş sanatın önemli temsilcilerinden Warhol'un 29 yıl önce sanal ortamda hazırladığı eserler, disketlerde bulundu. Commodore International şirketinin bilgisayarlarının reklamı için hazırlandığı belirlenen eserler, eski dosyalama formatında saklanmıştı. ABD'deki Carnegie Mellon Üniversitesi'nden bir ekip, dosyaların kurtarılması için özel bir yazılım geliştirdi. 12'si Warhol'un imzasını taşıyan 18 eserin keşif süreci, yakında internetten yayınlanacak bir belgesele dönüştürüldü. Hürriyet, 26.04.2014 |
GÖBEKLİTEPE, DÜNYA TARİHİNE VE TURİZMİNE YÖN VERECEK
Dünyanın ilk yerleşim birimlerinden ve en büyük ibadethanesinin bulunduğu yer olarak bilinen Göbeklitepe, turizme ve tarihe yön verecek. Göbeklitepe’nin ortaya çıkması ile arkeoloji dünyasının şok yaşadığı belirtiliyor. Tarihçiler, daha önce 12 bin yıl önceki insanların avcı ve toplayıcı bir kültüre sahip olduklarının bilindiğini ancak Göbeklitepe’nin bu kanıyı tamamen değiştirdiğini söylüyor.
Göbeklitepe’de 4 tabakanın açığa çıkartıldığını belirten Şanlıurfa Müze Müdürü Müslüm Ercan, en üstteki tabakanın, tarım yapılan yüzey dolgusu olduğunu, geriye kalan 3 tabakanın ise Çanak, Çömleksiz Neolitik Dönem’i tarihlendirdiğini kaydediyor. Ercan, Göbeklitepe’de en az 20 anıtsal yapının daha gün yüzüne çıkmasını ümit ettiklerini dile getiriyor.
Göbeklitepe’de bulunan kalıntılar, insanlık tarihinin bilinenden daha eski dönemlerine ışık tuttuğunu ifade eden Harran Üniversitesi Öğretim Üyesi Tarihçi Cihat Kürkçüoğlu, Göbeklitepe’nin 12 bin yıl öncesinde insanlığın önemli bir buluşma merkezi olduğunu ortaya çıkardığını aktarıyor. Dünyanın ilk tapınakları olarak bilinen ve tarihi 12 bin yıl öncesine dayanan Göbeklitepe’de kazıların 17 yıldır devam ettiğini anımsatan tarihçi Cihat Kürkçüoğlu, kazının yaklaşık 30 yıl daha süreceğini belirtiyor. Tarımın da ilk defa buradan başladığını ileri süren Kürkçüoğlu, şu ifadelere yer veriyor: “Piramitler Mısır için ne anlam ifade ediyorsa Göbeklitepe de Türkiye için o anlamı ifade edecek. Göbeklitepe kısa sürede UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınacak bundan eminim. İlerleyen yıllarda milyonlarca insan burayı görmek için gelecek. Uçaklar dünyanın birçok yerinden sadece Göbeklitepe için havalanacak, buraya turist taşıyacak.” Zaman, Haber: Fethi Altun, 26.04.2014 |
|
KARADENİZ'İN EFES'İ DESTEK BEKLİYOR
Kazı ekibi tarihe ışık tutacak önemli bir
çalışmayı tamamlamak için Kültür ve Turizm
Bakanlığı ile ilgili kurumlardan gelecek ödeneği
bekliyor.
Roma dönemine ait antik kentteki tiyatronun toprak altında kalan kısmına ulaşmak ve plan şemasını ortaya koymak için kazı çalışmasını başlatan ekip zaten uzun süreceği tahmin edilen işin maddi sıkıntılar nedeniyle daha fazla zaman almasından endişe ediyor.
Prusias ad Hypium Konuralp Antik Kenti Tiyatro
Kazısı, 25 Temmuz 2013 Perşembe günü
gerçekleştirilen törenle başladı. Tiyatro ve
tiyatro çevresindeki kazılar, Düzce Valiliği İl
Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Konuralp Müzesi
Müdürlüğü Başkanlığında ve Düzce Üniversitesi
Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü ile
ortaklaşa gerçekleştiriliyor.
NADİR TİYATRO ÖRNEĞİ Kazılarla tamamıyla gözler önüne serilecek antik tiyatro, Helenistik ve Roma döneminde Doğu Marmara ve Batı Karadeniz bölgelerinde yapılmış tiyatroların ayakta kalabilmiş, tümlenebilir ve turizme kazandırılabilir nadir örneği olacak. Konuralp Antik Kenti, Roma köprüsü, su kemerleri, tiyatrosu ve bugüne dek ulaşılan arkeolojik kalıntıların korunup sergilendiği müzesi ile bir anlamda Düzce'nin tarihini barındırıyor. Düzce Damla, 26.04.2014 |
|
BURSA'DAN PORTEKİZ'E ÇAĞRI VAR
Bursa Büyükşehir Belediyesi, Şehzade Mustafa'nın türbesinin dış iki cephesindeki pencerelerin üzerinden 1905 yılında kaçırılan ve halen Portekiz'de bir müzede sergilenen çinilerin geri alınması için Kültür Bakanlığına çağrıda bulundu.
Muradiye Külleyesi'nde bulunan Şehzade Mustafa'nın türbesinin yenileme çalışmalarında sona gelindi. Restorasyon çalışmalarını inceleyen Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Türkiye olarak son dönemlerde, tarihi, kültürel ve daha birçok değerin farkına vardıklarını söyledi. Kent ziynetleri ile ilgili değerleri belediyelerin ayağa kaldırdığını belirten Altepe, "Daha önceki dönemde bugün restore ettiğimiz birçok şey lüzumsuz olarak görülüyordu. Kaldırılması gereken eski taş yığınları harabeler olarak görülüyordu. Bunların tam olarak kıymeti bilinemiyordu. Ülkemizde ve Bursa'mızda birçok eser yurt dışına kaçırıldı. Bey Sarayı dediğimiz, şu anda orduevi olarak kullanılan yerin kapısının Petersburg'da olduğu söyleniyor. Gidenler ve ziyaret edenlerden öğrendik, müzede sergilendiği belirtiliyor. İnşallah yakında biz de göreceğiz" dedi.
Muradiye Külliyesi'nde de bazı değişiklikler olduğuna dikkat çeken Altepe, "Değişik zamanlarda burada restorasyon yapan, uzman olarak çalışan, ziyaret eden değişik misafirlerimiz, buradaki bazı eserleri parçalayıp kendilerine göre koruma altına almış. Bunlar yer değiştirmiş. Bu yer değiştirenlerden birisi de Şehzade Mustafa'nın türbesindeki çiniler. Zamanında eski resimlerde bu çiniler var fakat şu anda çiniler yerinde yok. Onların Portekiz'de bir müzede olduğu belirtiliyor. Kültür Bakanlığımız bu işleri iyi yapıyor. Bursa'ya, ecdadımıza ait bu güzel parçaları inşallah geri getirirler. Bu konuda Sayın Bakanımızın ve ekibinin desteklerini bekliyoruz. Onlar getirsin, biz bir an önce eski yerlerine koyarız" diye konuştu. Bursa'da Bugün, 26.04.2014 |
|
MARMARAY KAZILARINDA 12 KAMYON KEMİK İNCELENDİ
İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri Yenikapı Metro ve Marmaray Kazısı Hayvan Kemikleri Proje Başkanı Prof.Dr. Vedat Onar, Marmaray kazılarında müzelik değerde 142 bin kasa buluntu elde edildiğini belirterek, yaklaşık 12 kamyon kemik incelediklerini söyledi.
Samsun’da Dünya Veteriner Hekimler Günü kapsamında Ondokuz Mayıs Üniversitesi (Omü) Veteriner Fakültesi Öğrenci Topluluğu tarafından “Veteriner Hekimlikte Farklı Bir Yaklaşım: Osteoarkeoloji” konulu konferansa konuşmacı olarak katılan İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri Yenikapı Metro ve Marmaray Kazısı Hayvan Kemikleri Proje Başkanı Prof.Dr. Vedat Onar, Marmaray kazılarında yaklaşık olarak 12 kamyon kemiği tek tek incelediklerini söyledi.
Prof.Dr. Vedat Onar ise, ‘Veteriner Hekimlikte Farklı Bir Yaklaşım: Osteoarkeoloji’ konulu konferans verdi. Konferansta Onar, Yenikapı’daki Marmaray ve İstanbul metrosu kazılarında birçok tarihi eserin yanı sıra hayvan kemiklerinin de bulunduğunu, ayrıca attan file, ayıdan maymuna kadar birçok hayvan türüne ait kemiklerin olduğunu söyledi.
12 KAMYON KEMİK İNCELENDİ Onar, “Marmaray projesi ile ilgili TÜBİTAK projesi yaptık. Tabi proje yapmanın bir başlangıç bir de bitişi var. Marmaray öyle bir projeydi ki, projeyi nasıl kapatacağız diye düşünmeye başladık. Her gün proje değişiyor. 2004 yılında başlayan bir süreç 2013 yılına gelindi ve ancak bitti. Marmaray kazılarında incelenmesi gereken 142 bin kasa vardı. Biz yaklaşık 12 kamyon kemik inceledik ve bunları tek tek inceledik” diye konuştu.
37 TEKNE ÇIKARILDI Yenikapı’da Theodosius Limanı kalıntıları üzerinde yapılan incelemelerde 37 adet gemi kalıntılarının çıkarıldığını belirten Onar, Yenikapı’da 2004 yılında başlayan ve yılın 12 ayı kesintisiz kazı çalışması yaptıklarını hatırlattı. Onar, “Bizans dönemine ait eski Theodosius Limanı. Bu liman ticaret limanı aynı zamanda burada askeri gemiler de var. Normal ticaret gemileri de var. Kalıntıları çıktı. Bugün itibariyle 37 tekne tespit edildi. Her kemiğinin kaydını alarak incelemeye başlıyoruz. Elde ettiğimiz sonuç yoğunluk Erken Bizans (4.-7. Yüzyıl) döneminden Genç Bizans (15. Yüzyıl) dönemine kadar. Elde ettiğimiz tür toplam 57 tür tespit edildi. Bizans döneminde İstanbul’da hiçbir kayıtta bizonun olduğuna dair hiçbir kayıt yok. Şuanda bunların incelemeleri devam ediyor. Alanda en yaygın bulunan malzeme atlardı. Kalıntıların yüzde 32′sini Bizans atları oluşturuyordu. Dünyada tek Bizans at veya Bizans hayvan koleksiyonu ortaya çıkarıldı. Belki bu Marmaray çalışması olmasaydı bu çalışma yapılamayacaktı” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Omü Veteriner Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Abdurrahman Aksoy, Prof.Dr. Vedat Onar’a plaket takdim etti. haberler.com, 25.04.2014 |
|
MİLAS'TAKİ LABRANDA ANTİK KENTİNDE ÇEVRE KİRLİLİĞİ İDDİASI
Milliyet, 25.04.2014 |
|
BATI TRAKYA'DA OSMANLI ESERLERİNİN AYAKTA KALMA MÜCADELESİ
Batı Trakya'da, tarihi süreçte yaşanan sıkıntılara rağmen ayakta kalmayı başaran çok sayıdaki Osmanlı eseri, bölgedeki Türk kültürünün derin izlerini yansıtmaya devam ediyor.
Türk azınlığın yoğun olarak yaşadığı İskeçe, Gümülcine ve Dedeağaç bölgelerinde bazı eserler ayakta kalmayı başarırken, zaman içerisinde uygulanan politikalar ve ihmaller nedeniyle tahribata uğramış veya kimlik değiştirmiş çok sayıda eser bulunuyor.
Yunan devletinin, uzun yıllar süren ihmalin ardından son dönemde bazı eski eserlerle ilgili başlattığı restorasyon çalışmalarına rağmen, bölgede bakımsızlık nedeniyle yıkılan ya da yerel yönetimler tarafından çeşitli bahanelerle yıktırılan bazı tekkeler, çeşme ve mezarlıklar hala kaderine terk edilmiş durumda bulunuyor. Mezarlıklarda Osmanlı döneminden kalma tarihi mezar taşlarının ise bir bir yok olduğu gözleniyor.
Arkeolog Özcan Nuri, Batı Trakya’da geçmişte uygulanan politikalar ve ihmaller nedeniyle çok sayıda önemli tarihi eserin şu anda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu belirterek bölgedeki tarihi anıtların kurtarılmasının herkesin görevi olduğunu söyledi.
Türkiye’de gördüğü yüksek eğitimin ardından Batı Trakya’ya dönerek arkeolojik çalışmalar yapan Nuri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgede Türk izlerini yansıtan tarihi eserlerin korunmasında geçmişte birçok yanlış yapıldığını belirterek, bir an öce etkin önlemler alınması gerektiğini kaydetti.
Nuri, "Yunan devletinin özellikle geçmiş yıllarda bu eserlere iyi niyetle baktığı söylenemez. Ancak, bu konuda bizlerin de ihmali var. Sen kapını kilitlemezsen, tedbirini almazsan hırsız da girer, uğursuz da girer. Birilerinin amacı yıkmak ise bizim, azınlık toplumunun ve kurumlarının da görevi bunları korumak olmalı" dedi.
-"Eserlerin korunması için yasalara ve uluslararası prosedüre uyulmalı"- Bu konuda bilinçli ve duyarlı şekilde hareket etmenin önemini vurgulayan Nuri, sadece şikayet etmenin yeterli olmadığını, yasalara ve uluslararası prosedüre göre adım atılması gerektiğini ifade ederek, şunları kaydetti: "Batı Trakya'daki eserlerimizi yıllar öncesinde fotoğraflarıyla ve çizimleriyle resmi kayıt altına almış olmalıydık. Bugün geriye kalanların kurtarılması ve yıkılanların eskiye uygun şekilde yeniden inşa edilmesi için ilgili kurumlara başvurmak lazım. Örneğin Gümülcine’de yıkılan tarihi Poppoş Tekkesi ve bazı eski çeşmeler gibi eserlerin yerel yönetimler tarafından yapılmasını beklemek boşunadır. Bu konuda verilen sözler arkası gelmeyecek seçim vaatlerinden başka bir şey değil."
-"Eskiler korunmalı"- Nuri, Batı Trakya’da son yıllarda inşaat izinleri verilmesiyle bazı yerlerde mimari değeri bulunan eski camiler yıkılarak yerine yenilerinin inşa edildiğini belirterek bunun yanlış bir uygulama olduğunu söyledi.
İhtiyaç olan yerlerde eski camileri yıkmadan yenisinin inşa edilmesi gerektiğini ifade eden Nuri, "Köylerde bazı küçük ama mimari değeri büyük olan eski camilerimiz bulunuyor. Bunların kimilerin yıkılıp yerine yenisi yapıldığını tespit ettim. Böyle giderse yakında eskiyi hatırlatan hiç bir şey kalmayacak. Bu yanlış. Eskilerin korunması çok önemli. İhtiyaç olan yerlerde eskileri yok etmeden başka yer bulunup cami inşa edilmeli. Eski camiler, Kuran kursu gibi amaçlarla kullanılabilir. Özellikle köylerimizde cami için inşaat izni alındığında yer bulmak zor olmasa gerek" diye konuştu.
-“Halk duyarlı ancak, bilinçsiz”- Nuri, tarihi eserlerin korunmasında bölge halkının bilinçlendirilmesinin önem taşıdığını belirterek, özellikle genç neslin bilgilendirilmesinin gelecekte bu eserlerin korunmasına katkı sağlayacak temel unsuru oluşturacağını kaydetti. Azınlık toplumunun kendi atalarına ait eski eserlere duyarlı olduğunu ancak gerekli bilince sahip olmadığını ifade eden Nuri, “Halkımızın bilgilendirilmesi lazım. Temel oluşturmak önemli. Halkımız bu eserlerin ne anlama geldiğini iyice anlamalı. İnsanlarımız bu konuya igili gösteriyor. Batı Trakya’ya döndüğümde yaptığım bazı çalışmalarda vatandaşlardan büyük ilgi gördüm. Ancak yeterli bilgi yok” dedi.
-“Eski eserleri ortaya çıkarıp tanıtmak görevimiz”- Eğitimini tamamladıktan sonra döndüğü Batı Trakya’da kendi imkanlarıyla bazı çalışmalarda bulunduğunu ve bölgedeki köylerin büyük bölümünü gezerek tarihi eserlerle ilgili bir envanter hazırladığını anlatan Nuri, şöyle konuştu: “Burada tarihte bir kültür yaşamış. Bunu ortaya çıkarıp göstermek ve tanıtmak bizim görevimiz. Ben bu konuda özel bir çalışma yaptım ve bölgedeki 450 köyü gezerek tarihi eserlerle igili bir envanter hazırladım. Sadece 5 bin Osmanlı döneminden kalma mezar taşı tespit ettim. Bunların çoğunun tarihi 1608-1890 yıllarında bulunuyor. Bu taşlar bir an öce koruma altına alınmalı."
-Eserler yok oluyor- Batı Trakya'da, Rodop ilinin Ircan Köyü'nde bulunan ve Hacı Kasım Ağa tarafından 1649 yılında yaptırılan Osmanlı eseri bir köprü, 2008’de iki başına konulan tabelalarla “Roma Köprüsü” olarak adlandırıldı. İç savaş sırasında yerinden sökülerek suya atılan köprünün üzerindeki orijinal kitabesi köy camisinde saklanıyor.
İskeçe’de, kent merkezinde bulunan saat kulesi, 1972 yılında İskeçe Belediyesi tarafından Türk mimarisini temsil ettiği için önce yıkılması kararlaştırıldı ancak Türk azınlığın tepkileri üzerine bundan vazgeçildi. Daha sonra ise kuledeki kitabe ve ay yıldızlı kabartmalar parçalandı ve yanı başındaki cami de yıkıldı.
Gümülcine'de ise aralarında Sultan 1. Murat tarafından yaptırılan tarihi Poşpoş Tekkesi’nin de bulunduğu çok sayıda hamam ve çeşme zaman içerisinde çeşitli nedenlerle yıkılırken, kimilerinin yerine gerçeği ile ilgisi bulunmayan yapılar inşa edildi, bazılarının ise kimliği değiştirildi. Konya Hakimiyet, Haber: Ali Öztürk - Mehmet Hatipoğlu, 25.04.2014 |
|
BURSA'DA GÖZLER UNESCO'DA
Dünyadan bine yakın anıtın yer aldığı UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne Kültür ve Turizm Bakanlığı tarihi kent olarak Bursa'yı da aday gösterdi. Cumalıkızık'ın yarışacağı dünya mirası listesine başvuran Bursa'da ise umutlu bir bekleyiş var. Kimliğini yitirmeyen Osmanlı Köyü Cumalıkızık'la birlikte şansını deneyen Bursa'nın dosyasının adı "Osmanlı'nın Doğuşu..." Dünya Miras Merkezi tarafından Geçici Listeye kaydedilmesi benimsenen Bursa'nın miras alanlarıyla ilgili karar 15-25 Haziran 2014 tarihinde Doha'da düzenlenecek olan 38. Dünya Miras Komitesi toplantısında verilecek. Bursa'dan öne çıkan yan adaylar ise Hanlar Bölgesi, Sultan Külliyeleri ve İznik...
UNESCO İÇİN YAN ADAYLAR İSE ŞÖYLE; Bursa'da Bugün, Haber: Mesut Demir, 25.04.2014 |
|
BURASI BOĞAZ: 'MAHVETTİN KÖŞKÜ'NDE SON DURUM
Çengelköy’deki sırtlarındaki Vahdettin Korusu, Boğaz’ın yeni beton bloklarından biri oldu. Önce Başbakan Erdoğan ’ın çalışma ofisi olacağı iddia edilen sonra Devlet Konukevi yapılacağı söylenen Vahdettin Köşkü ve korusunda inşaat çalışmaları nedeniyle yeşil doku giderek yok oldu. Orhan Veli’nin “ İstanbul ’u dinliyorum gözlerim kapalı” adlı şiirini yazdığı belirtilen koruya 18. ve 19. yüzyıllar boyunca birçok köşk yaptırıldı. Bu köşkler arasında yer alan Sultan Vahdettin köşkü ise 1984 yılında korunması gereken taşınmaz kültür varlığı olarak tescillendi. Arkitera.com’un haberine göre ilk olarak Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından restore edilen köşklerin, betonarme olarak yenilendikten sonra ahşap ile kaplandığı İstanbul 6 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından tespit edildi. Bunun üzerine 2011 yılında Tarihi Vahdettin Köşkü’nün yıkılarak yeniden yapılması kararı alındı.
http://webtv.radikal.com.tr/turkiye/7410/mahvettin-koskunde-son-durum.aspx Radikal, 24.04.2014 |
|
CEVİZLİ TEKEL'DE İNŞAAT ARTIK MÜZE DENETİMİNDE
***
NEDEN ÖNEMLİ? 1974 ile 1977 yılları arasında başlayan Dragos kazıları, 2010 yılından bu yana İstanbul Arkeoloji Müzeleri tarafından sürdürülüyor. Kazılarda erken Bizans dönemine ait Bizans Hamamı kalıntıları ve hamamın güneyinde kilise kalıntıları açığa çıkarıldı. Kazı çalışmaları sırasında iskelet ve erken Bizans dönemine ait bebek mezarları bulundu. Hamam çevresinde yapılan kazı çalışmalarında ise, 4-13. yüzyıl aralığına ait pişmiş toprak, Sinop amforaları, damgalı tuğlalar, çanak çömlek parçaları, oyun tablası, cam bilezik parçaları, çini mimari kaplama parçaları ve bakır sikkeler bulundu. Kazının yapıldığı 207 parsel 1. derece arkeolojik sit ilan edildi. Ancak, sonradan İstanbul Şehir Üniversitesi’ne tahsis edilen 236 parsel jeoradar taramasında yapı kalıntılarının devam ettiği belirlenmesine rağmen 1. derece arkeolojik sit ilan edilmedi. Kampüs inşaatının yapılacağı 237 parsel için ise Kartal Belediyesi, bu alanda arkeolojik kazı yapılmasını ve kazı sonuçlanana kadar tüm inşai faaliyetlerin ve alanla ilgili Koruma Kurulu kararlarının durdurulmasını talep etmişti. Bu parselde jeoradar taraması için izin istemiş, ancak Belediye’nin bu talebi reddedilmişti. Birgün, Haber: Olgu Kundakçı, 24.04.2014 |
|
IHLARA UNESCO İLE ZİYARETÇİ SAYISINI ARTTIRACAK
İl Kültür ve
Turizm Müdür Vekili Mustafa
"Ihlara'nın listeye alınmasını istiyoruz" Ihlara'nın UNESCO Dünya
Miras Listesi'ne girmeyi hak eden çok özel bir mekan
olduğunu vurgulayan
Kapadokya bölgesinde Kapadokya bölgesine yılda 1 milyon ziyaretçinin
geldiğine
Turistler gezi
programlarını yaparken UNESCO listesinde Haber 7, 24.04.2014 |
|
BURSA'DA 8 BİN 500 YIL ÖNCE SÜT ÜRÜNLERİ İMAL EDİLİYORDU
Netherlands Institute for the Near East (NINO) ve Hollanda Araştırma Enstitüsü (NIT) tarafından 2005 yılında başlatılan Barcın Höyüğü’ndeki kazılar, 9 bin yıl önce Güney Marmara’da süt üretiminin yapıldığını gösterdi. Höyükte ele geçen çanak çömlek üzerinde yapılan araştırmalarda, malzemelerin çok ince gözenekleri arasında sıkışmış yağ molekülleri bulundu.
Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü öğretim görevlisi Prof.Dr. Hadi Özbal, Yenişehir Ovası’nın tarım açısından zenginliğinin 8 bin 500 yıl önce de geçerli olduğunun söylenebileceğini kaydetti. Çanak çömlek gibi pişirme kaplarında bulunan yağ kalıntılarının Boğaziçi Üniversitesi’nde analizinin yapıldığını belirten Özbal, peynir, tereyağı ya da yoğurt gibi ürünlerin 8 bin 500 yıl önce burada imal edildiğini aktardı.
Bugüne kadar yapılan kazılarda çıkan kalıntılardan önemli ipuçları bulan uzmanlar, üç ayrı katmanda farklı uygarlık ve devirlere rastladıklarını dile getirdi. Kazı çalışmaları hakkında bilgi veren Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğr. Gör. Dr. Rana Özbal, “Kazı çalışmaları yüzey araştırmalarıyla başladı. Höyük 3 ayrı katmandan oluşan geçmiş dönemlere ait bulguları barındırıyor. Tarihin 8 bin 500 yıl öncesine değin gittik. Birinci katmanda Bizans dönemine ait 60 adet mezar yeri, boyunlarında haçlar olan iskeletler bulduk. 10. yüzyıla ait bu mezarlık bize ‘Burası eski bir Bizans yerleşim yeri olabilir mi?’ sorusunu sorduruyor. 8 bin 500 yıl öncesine ait Neolitik çağ tabakasında ise dal örgü tekniğiyle yapılmış biri yanık toplam 7 yapı kalıntısı, iyi korunmuş bir yapının tabanı, çok sayıda fırın ve yetişkin ve çocuklara ait mezarlar bulundu” dedi. arkeolojihaber.net, 24.04.2014 |
|
'KUZEY ANADOLU ROMA VE ERKEN BİZANS DÖNEMİ YERLEŞKE DİNAMİKLERİ' SEMPOZYUMU
Yerli ve yabancı akademisyenlerin katılımıyla düzenlenen "Kuzey Anadolu Roma ve Erken Bizans Dönemi Yerleşke Dinamikleri Sempozyumu" Amasya'da başladı.
Amasya Müze Müdürlüğü, Amasya Belediyesi ve Amasya Kültür ve Dayanışma Derneği (AMASDER) ile Danimarka Bağımsız Araştırma Konseyi, Güney Danimarka Üniversitesi, Kopenhag Üniversitesi ve Kastamonu Üniversitelerinin katılımıyla Saraydüzü Kışlası Milli Mücadele Müzesi ve Kongre Merkezinde 3 gün sürecek sempozyum başladı.
Amasya Müze Müdürü Celal Özdemir, açılış töreninde yaptığı konuşmada, sempozyumun yerli ve yabancı akademisyenler eşliğinde Amasya'da düzenleniyor olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Özellikle yol, baraj ve temel hafriyatı gibi altyapı çalışmaları sırasında ortaya çıkan kültür varlıklarının acil olarak kurtarma kazıları yapılarak müzelere kazandırılmasını amaçladıklarını ifade eden Özdemir, Amasya'da son yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile üniversiteler işbirliği ile önemli bulgular elde edilen arkeolojik kazılar yapıldığını anımsattı.
Kent yapılaşması sonucu tarihi arkeolojik dokuların bulunduğu alanların zarar görebildiğini ifade eden Özdemir, şöyle konuştu: "Geçmişi binlerce yıl öncesine uzanan kentimizde son yıllarda gittikçe daralan yapılaşma alanları neticesinde, yapılaşmalar tarihi arkeolojik dokuların bulunduğu bölgelere kaymakta ve bunun sonucu olarak müze müdürlüğümüzce yapılan kurtarma kazıları yoğunluk kazanmaktadır. Bu bağlamda müdürlüğümüzce 2012 yılında 11, 2013 yılında 12 olmak üzere 23 kurtarma kazısı yapılmış, bu kazılar için bakanlığımızca 298 bin lira sağlanmıştır."
Anadolu uygarlıkları arasında Kuzey Anadolu bölgesi uygarlıklarının pek fazla araştırılmamış olmasından, bu kültürlerin bünyelerinde birçok gizemi de barındırdığını vurgulayan Özdemir, "Özellikle Karadeniz'de Hellenistik Çağ'da kurulmuş olan Bithinya, Paflogonya ve Pontus gibi krallıklar bulunmaktadır. Bu uygarlıklara ait yerleşkelerin kazılarak ortaya çıkarılması kuşkusuz hem bölgemiz hem de Anadolu kültür mozaiğine, arkeolojisine farklı desen ve renk katacaktır" dedi.
Sempozyuma, Amasya Vali Yardımcısı Suat Seyitoğlu, Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Kazan, Kastamonu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof.Dr. Latife Summerer, Kopenhag Üniversitesi Öğretim Üyesi Kristina Wihther Jacopsen, Hitit Üniversitesi Karadeniz Arkeolojisini Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç Dr Esra Keskin, AMASDER Yönetim Kurulu Başkanı Hakkı Göztaş ve akademisyenler ile ilgililer katıldı. Memleket, 24.04.2014 |
|
KSANTOS'UN ONURLU DİRENİŞİ KTAPLAŞTI
Likya üzerine önemli araştırma ve kazı çalışmalarına imza atan Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nden Prof.Dr. Nevzat Çevik, milattan önceki yüzyıllarda Fethiye ile Antalya arasında uzanan sahil şeridindeki özellikle dağlık, ulaşılması ve ele geçirilmesi güç bölgelerde kentler kuran Likyalılara dair kapsamlı kitap hazırlıyor.
Star, 23.04.2014 |
|
İŞ MAKİNELERİ TARİHE 'ESER' KAZANDIRDI
Köylerde yol ve içme suyu hattı çalışması yapılırken, iş makinelerine denk gelen 3 tarihi eser günyüzüne çıkarıldı.
Edinilen bilgiye göre, İl Özel İdaresi tarafından merkeze bağlı Kırmacılı Köyü'nde başlatılan içme suyu isale hattı çalışmaları sırasında Roma dönemine ait olduğu belirlenen bir mimari yapının parçası olduğu tahmin edilen 105x80 santimetre ebatlarında tarihi esere rastlandı. Kesmeburun Köyü'nde de yol yapım çalışmaları esnasında, yine Roma dönemine ait olduğu sanılan 150x100 santimetre ebadında lahit ile lahite ait kapak bulundu.
Yetkililerin ihbarı üzerine Osmaniye Müze Müdürü Nalan Yastı ile müzede görevli 3 kişilik teknik personel, tarihi eserlerin bulunduğu bölgede inceleme yaptı. Konunun Kastabala antik kenti kazı heyeti başkanı Prof.Dr. Turgut Zeyrek'e bildirilmesi üzerine, eserler vinçlerle bulundukları yerlerden alınarak Kastabala Açıkhava Müzesi'ne nakledildi.
Müze Müdürü Yastı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Osmaniye ve çevresinin Roma ve Bizans dönemine ait tarihi kalıntılar bakımından oldukça zengin olduğunu belirtti.
Eserlerin bulunduğu bölgelerin Kastabala Antik Kenti'nin SİT alanı içerisinde olduğuna işaret eden Yastı, şunları kaydetti: "Roma döneminin kentlerinden olan Kastabala, Antakya ve Anavarza ile beraber bölgenin başta gelen kentlerinden biriydi. Tarihi kalıntıların bulundukları yerleri dikkate aldığımızda bunların Kastabala antik kenti sit alanı içinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İlk incelemelerimizi yaptıktan sonra eserlerin özellikleri ve konumlarını Kastabala antik kenti kazı heyeti başkanı Prof.Dr. Zeyrek'e bildirdik. Kendisiyle yaptığımız görüşmeler neticesinde eserlerin burada sergilenmesine karar verdik."
Kastabala antik kenti sit alanı içinde yaşayan vatandaşları, tarihi eserler ve kalıntılar konusunda duyarlı olmaya çağıran Yastı, "Bu gibi örnekler, bize bölgenin büyük bir tarihi zenginliği olduğunu gösteriyor. Bu eserlerin ortaya çıkarılması ve müzelere kazandırılması için en önemli görev, bu bölgede yaşayan vatandaşlarımıza düşüyor" diye konuştu. Memleket, Haber: Ahmet Erkan Yiğitsözlü, 23.04.2014 |
|
SİLUETE YENİ HANÇER
İNŞAAT BAŞLAMADAN DURDURUN Deniz manzarası kapanacak olan altı semt sakini, ruhsat iptali için mahkemeye başvurdu. Sakinler, inşaat yükselmemişken yürütmeyi durdurma kararı alınmasını istiyorlar. Böylelikle inşaat bittikten sonra yapılan edinilmiş hak savunmalarının da önüne geçilecek. Semt sakinlerinin mahkemeye başvururken dayandığı en önemli gerekçe ise Beyoğlu Nazım İmar Planlarının iptal edilmiş olması.
O PLANLAR İPTAL EDİLDİ Beyoğlu Kentsel Sit Alanı Koruma Amaçlı İmar Planları 2011 yılında askıya çıkarılmıştı. 1/1000’lik ve 1/5000’lik planlar geçtiğimiz Eylül ayında bölgenin özelliğini gözetmediği, kent yoğunluğunu artırdığı ve bütünsellikten uzak olduğu gerekçesiyle İstanbul 10. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi. Bu kararın Beyoğlu Belediyesi’ne 90 gün içinde tebliğ edilmesi gerekiyordu. Kısa sürede tebliğ edilmedi ve bu süre sonuna kadar kullanıldı. Beyoğlu Belediyesi bu 90 gün içinde iptal edilen planlara göre ruhsat vermeye devam etti. Söz konusu ruhsat da sürenin dolmasından 8 gün önce verildi.
Bina cam giydirme olacak Cihangir’de binaların yüksekliği en fazla 9.5 metre olabiliyordu. Ancak 2011’deki yeni imar planıyla bu oran arttı. Belediyenin Keten İnşaat’a verdiği ruhsatın dayanağı da bu imar planıydı. Ruhsata göre Keten İnşaat’ın binası 12,5 metre ve cam giydirme olacak. İmar planının Eylül’de iptal edildiğini hatırlatan semt sakinleri şikayetçi oldu. Cam giydirme bina, bölgenin tarihi dokusuna da uymuyor. Öte yandan bu dava Keten İnşaat’ın ilk davası değil. 1976 yılında kurulan firma, daha önce de Nişantaşı’nda 8 katlı bir binaya kaçak kat çıkıldığı gerekçesiyle mahkemelik olmuştu. Taraf, Haber: Billur Özgül, 23.04.2014 |
|
DERT 'KALE'Sİ
Ankara’nın tarihi ve turistik yerlerinden olan Ankara Kalesi’nde, yaklaşık iki yıldır bitmeyen alt yapı ve restorasyon çalışmaları, ziyaretçileri mağdur ediyor.
Ziyaretçiler yürümekte zorlanırken, çocuklu aileler ve engelliler de kaleyi gezemeden dönmek zorunda kalıyor.
Hürriyet (Kısaltarak) Haber: Oğuz Demir, 23.04.2014 |
|
KARADAĞ'IN SIRLARINA İLK KAZMA VURULDU
Sönmüş volkanik dağ olan Karadağ, tarihin her
döneminde önemli bir yerleşim yeri olmuş. Özellikle
erken Hristiyanlık döneminde bir dini merkez olan
Karadağ; Madenşehri, Üçkuyu ve Değle ören yerleri, 4
ve 9. yüzyıllar arasında yapılmış onlarca kilise,
manastır ve mezarlar ile inanç turizmi açısından
oldukça zengin bir kültürel mirası barındırıyor.
"Turizme kazandırılacak birçok mekan var"
|
|
'HOŞGÖRÜ KENTİ'NİN YENİ MÜZESİ
Turizm Haftası etkinliklerinin kapanış kokteyli, eserleri yerleştirme çalışmaları devam eden ve mozaik sergileme alanıyla dünyanın en büyük müzesi olma özelliğini taşıdığı bildirilen Hatay Arkeoloji Müzesi'nde yapıldı.
Eski Arkeoloji Müzesi'ndeki eserlerin büyük kısmının taşındığı ve yerleştirildiği, Üçağız Mağarası ile Tell Tayinat ve Aççana höyüklerinin benzerlerinin yapıldığı müzedeki tamamlanan bölümler konuklara gezdirildi. Müzede, milattan önce 45 bin yılından günümüze kadar yaşanan değişim teknoloji kullanımıyla ziyarete gelenlere anlatıldı.
Hatay'daki Tayinat Höyüğü'nde 2012 yılında Toronto Üniversitesi'nden Prof.Dr. Timothy Harrison başkanlığında yapılan kazı çalışmasında bulunan, bir elinde mızrak bir elinde başak tutan ve MÖ 9. yüzyılda Tayinat'ta hüküm süren Kral Suppiluliuma'ya ait 1,5 metre yüksekliğindeki heykel ziyaretçilerden büyük beğeni topladı.
Sakallı, bukleli saçlı, kollarında özel birtakım bileklikler olan heykel, gözlerinin belirginliğiyle de görenleri şaşırtıyor.
Hatay Valisi Mehmet Celalettin Lekesiz, etkinliğe katılanlarla müzedeki tamamlanan bölümleri gezerek, eserlerle ve yapılan çalışmalarla ilgili Hatay Arkeoloji Müzesi teşhir ve tanzim işinden sorumlu restoratör Celalettin Küçük'ten bilgi aldı.
5 bin metrekarelik mozaik sergileme alanı Vali Lekesiz, müzedeki bazı bölümlerdeki incelemelerinin ardından yaptığı konuşmada, eski müzede yer darlığı nedeniyle eserlerin bir kısmının sergilenebildiğini kaydetti.
Müzenin yüzde 65'inin tamamlanarak hazır hale geldiğini vurgulayan Lekesiz, buranın mozaik sergilenme alanının büyüklüğü açısından dünyanın en büyük mozaik müzesi olacağını söyledi. Mozaiklerin bir kısmının da uygun olmayan şartlarda depolarda muhafaza edildiğini aktaran Lekesiz, " Bu müzemizde bugün itibariyle dünyanın en büyük mozaik sergileme kapasitesi alanı oluşacak. 5 bin metrekare mozaik sergileme alanı oluşacak. Şu an aşağı yukarı 971 metre kare mozaik sergileniyor. Ayrıca, eski müzemizde olanlar, depolardakiler ve toprak altındakiler de çıkarılarak sergilenecek" diye konuştu.
Lekesiz, bu müzenin sadece ilin değil Türkiye'nin turizm ve kültürel değerini artıracağını da sözlerine ekledi.
Müze Müdürü Nilüfer Sezgin de sergilenecek eserler içerisinde şimdiye kadar hiç görülmeyenlerin çoğunlukta olduğunu söyledi.
Henüz eserlerin hepsinin taşınmadığını, işlemlerin devam ettiğini ifade eden Sezgin, "Şu anda halihazırda teşhirini tamamladığımız 971 metrekare mozağimiz var. Bir önceki müzemizde 800 metrekareydi. Müzemiz tamamlandığında belki 5 bin metrekarelere çıkacak mozaik sergilemesini düşünüyoruz" dedi.
Müzedeki gezinin ardından katılımcılar üç semavi dinin temsilcilerinden oluşan Antakya Medeniyetler Korusu'nun konserini izledi. Memleket, 22.04.2014 |
|
![]() |
ERTUĞRUL GÜNAY ARKEOLOG İSTİHDAMI İÇİN TBMM BAŞKANLIĞI'NA SORU ÖNERGESİ VERDİ
İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından cevaplanması istemiyle arkeologlara daha fazla istihdam sağlanması hakkında hazırladığı soru önergesini dün (21.04.2014) TBMM başkanlığına verdi.
Günay soru önergesinde; Türkiye’de arkeoloji ve sanat tarihi mezunlarının istihdam alanının son derece kısıtlı olduğunu belirterek, Kültür ve Turizm Bakanlığının her yıl azalan kadroları dışında, istihdam için yeterli bir alanın bulunmadığını, mezunların önemli ölçüde işsizlik sorunuyla karşı karşıya kaldığını dile getirdi.
Arkeologlar Derneği olarak arkeologların istihdam sorunu ile ilgilendiği için Sayın Ertuğrul Günay’a teşekkürlerimizi sunarız.
Arkeologlar Derneği, 22.04.2014 |
SANAYİ ARASINDA BİR ANTİK KENT: KYME
SİT DERECESİ DÜŞÜRÜLDÜ Kyme’nin 12 kentten oluşan Ailos Birliği’nin en büyük kenti olduğu ifade ediliyor.
Kyme’nin geniş bir alana yayılan 1. derece sit koruması, zaman içerisinde düzlükte kalan ve sanayi kuruluşu yapılmaya ya da tesisleri genişletmeye elverişli alanları 1. dereceden 2. ve 3. dereceye düşürüldü.
Kyme antik kentinin ilk kazıları 1925 yılında Çekler tarafından gerçekleştirilmiş ve çıkartılan eserler Prag’a götürülmüş. Sonraki yıllarda Ekrem Akurgal, Baki Ögün, Hasan Tahsin Uçankuş, Vedat İdil ve Orhan Bingöl kazı çalışmaları yapmış. 1985-2007 yılları arasında ise İtalyan Kazı Heyeti Başkanı Ord. Prof.Dr. Sebastiane Lagona tarafından yönetilmiş. Günümüzde Lagona’nın öğrencisi Antonio La Marca başkanlığında çalışmalar yürütülüyor. Kazılarda çıkan buluntular İzmir Arkeoloji ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunuyor.
‘ANTİK KENTLER LİSTESİNE GİRMELİ’ ALÇEP’in düzenlediği gezide Kyme ören yeri ile ilgili Arkeolog Kıray Kıroğlu’nun yaptığı bilgilendirmenin ardından platform adına yapılan açıklamada konuşan Siteler Mahallesi Muhtarı Sedat Okşar, Kyme antik kentine gereken önemin verilmesini istedi. Kyme antik kentinden çıkarılan eserlerin sergilenmesi amaçlı olarak yapımına başlanan, ancak 17 yıldır bitirilemeyen Aliağa Müzesi'nin bir an önce tamamlanması gerektiğini ifade eden Okşar, “İstanbul, İzmir ve Prag’daki tarihi ve kültürel mirasımızın; ait olduğu yerde, Aliağa Müzesinde sergilenmesi gerektiği açıktır” dedi. Okşar, kazı çalışmalarına da gereken önemin verilerek, hızlandırılması gerektiğini dile getirerek, “Kyme antik kentinin Kültür ve Turizm Bakanlığı Antik Kentler listesinde yer alması için başta Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere tüm yetkilileri göreve davet ediyor ve bunun takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz” dedi. Evrensel, 22.04.2014 |
|
TARİHİ KÜRE KAYBOLDU
Türbede 3 padişah Milliyet, Haber. Musa Küre, 22.04.2014
Divanyolu’nun
ilk Ampir yapısı, Cevri Kalfa Mektebi, ikincisi ise
II. Mahmud Türbesiydi. Napolyon’un imparatorluk
döneminde Fransa’da doğan ve çok geçmeden, Barok ve
Rokoko üsluplarında olduğu gibi Türk zevkine
uyarlanarak Boğaziçi’ndeki bazı saray ve yalılarda
uygulanan bu klasisist üslubun diğer yetkin
örnekleri de Tophane’deki Nusretiye Camii ile
Topkapı Sarayı müştemilatından Alay Köşkü’dür.
Tanzimat’tan sonra adeta resmi üslup haline gelen ve
yaygın bir biçimde kullanılan Ampir, hiç şüphesiz
Fransız kültürüyle kurulan ilişkinin sonuçlarından
biri olarak kabul görür. Türbe, hem Divanyolu’nda
modern zamanların başlangıcını, hem de Tanzimat
ricalinin Fransız İhtilali ideallerine bağlılığını
ifade ettiği yorumlarına neden olur. Bir tür abide
olarak inşa edilen bu çeşmenin üzerinde yer alan ve
aslında herhangi bir fonksiyonu bulunmayan küre,
uzmanlara göre, mimari tarihinde sadece Fransız
devrimini de içine alan döneme ve Fransız
İhtilali’nin özündeki temel ilkelere işaret
etmektedir. Küre İttihat ve Terakki döneminde ise
Osmanılının
dünya hakimiyet teorisinin ifadesi olarak
‘‘Kızıl Elma’’ olarak yer bulur. Radikal, Haber: Ömer Erbil, 23.04.2014 |
|
ARKEOLOĞA SORMADAN TERMİK SANTRAL KURAMAZSINIZ!
Evrensel, Haber: Özer Akdemir, 22.04.2014 |
|
30 YILLIK RESTORASYON TBMM'DE
CHP Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan, TBMM Başkanlığına Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'in cevaplaması talebiyle bir soru önergesi verdi. Kilitbahir Kalesi'nin 14 Kasım 1980 tarihinde Kültür Bakanlığı tarafından ‘Korunması Gereken Kültürel Varlık' olarak tescil edildiğini hatırlatan Soydan, her yıl binlerce yerli ve yabancı turiste ev sahipliği yapan kalenin 21 Ekim 2011 tarihinde ziyarete kapatılarak restorasyon çalışmalarının başlatıldığını hatırlattı. 1452 yılında yaklaşık 4 ay gibi kısa bir sürede inşa edilen Kilitbahir Kalesi'nin restorasyonunun 30 aydır tamamlanamadığını söyleyen Soydan, “30 aydır ziyaretçiye kapalı bulunan kalenin restorasyonu sırasında tarihi yapıya ciddi şekilde zararlar verilmektedir. Restorasyon çalışmalarına gereken özen ve itinanın uzman ve arkeologlar gözetiminde yeteri kadar gösterilmediği gözlenmektedir” dedi.
Soydan, soru
önergesinde, “1453 yılında yaklaşık 4 ay gibi çok
kısa bir sürede yapılan kalenin sadece restorasyon
işlerinin 30 aydır tamamlanamamasının sebebi nedir?
30 aydır yerli yabancı binlerce ziyaretçinin
Kilitbahir Kalesi'ni gezmesinin engellenmesi sonucu
Haber 7, 21.04.2014 |
|
BAZİLİKA ÜZERİ ÖRTÜLEREK KORUNACAK
Tekirdağ’ın Marmaraereğlisi İlçesi'ndeki bazilika, üzeri örtülerek korunacak.
Tekirdağ Müze Müdürü Önder Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, zamanında Roma’nın Trakya’daki eyalet merkezi olduğu bilinen Marmaraereğlisi İlçesi'nde yaptıkları kazılarda, bazilika tespit ettiklerini söyledi.
Özel mülkiyetteki alanın Kültür Ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırıldığını ve arkeolojik kazılara başladıklarını anımsatan Öztürk, kazıların geçen yıl tamamlandığını belirtti.
Öztürk, kazılar sonucunda bugüne kadar varlığı bilinmeyen büyük bir bazilikanın açığa çıkarıldığını ifade etti. Bazilikanın, Trakya’daki en büyük mozaikli yapı olduğunu dile getiren Öztürk, şunları anlattı: “Anastasius surlarının hemen bitişiğinde olan bu bazilikada, 500 metrekare taban mozaiği var. Bu taban mozaiğinin tamamını elden geçirdik. Temizliğini, konservasyonunu, sağlamlaştırılmasını, sağlıklı bir ortama kavuşturulmasını sağladık. Bugün korunur bir hale getirdik. Bazilika, ülkemiz ve Tekirdağ turizmi açısından büyük önem taşıyan bir erken dönem yapısıdır. Mozaikleri çok geometrik ve bitkisel motiflerle döşenmiş, çok güzel biçimde dizayn edilmiş ve sağlamdır.”
Öztürk, bazilikayı, aşağı şehir surlarıyla teşhir etmek için çalışma başlattıklarını ve ilgili projelerin hazırlandığını aktardı.
“İçinde gezilebilecek” Öztürk, bazilikanın üstünü bir çeşit örtü sistemiyle kapatıp, içerisini gezilir hale getirmek istediklerini söyledi.
Bazilikayı en uygun şekilde teşhire açmak için çalıştıklarını belirten Öztürk, “Bazilikayı açık şekilde teşhir etmek, doğal ve fiziki ortamlardan etkilenmesine neden olur. Bu yüzden bir çeşit örtü sistemiyle üzerini kapattıktan sonra teşhire açacağız” diye konuştu.
Öztürk, bazilikanın surlarında da restorasyon çalışması yapacaklarını, yıkılma, bozulma ya da kopma noktasına gelen bazı duvar taşlarını sağlamlaştıracaklarını ifade etti.
Çalışmayı bu yıl bitirmek istediklerini vurgulayan Öztürk, bazilikanın Tekirdağ turizmine büyük bir ivme kazandıracağını kaydetti. haberler.com, 21.04.2014 |
|
KAYMAKAMLIK İNŞAATINDAN TARİHİ MEZAR TAŞI ÇIKTI
Mynet Haber, 21.04.2014 |
|
TÜRKİYE'NİN 2. BÜYÜK MANASTIRI TURİZME AÇILIYOR
Türkiye'nin ikinci büyük manastırı olan Giresun Meryem Ana Manastırı'nın, bu yıl içinde turizme açılması hedefleniyor. Sabah, 21.04.2014 |
|
|
ROMA'DA YENİ BİR KEŞİF
İtalyan ve İngiliz arkeologlar, İtalya’nın antik Ostia kentinde gizli kalmış bir bölüm keşfettiklerini ve bu durumda antik Roma’nın düşünülenden %40 daha büyük olduğunu bildirdiler.
Arkeologlar, yerin altında keşfettikleri kuleler, dükkanlar, sınır duvarları ve yol kalıntılarının, gerçek bir şehrin tüm ihtişamını ortaya çıkardığını söylediler. 70 bin metrekarelik bir alana yayılan keşfin aynı zamanda MÖ 1. yüzyılda Roma’nın Tiber Nehri tarafından ikiye ayrıldığını gösterdiğini söylediler. Daha önce, Tiber Nehri liman kenti Ostia’nın kuzey sınırı olarak düşünülüyordu ancak bu araştırmayla şehir duvarının nehrin diğer yakasında da devam ettiği ortaya çıktı. Akşam, 21.04.2014 |
2200 YILLIK LAHİT TARİH OLUYOR
Yok olma tehlikesi altındaki tarihi mezar anıtı CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir tarafından Meclis gündemine taşıdı. Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Erdemir, anıtın durumunu anlatarak “Yoğun tahribata maruz kalan, Bursa ve Anadolu’nun önemli tarihi bellekleri arasında gösterilen lahitin korunmasına yönelik girişimde bulundunuz mu? Bulunmayı düşünüyor musunuz?” diye sordu.
Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümü öğrencisi Murat Başlar da her ziyaretinde mezarın bir parçasının kaybolduğunu belirterek “Mezar anıtın eski haline getirilmesini, en azından koruma altına alınmasını istiyoruz” diye konuştu.
17 parçaya ayrılmış Elmalı Dağı’nın yamacında bulunan ve halk arasında “Berberkaya” olarak nitelendirilen mezar anıtı, koyu gri kalkerden yapılmış. 2200 yıllık devasa yapı, dünyada tek parça taştan yapılan tek lahit. Yüzyıllarca ayakta kalan mezar anıtı, 1953’te define meraklıları tarafından paramparça edildi.
17 parçaya ayrılarak dağın yamaçlarına dağılan Berberkaya, aynı zamanda ilçenin Helenistik döneme ait tek yapı parçası. Mezarın Bithynia Kralı II. Prusias (MÖ 185-149) için yapıldığı söyleniyor. Taraf, Haber: Sümeyra Tansel, 20.04.2014 |
|
2 BİN 500 YILLIK TÜNEL ZİYARETE AÇILIYOR
Ancak, tünel içindeki oksijen yetersizliğinden dolayı bu fikirden vazgeçildi. Ziyaretçiler tünele 14 basamaklı merdivenden inip ancak belli bir uzaklığa kadar yürüyebilecek, sonrası demir parmaklıklı kapı ile kapatılacak. Tünelli evde dinlenme fırsatı da bulacak olan yerli ve yabancı turistlere, tünel hem de semt tarihi hakkında rehber ve arkeologlar tarafından bilgi de verilecek. Bir kişinin rahatlıkla yürüyebileceği Roma Dönemi'ne ait 20'nci yüzyılakadar temiz su kanalı olarak da kullanılan tünelin gidilebildiği en son noktada ise Meryem Ana'ya adanmış 'Süt veren anne' olarak bilenen bir de dua odacığı bulunuyor. Ziyaretçiler tünelin gidebildikleri yerden sonrasını, içine kurulacak kamera sistemi sayesinde monitörden izleyebilecek. Hürriyet, Haber: Mustafa Oğuz, 20.04.2014 |
|
KANALİZASYON KAZARKEN TARİH ÇIKTI
Balavca deresi üzerindeki kemerli köprünün çok iyi korunduğu belirtildi. Üzerinde iş yerleri bulunan köprünün gün yüzüne çıkarılması için çalışma başlatıldı. Tarihi köprü restore edildikten sonra turizme kazandırılacak. Milliyet, 20.04.2014 |
|
ESRARENGİZ KALE
Osmaniye'nin Sumbas İlçesi sınırlarında Mehmetli-Gafarlı köylerinin sınırlarının bulunduğu dağlık bölgede insan cesedi görünümlü bir kale bulundu. Saklı tarihi yapıyı Mart ayında keşfeden tarih araştırmacısı Cezmi Yurtsever, definecilerin hedefi konumundaki alanın bir an önce koruma altına alınması gerektiğini söyledi.
Habertürk, 20.04.2014 |
|
SULUSARAY'DA ANTİK BİR KENT
Sulusaray Belediye Başkanı Halil Demirkol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sebastapolis antik kentinde 22 yıl sonra kazı çalışması yapıldığını hatırlatarak, “2013 yılında İl Özel İdaresi’nin bütçesinden ayrılan 200 bin lira ile 2,5 ay süren kazı çalışması yapıldı. Bu, kentin gün yüzüne çıkarılması için yeterli bir ödenek değil, 2014 yılında Turizm Bakanlığı’nın destekleri ve Özel İdare’den olmak üzere 1 milyon lira ödenek sağlamayı düşüyoruz. Efes gibi olan Sebastapolis kentimizi Sulusaray’a kazandırarak, ilçemizi turizmin gözdesi haline getirmek amacındayız” diye konuştu.
Yöre halkının, arkeologların sayesinde antik kentle ilgili bilinçlendiğini belirten Demirkol, şunları söyledi: “Şu anda vatandaşlarımız, her şeyin bilincinde, antik kentimiz gün yüzüne çıktığında Sulusarayımızın Efes gibi turizm cenneti olacağının bilincinde, bunu heyecanla bekliyor. Şu ana kadar Turizm Bakanlığı bünyesinde olmadığı için sadece İl Özel İdaresi’nden ayrılan kaynakla kazılar yapıldı. Turizm Bakanlığı’nın kazı yapabilmesi için ‘turizm kenti’ ilan edilmesi gerekiyor. Biz de Turizm Bakanlığına ilçemizin ‘turizm kenti’ olması için müracaatımızı yapacağız.”
Antik kentin bulunduğu alanda evler olduğunu dile getiren Demirkol, “Sebastapolis antik kentinin üzerindeki evlerin bir an önce kamulaştırılması gerekiyor” dedi.
Sulusaray Belediye Başkanı Demirkol, şunları kaydetti: “İlçemizde 900 dönümlük bir alan TOKİ’ye devredilmiş durumda. Konutlar yapılması lazım. İlçemizde hayvancılık gelişmiş durumda olduğu için 500 metrekarelik alanlara ev yapmak gerekiyor çünkü vatandaşlarımızın ahırlarının da olması gerekiyor ya da herkesin evinin değeri verilerek buradaki kamulaştırmanın bir an önce bitirilmesi gerekiyor. Kamulaştırılması gereken yaklaşık 150 evimiz var. Vatandaşlar kamulaştırmaya karşı çıkmıyor. Buradaki evler eski olduğu için kimse yıkamıyor. Buradaki halk bir an önce kamulaştırmanın yapılmasını istiyor. Kazı çalışmasının bir an önce başlaması için mücadele vereceğiz.”
Sebastapolis Antik Kenti Tokat kent merkezine 69 kilometre uzaklıktaki Sulusaray’da bulunan ve kuruluşu kesin olarak bilinmeyen Sebastapolis antik kentinin, bazı kaynaklarda, milattan önce 1. yüzyılda kurulduğu belirtiliyor.
Roma İmparatoru Trajan zamanında, milattan sonra 98-117 yıllarında, Pontus Galatius ve Polemoniacus eyaletlerinden ayrılarak Cappadocia (Kapadokya) eyaletine dahil edildiği kaydedilen antik kentin, o dönem geçiş yolları üzerinde bulunması ve bugün de kullanılan Termal kaynaklar sayesinde 2 bin yıl kadar önce Karadeniz’in en büyük 5 şehrinden biri olduğu anlatılıyor.
Roma İmparatorluğu döneminde çok az şehrin sahip olduğu zenginliğin bir göstergesi olarak para basma yetkisine sahip olduğu ifade edilen Sebastapolis’in, büyük savaşlar, yıkımlar, afetler ve geçiş yollarının değişmesi sonucu eski önemini kaybettiği, zamanla unutulduğu kaydediliyor. haberler.com, 19.04.2014 |
|
DEFİNECİLER POLİS VE ASKER ÇIKTI
Çorum Valisi Sabri Başköy, bir sempozyumda yaptığı konuşmada, Sungurlu İlçesi Turgutlu Köyü’nde başka bir ilden gelen 4 polis ve 1 astsubayın kaçak kazı yaparken yakalandığını söyledi. Başköy, “Bu bir hastalık. Adamlara git babanın mezarını kaz desen kazmazlar” dedi.
Çorum Anitta Otel’de turizm haftası etkinlikleri kapsamında, ‘Hititlerin Başkentinde Kentsel Bellek ve Turizm’ konulu sempozyum düzenlendi. Çeşitli üniversitelerden öğretim üyeleri ve kazı başkanlarının katıldığı sempozyum 4 oturum gerçekleştirildi. Sempozyumun açılışına Çorum Vali Sabri Başköy, Hitit Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Reha Metin Alkan ve Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Çetin Başaranhıncal da katıldı.
Açılış konuşmasını yapan Vali Sabri Başköy, turizmin bir pazarlama aracı olduğunu ve bunun en iyi tur operatörleri ile yapılacağını ifade etti. Tarihi eser kaçakçılığına da değinerek, kaçakçıların boş durmadığını söyleyen Vali Başköy, yaklaşık iki ay önce Sungurlu İlçesi’ne bağlı Turgutlu Köyü’nde yaşanan bir kaçak kazı olayından söz etti.
Çorum Valisi Başköy, “Kaçakçılar boş durmuyor, kazmayı eline alan nerede bir tümsek görse dalıyor. Bu bizi zoruyor. Jandarma bölgesinde, az da olsa emniyet bölgesinde kaçak kazılar oluyor. Ben Boğazkale’deki turizm haftası açılışındaki törende şunu söyledim. Geçen Turgutlu’da basını hiç gezdirmedik, ama gezdireceğiz. Bir tümülüste kaçak kazı var. Arkadaşlar bu bir hastalık. Kaçak kazıdaki manzarayı aynen size anlatıyorum. Ortada bir nimet var. İnsanlar başına üşüşüyor. Ne jandarmayı dinliyor, ne polisi dinliyorlar. Adam kilitlenmiş, illa kazacak. Kazma elinde, yüz metre ileride bekliyor. Nitekim orada kaçak kazıyı men etmeye çalıştık. En sonunda 4 polis memuru ve 1 astsubay kaçak kazıda yakalandı. Bizim bölgemizden değil. İstanbul’dan gelmiş, diğeri Muğla’dan. Bunlar memur. Arkadaşlar bu bir hastalık. Elinde haritalar, kazmalar, kazacak. İşte görüyorsunuz, geçen haberlerde Eskişehir’de mağarayı kazıyor. Sen de ki, ‘Arkadaş sen git babanın mezarını kaz’ kazmazlar. Ama bir hastalık. Hemen Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan kurtarma onayı aldık. Biz oradaki kurtarma kazısında Çorum’un en büyük lahitini çıkardık” dedi.
Vali Başköy, polislerin ve astsubayın karıştığı kaçak kazı ile ilgili fazla bir detay vermedi. Olayın ardından 4 polis ve 1 astsubayın gözaltına alınıp daha sonra da ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldıkları belirtildi.
Açılış konuşmasının ardından sempozyuma geçildi. Kültür turizmi konusunun ele alındığı ilk oturumu Prof.Dr. Ahmet Ünal yönetti. Gün boyu devam eden sempozyumda, ‘Somut Olmayan Kültürel Miras’, ‘Doğa Turizmi’, ‘Alternatif Turizm Olanakları’ konuları ele alındı. Sözcü, Haber: Yusuf Çınar, 19.04.2014 |
|
TÜRKİYE İSTEMEYİNCE KATAR ALDI
Vatan, Haber: Osman İkiz, 19.04.2014 |
|
YERALTININ DERİNLİKLERİNDE KAYBOLUN
1964 yılında ziyarete açılan yeraltı şehri "Kaymaklı Kalesi" de denilen yerin altında bulunuyor. Şehir, ismini Kaymaklı Köyü’nden almış. Köy halkı bu yeraltı şehrinin etrafına evlerini, avlularını inşaa etmiş ve hala bu yeraltı şehrine ait olan tünelleri, odaları kiler ve depo olarak kullanıyorlar. Yeraltı Şehri’nde çalışmalar hala devam ediyor ve şu ana kadar sadece 4 katı açılmış. Bu bile sizi büyülemek için fazlasıyla yeterlidir.
Dar tüneller, kırmızı-sarı-kahverengi muhteşem tonlarda çekeceğiniz fotoğraflar için harika bir atmosfer. Ayrıca Kaymaklı Yeraltı Şehri’ne giden yola karşılıklı dükkanlar kurulmuş. Kapalıçarşı havası olan bir yer. Burada hediyelik eşya seçeneği de çok fazla.
Kapadokya bölgesinde yüzlerce yeraltı şehri bulunsa da birbirlerine 10 kilometre uzaklıkta bulunan Derinkuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, gerek Ihlara yolu üzerinde bulunmaları gerekse iyi korunmuş ve restore edilmiş olmaları nedeniyle ön plana çıkmaktadırlar.
|
|
TÜRKİYE, ABD'YE KAÇIRILAN ÇİNGENE KIZININ PARÇALARINI İSTİYOR
Zeugma antik kentinden kaçırılarak Bowling Green State Üniversitesi'nde sergilenen Çingene Kızı mozaiğinin bazı parçalarının Türkiye'ye iade edilmesi için imza kampanyası başlatıldı.
Kampanyayı hayata geçiren ekipte yer alan Aktüel Arkeoloji Dergisi Yazı İşleri Müdürü Murat Nağış, AA muhabirine yaptığı açıklamada, daha önce de Orpheus Mozaiği'nin Türkiye'ye geri verilmesi için benzer bir kampanya başlattıklarını, söz konusu mozaiğin ait olduğu topraklara kavuştuğunu söyledi.
Anadolu'nun özgün mozaiklerinden olan ve bir kısmının Çingene Kızı mozaiğiyle bilinen mozaiğin parçalarının kaçırılarak sergilendiği Bowling Green State Üniversitesi'nden geri getirilmesi amacıyla "www.change.org"da yeni bir kampanya başlattıklarını anlatan Nağış, Zeugma antik kentinde yürütülen kaçak kazılarda ele geçirilip yurt dışına kaçırılan 12 parça mozaiğin, Amerika'nın Ohia Eyaletindeki Bowling Green State Üniversitesi'nde dekorasyon amaçlı sergilendiğini tespit ettiklerini belirtti.
Nağış, "Bu eşsiz tarihi mirasın ait olduğu topraklara iadesi için harekete geçtik. Kaçırılan mozaiklerin Zeugma'ya ait oldukları, Zeugma kazılarının resmi kazı başkanı Prof.Dr. Kutalmış Görkay tarafından sunulan bir rapor ve gazeteci yazar Özgen Acar tarafından yapılan araştırmayla kanıtlandı" diye konuştu.
Paha biçilemeyen mozaikler 3 bin 500 dolara satın alınmış Nağış, Anadolu'nun ev sahipliğini yaptığı Zeugma mozaiklerinin, kaçak kazılar sırasında yağmalandığını, parçalandığını ve yasal olmayan yollarla yurt dışına kaçırıldığını dile getirerek, şunları söyledi: "Arkeolojik eserler insanlık tarihini aydınlatmada, insanı anlamada ve geçmişin mirasını bilgi olarak topluma aktarmada önemli rol oynar. Bu nedenle, eserlerin yağmalanması ve yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılması, geçmişin tanıkları olan bu eserleri sadece satın alınacak bir objeye dönüştürür. Her şeyin ötesinde suçtur. 1960'lı yıllarda Zeugma ve çevresinde yapılan kaçak kazılar sırasında yurt dışına kaçırıldığı tespit edilen, MS 2.-3. yüzyıllara tarihlenen 12 parça mozaik, ABD'deki Bowling Green State Üniversitesi tarafından 1965 yılında Manhattan'daki bir sanat galerisinden satın alınmıştır. 3 bin 500 dolara satın alındığı bilinen mozaikler Bowling Green State Universitesi, Wolfe Center Binası, Eva Marie Saint tiyatrosunun lobisinde dekorasyon amaçlı kullanılmaktadır. Şüphesiz ki bu arkeolojik eserler olmaları gereken yere, modern müzecilik teknolojisine uygun olarak 30 bin metrekarelik alana inşa edilmiş olan Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi'ne derhal iade edilmelidir."
Çingene Kızı Gaziantep'in simgelerinden oldu Gaziantep'in Nizip İlçesi'ndeki Zeugma antik kentinden çıkarılan ve Zeugma mozaiklerinin simgesi haline gelen Çingene Kızı mozaiğinin bulunma hikayesi de kendisi kadar etkileyici. Zeugma antik kentindeki bir villanın yemek odasının tabanındaki birçok bölümü tahrip edilmiş mozaiğin parçası olan ve üzerine düşen sütunun kaldırılmasıyla bulunan mozaik, günümüzde sadece Zeugma'nın değil Gaziantep'in de tanıtımına katkı sağlıyor.
Bu mozaik büyük ölçüde tahribata uğramıştır. Resimli panoda yalnızca kadın başı figürü kalmıştır. Bu mozaikte kadın figürü sağına doğru bakmaktadır. Kabarık saçları ortadan ikiye ayılmış ve ensesinden bir eşarpla bağlanmıştır. Dar alınlı, elmacık kemikleri çıkık ve dolgun yüzlüdür. Kulaklarında iç içe geçmiş iri halka küpe bulunmaktadır. Bu nedenle ilk bulunduğunda Çingene Kızı olarak adlandırılmıştır.
Bir görüşe göre bu figür, saçlarının ortadan ayrılmış olması gözleri ve burun yapısıyla Büyük İskender, bir başka görüşe göre ise Toprak Ana Gaia olarak yorumlanıyor. Meleket, Haber: Şenay Ünal, 18.04.2014 |
|
MÜZE BAHÇESİNE TÜMÜLÜS
Arkeoloji Müzesi uzmanlarınca tasarlanan tümülüsün toprak kısmı da çimlendirilecek.
Son aşamasına gelinen tümülüs, iç döşemesinin yapılmasının ardından ziyarete açılacak. Büyüyen Türkiye, 18.04.2014 |
|
BAKANLIĞIN TAKDİRİ MAHKEMEDE BOZULDU
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Gül Işın'ı 'takdir' hakkını kullanarak Tlos Kazı Heyeti'nden çıkarma kararı, mahkemece iptal edildi.
Prof.Dr. Işın, bakanlığın arkeolojiye bakışını
eleştirisi sonrası kazı heyetinden çıkarılmıştı.
DHA, Haber: Emre Baylan, 18.04.2014 |
13 - 19 Nisan 2014 |
|
TÜRKİYE'DEN 13 ALAN DAHA UNESCO LİSTESİ'NDE
Mersin Kızkalesi,
Malatya Arslantepe Arkeolojik Alanı, Çanakkale ve
Gelibolu 1.
Dünya Savaşı
alanları ve Kırşehir Ahi Evran Türbesi'nin de
aralarında bulunduğu 13 tarihi alanımız UNESCO Dünya
Miras Geçici Listesi'ne girdi. Böylece listedeki
varlık sayımız 54'e yükseldi. Radikal, 18.04.2014 |
|
TARİHİ KESİK KÖPRÜ TRAFİĞE KAPATILIYOR
Karşıyaka’yı Sivas Merkeze bağlayan tarihi Kesik Köprü’nün Karayolları tarafından restorasyonu için kapatılacak olması il yöneticilerini harekete geçirdi. Uzun zamandır Karşıyaka Mahallesi ile Sivas arasındaki ulaşımın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için arayışların devam ettiği konu da sona gelindi.
Sivas Hürdoğan, 18.04.2014 |
|
DİVRİĞİ'DEKİ TARİHİ MEZAR TAŞLARI KORUMA BEKLİYOR
Sivas'ın Divriği İlçesi'ndeki Çarşı Mezarlığı'nda bulunan kabirlere ait tarihi özelliği olan taşların bakımının yapılarak koruma altına alınması gerektiği bildirildi- Divriği Mezarlıkları Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Tellioğlu: "Tarihçilerimizden, araştırmacılarımızdan ve yetkililerimizden istirhamımız, daha fazla deforme olmadan bu mezar taşlarının tadilatlarını gerçekleştirerek, mezarlığımıza ve mezar taşlarımıza sahip çıksınlar".
Sivas Hürdoğan, 18.04.2014 |
|
DİNİ MEKANLAR REHBER DİN GÖREVLİSİNE EMANET
Şanlıurfa Müftüsü İhsan Açık yaptığı açıklamada, Diyanet İşleri Başkanlığının yürüttüğü proje kapsamında Türkiye'deki dini mekanlar ve önemli görülen yerlerin doğru tanıtılması için "kadrolu rehber din görevlisi" yetiştirildiğini söyledi.
Şanlıurfa'nın inanç turizmi açısından önemine işaret eden Açık, bu kapsamda kentteki kutsal mekanların tanıtımı için en az iki rehber görevlendireceğini ifade etti.
Gap Gündemi, 18.04.2014 |
|
TERK EDİLMİŞ KÖYDE TARİH TURİZMLE CANLANIYOR
Yaşayanlarının taşınırken iş yerlerinde ve evlerinde bazı eşyalarını bıraktığı köyde, günümüzde fahri imam, iki çoban ve 2 de aile olmak üzere 5 hanede yaşam devam ediyor. Harabe görünümünün yanı sıra doğal ve tarihi güzelliğiyle de beğeni toplayan köyü yılda 10 bin civarında turistin ziyaret ettiği belirtildi.
Yaklaşık 400 yıllık evlerin yıkıntılarının arasında doğal güzelliklerin de yer aldığı köy, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında düzenlenecek 15. Uluslararası Çocuk Festivali'nde 10 ülkeden 300 çocuğa ev sahipliği yapacak. Farklı ülkelerden çocukların bir gününü geçireceği köyde, doğa yürüyüşleri, geleneksel oyunlarla yabancı çocukların keyifli vakit geçirmesi hedefleniyor.
Festival öncesinde köyde yapılan yol restorasyonunu inceleyen Akseki Kaymakamı Murat Beşikçi, köyün bilinen tarihinin bin yıllık geçmişe sahip olduğunu anlattı. Geçmişte önemli ticaret yollarının üzerinde yer alan köyde 20'inci yüzyılın ortalarına kadar yaşamın sürdüğüne değinen Beşikçi, "Antik yolların önemini kaybetmesiyle yaklaşık 40 yıldır köy, tarihi dokuyu yansıtan terk edilmiş bir köy havasını yansıtıyor. Köyde yaklaşık 35 hane ayakta kalmış durumda, birkaç hanede yaşayan var" dedi.
Köyün Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki kültürel mirasını yeniden canlandırmayı amaçladıklarını anlatan Beşikçi, şöyle konuştu: "Burası önemli bir turizm potansiyeline sahip olmasına rağmen 11 milyon turistin ağırlandığı Antalya'da sadece yılda 10 bin turist geliyor. Bizim amacımız köyü ve antik yolları, bölgenin doğal yürüyüş alanlarını, turizm ve kültürel cazibe merkezi haline getirmek. BU çalışmaları tamamladığımızda yılda 100 binlerce turisti bölgemizde ağırlamayı hedefliyoruz."
Köydeki iki evi restore ettiren, başka bir evi de turistlerin konaklama ve restoran amaçlı kullanabilmesi için çalışma sürdüren Aksekili girişimci Mustafa Kavasoğlu da köyde oluşturacağı Etnografik Türk Halk Kültürü Müzesi'nin yapımına başladı. Kavasoğlu, 30 yıl boyunca biriktirdiği Anadolu'da yakın geçmişte günlük yaşamda kullanılan taşınır varlıklardan oluşan iki bin eşyanın yer alacağı müzenin tamamlanmasıyla köyde yörük kültürünü yerli ve yabancı ziyaretçilere tanıtmayı hedeflediğini kaydetti.
İnsanların 50 yıl önce köyden göç etmeye başlamasından sonra bakımsızlıktan evlerin çoğunun yıkıldığına dikkati çeken Kavasoğlu, ev yıkıntılarının arasında köyden ayrılan insanlara ait bulunan eşyaların da müzede sergileneceğini dile getirdi. Restorasyon çalışmalarının tamamlanmasıyla köyün yakın gelecekte on binlerce ziyaretçiyi ağırlamasını hedeflediğini aktaran Kavasoğlu, köydeki yaşamın turizm faaliyetleriyle Osmanlı dönemindeki hareketliliğine kavuşacağını söyledi. Yeni Alanya, 18.04.2014 |
|
ERKEN DÖNEM TÜRK SANATINDA TAŞ HEYKELLER
Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde (AİBÜ) düzenlenen konferansta erken dönem Türk sanatında taş heykeller konusunda aydınlatıcı bilgiler verildi. Bolu Halk Kültürünü Araştırma ve Uygulama Merkezi (BAMER) tarafından düzenlenen ‘Orta ve İç Asya Türk Sanatında Taş Heykeller’ konulu konferansı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu verdi. Çoruhlu, heykellerin niçin ve hangi amaçlarla yapıldıklarını örnekler vererek anlattı.
‘En Yaygın Yapılar
Kurganlar’
‘Heykeller İnsan
Boyundan Çok Daha Uzun Olabiliyor’
Bolu'nun Sesi, 18.04.2014 |
|
NÖBETÇİ MÜZELER 23.00'E KADAR AÇIK
Müze ve ören yerlerine yazlık ayar... Efes, Ayasofya ve Topkapı Sarayı 20 Ekim'e kadar saat 23.00'e kadar açık tutulacak. Hem ziyaretçiler sıcakta bunalmayacak hem geçen yıl elde edilen 300 milyon TL'lik gelir artırılacak.
Dünya turizminde ilk 5 hedefine doğru ilerleyen Türkiye, hem ziyaretçi sayısını artırmak hem de turizm gelirlerini katlamak için çalışmalarını sürdürüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı müze ve ören yerlerinde mesai saatleri, turizm sezonuna bağlı olarak değiştirildi. Yeni mesai saatleri, 15 Nisan'da yürürlüğe girdi. Çok sayıda müze ve ören yeri, 20 Ekim'e kadar fazla mesai yapacak. Ankara, İstanbul ve İzmir'de ise yeni uygulama 1 Kasım'da sona erecek. Uygulama kapsamında bazı, müze ve ören yerleri 19.00'a kadar açık tutulacak. İhtiyaç halinde izinle 23.00'e kadar ziyaretçi kabul edilecek. Geçen yıl 30 milyon ziyaretçi gezmiş ve 300 milyon TL gelir elde edilmişti.
HAFTANIN HER GÜNÜ ZİYARET Uygulama, Ayasofya, Topkapı, Efes gibi ziyaretçi akınına uğrayan müze ve ören yerlerini kapsıyor. Kars'taki Ani ören yeri de fazla mesai yapacak yerler arasında. Antalya ve Atatürk Evi Müzesi de 15 Nisan-20 Ekim arasında her gün ziyarete açık. Akşam, Haber: Volkan Yanardağ, 18.04.2014 |
|
|
RAHMANİNOV'UN
Rus besteci, piyanist ve orkestra şefi Sergei Rahmaninov'un 2'nci senfonisini yazdığı el yazmasının, mayısta düzenlenecek açık artırmada 1.5 milyon sterlinden alıcı bulması bekleniyor. Sabah, 18.04.2014 |
4135'İNCİ PARSEL BİLMECESİ
Kayseri’nin Develi İlçesi’nde yapımı süren Gümüşören Barajı’nın bölgenin su ihtiyacını büyük oranda karşılaması bekleniyor. Barajın inşaatı için gerekli olan en önemli inşaat malzemelerinden biri ise kuru çakıl…
Devlet Su İşleri (DSİ) ise bu alanın inşaatını yapabilmek için gereken kuru çakılı binlerce yıllık tarihin olduğu Develi İlçesi’ne bağlı Ayşepınar Köyü’ndeki Killik Sırtı Nekropolü’nden temin etmek istedi. Fakat Kayseri Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu bu alandan inşaat malzemesi alınamayacağını buranın tarihi bir alan olduğunu belirtti. 1950’li yıllarda kaçak kazılar yapılmasına rağmen sit alanı olarak ilan edilmeyen Killik Sırtı Nekropolü bugün Resmi Gazete'de yayımlanan ilanla sit alanı olarak ilan edildi.
NERESİNDEN BÖLÜNECEK? DSİ alandan kuru çakıl almak için 24 Temmuz 2013 tarihinde Koruma Kurulu’na başvurmuştu. Koruma Kurulu ise alanın tarihi bir bölge olduğunu belirterek inşaat malzemesi alınmasına olumsuz yönde görüş belirtmişti. Fakat resmi gazetede yer ifadeye göre “alan 1. derece arkeolojik sit alanı olarak ilan edilmesine rağmen kum-çakıl ocağının açılması talebi, sit alanı kapsamında olan 4135 numaralı parselin ifrazının yapılmasından sonra yeniden değerlendirilebilecek.”
Yani bir kısmı sit alanı kapsamında bulunan alanın içindeki 4135 numaralı parselde sit alanının dışında olduğu iddia edilen bir alanda taş ocağı açılması gündemde. 4135 numaralı parselin tam olarak neresinden bölüneceği ise merak konusu harita mühendislerinin çizdiği sınır İl Koruma Kurulu tarafından kabul edilmeyebilir.
KAÇAK KAZILAR YAPILDI Konuyla ilgili olarak
hurriyet.com.tr’ye konuşan Ayşepınar Köyü Muhtarı
Kemal Uçtu, “Killik Sırtı’nda 40’lı 50’li yıllardan
beri kaçak kazılar yapılıyordu. Bu bölgede bazı
mağaralar da var. Zamanında tarihi eser olarak bir
tabut kaçırıldığı söyleniyor” dedi. Uçtu alanın köye
500 metre uzaklıkta olduğunu belirtti. DEVLET BİZİ SUDA BOĞSUN Öte yandan Kayseri’de inşaatı devam eden Gümüşören Barajı nedeniyle su altında kalacak Yenice Köyü sakinleri, kamulaştırma bedellerine itiraz etmişti. Ev ve arsalar için belirlenen paranın çok düşük olduğunu ifade eden köylüler, gerçek değerinden kamulaştırma yapılmazsa evlerini boşaltmama kararı aldıklarını geçen ocak ayında açıklamışlardı.
Ev ve arsalar için değerinden çok düşük paralar teklif edildiğini öne süren barajın yakınlarındaki Yenice Köyü Muhtarı Seyfi Murat, uzmanların kamulaştırılan alanlarda yeterli incelemeyi yapmadıklarını iddia etmişti. Murat, “Köyün içindeki emsal evlerde bile fiyat farkları var. Bu bedellerle insanlar ev mi yapacak, yoksa çadır mı alıp yaşayacaklar? Biz verecekleri parayla yeni yerde evimizi ve ahırımızı yaptırabilmeyi istiyoruz” diye konuştu. Gerçek değerinden kamulaştırma yapılmadığı takdirde köyü boşaltmayacaklarını belirten Murat, "Bu haliyle evlerimizden çıkmayacağız. Ya çözüm bulsunlar ya da devlet bizi suda boğsun." demişti.
GÜMÜŞÖREN BARAJI’NIN TEKNİK ÖZELLİKLERİ Gümüşören Barajı: 187 hm³ depolama kapasitesine sahip Sulama + Enerji amaçlı olan bu baraj yılda 102,83 hm³ suyu düzenli olarak Zamantı Tüneline verecek, eteğinde kurulacak 2 x 2,50 MW gücündeki HES ile yılda 11,90 GWh /yıl enerji üretilecek. Baraj 25.08.2011 tarihinde ihale edilerek 01.12.2011 tarihinde işe başlandı. Son ödenen hakedişe göre; Yollar: Baraj ulaşım, relokasyon ve malzeme ulaşım yolları tamamlanmıştır. ENH % 65 seviyesinde devam etmektedir. SSKD Gövde ve Batardo: 1589 adet (21.247,5 m) fore kazık imalatı, radye betonu, enjeksiyon işleri tamamlandı. Geçici batardo imalatı tamamlandı. Enerji kırıcı havuz beton imalatları tamamlanmış yan duvar imalatına hala devam ediliyor.
|
|
KOYUNBABA KÖPRÜSÜ RESTORASYON SONRASI ARAÇ TRAFİĞİNE KAPATILMALI |
|
EN İYİ 10 NÜ
The Guardian derledi:
Urbino Venüsü (Venus of Urbino): Titan’ın bu eseri İtalya’nın sanat şehri Floransa’da sergileniyor. Jones, bu eser için “Kimse çıplak bir kadını Titian’ın burada yaptığı kadar ihtişamlı bir şekilde resmedemez” yorumunda bulunuyor.
|
|
TABLO SANSÜRLENDİ, SUNUCU İSYAN ETTİ
tv8'in gündüz
kuşağı programcısı
Oylum Talu,
programda
Botticelli'nin,
'Venüs'ün Doğuşu' ve 'Primaverra' eserlerinin yayına
alınmasını istedi.
Rejideki arkadaşlarından yayına alınmasını istedi bu eserlerin. Ara anonsunda “Arkadaşlar yayına hazırlıyorlar” diye ekledi.
Aradan zaman geçti. Oylum Talu, “Venüs’ün Doğuşu’nu yayınlayamıyoruz. Bizim ekibimiz sanat eserini sansürlemeye karar verdi. Dünyanın gelmiş geçmiş en önemli eserini sansürleyerek yayınlayacakmışız. ‘Venüs’ün Doğuşu’ sansürleniyorsa, atalım kendimizi camdan” diye son noktayı koydu.
Bu tabloyu yayınlasa ne olurdu TV8?
RTÜK’e şikayet yağardı, “Çıplak kadın gösteriyorlar” diye. RTÜK de “Gençlerin ve çocukların ayakta olduğu saat diliminde böyle resim gösterilir mi?’ diye oy çokluğuyla ceza kararı alırdı. Büyük olasılıkla Acun Ilıcalı’ya da ‘muhafazakar’ çevrelerden tepkiler gelirdi. Oylum Talu’nun da işine son verilebilirdi mesela.
Botticelli 1482’de bu resmi yapmış.
Geç bunları geç. O tablo Botticelli’nin, kısaca çizdiğim de bizim tablomuz.
İŞTE O TABLO
|
|
AKÇAKOCA CENEVİZ KALESİ İHALEYE ÇIKTI
UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Geçici Aday Listesi'ne alınan tarihi kale, restorasyonun ardından turizme hizmet verecek. Kültür ve Turizm İl Müdürü Budak, "Ceneviz kalesinin projesi ihaleye çıkmıştır. Kısmet olursa çalışmalar eylül ayına kadar bitirilecek ve ardından restorasyon yapılacak" dedi. Yapı, 17.04.2014 |
|
KADIN RESTORATÖRLERDEN MUHTEŞEM İŞÇİLİK Aksaray Üniversitesi Güzelyurt Meslek Yüksekokulu Mimari Restorasyon Bölümü mezunu 24 yaşındaki restoratör Yasemin Koçak ise yaklaşık 2 yıldır bu sektörde çalıştığını söyledi.
"Yükseklik korkumdan dolayı işe endişeyle başladım. Sonuçta dış cephede iskele üzerinde çalışılıyor. Fakat korkumu birinci kattan itibaren yenmeye başladım. Şu an çok rahat çalışıyorum. İnşaat sektörüne de girdiysek, giremeyeceğimiz başka sektör kalmadığını düşünüyorum. 'Elinin hamuruyla erkek işine karışma' sözünü yaptığımız işlerle çürütüyoruz. Şantiyeler genellikle kirlidir. Bayan olmanın getirdiği sorumluluktan olsa gerek şantiyeler, iskele, yani çalışma yaptığımız her yerde temizlik yapıyoruz. Çalıştığımız yerleri sürekli temizliyor, arkamızda tertemiz mekan bırakıyoruz. Kadın için gerçekten zor meslek ama bu işe gönül verince zor gelmiyor. Kullandığımız kimyasallardan ellerimiz, saçlarımız yıpranıyor, sürekli bakım yapmamız gerekiyor. İşten çıkınca günlük bakım için kuaföre gidip manikür yaptırıyoruz. İşimiz bitince adeta başka biri oluyoruz. Tulumlarımızı çıkarıyoruz ve hayatımıza devam ediyoruz."
Yaklaşık 4 yıldır bu mesleği yapan Karabük Üniversitesi Safranbolu Meslek Yüksekokulu Mimari Restorasyon Bölümü mezunu Özge Kıran (24) da bazı zorluklar çekse de işini severek yaptığını vurguladı.
Topuklu ayakkabı ve fönlü saçlarla çalışamasalar da fırsat buldukça kendilerine bakım yaptıklarını anlatan Kıran, "Bence kadınların yapamayacağı iş yok, görüldüğü gibi inşaatlarda bile çalışıyoruz. Hangi şehirde iş varsa gidiyor, işimizi tamamladıktan sonra da içimiz huzur dolu şekilde oradan ayrılıyoruz. Atalarımızın bize bıraktığı mirası yeniden ülkemize kazandırıyoruz" dedi. Radikal, 17.04.2014 |
|
GÖKÇESEKİ ÖREN YERİ İLGİ BEKLİYOR
Köyde doğup büyüyen, iki dönem de muhtarlık yapan Halil Uğur (60), yaptığı açıklamada, köylerinin daha önce "imsi" olan adının Gökçeseki olarak değiştiğini söyledi.
Bölgenin sit alanı ilan edildiğini ifade eden Uğur, "Kayaların içinde su tünelleri var. Mezarlar, odalar bulunuyor. Yıllarca yerli ve yabancı konuklara burayı gönüllü olarak gezdirdim. Bildiklerimi onlara anlattım" dedi.
Uğur, çok geniş bir alanda yerleşim yeri kalıntılarının bulunduğunu dile getirerek, "Mezarlar ve diğer kalıntılar zamanla tahrip edilmiş. Mezar odalarının içindeki lahitler parçalanmış. Mezar kapaklarında aslan tasvirli taşlar var. Buraya nasıl çıkarıldı, nasıl yapıldı bilinmiyor" diye konuştu.
"Ciddi şekilde korunmaya ihtiyacı var" Muhtarlık yaparken, yetkililerin kendisine "burayı bekleyeceksin" dediklerini aktaran Uğur, "Bir muhtar burayı tek başına nasıl koruyabilsin? Şüpheli kişiler geldiğinde, kazı yapıldığında yetkililere ihbar ediyoruz. Ama ciddi şekilde korunmaya ihtiyacı var. Bölge temizlenip turizme kazandırılabilir. Burada daha gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen sırlar olduğunu düşünüyoruz. Bu harap hali bizleri üzüyor. Burası turizmin hizmetine sunulursa köyümüzün kaderinin değişeceğine inanıyorum."
Karaman Müzesi Müdürü Abdülbari Yıldız ise Gökçeseki ören yeri kaya mezarları ve nekropol alanının birinci derecede sit alanı olduğunu belirterek, "Müze Müdürlüğü olarak bölgede kazı yapılması için projemiz var. Bakanlığımızdan gelen ekipler inceleme yaptı. Gerekli izinler verilirse Müze Müdürlüğü başkanlığında Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi ile kazı yapılacak. Burası önemli bir bölge. Köylülerle, kolluk kuvvetleriyle irtibat halindeyiz. Bu tür ören yerlerinin korunmasında en büyük yardımcımız bölge insanı" şeklinde konuştu. Yeni Şafak, 17.04.2014 |
|
EDEBİYAT MÜZESİ VE YAZIN BELLEĞİ KAPATILIYOR
Türkiye Yazarlar Sendikası’nın (TYS) 2002 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığıyla yaptığı protokolle açılan Edebiyat Müzesi ve Yazın Belgeliği kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Tarihi Yıldız Sarayı içinde eski Arabacılar Dairesi’ndeki müze ilk kurulduğunda o zamanki TYS Başkanı şair ve mimar Cengiz Bektaş tarafından bir edebiyat müzesine dönüştürülmüştü. TYS Edebiyat Müzesi ve Belgeliği, belgelik ve kitaplık olarak iki bölümden oluşuyor. Belgelik bölümünde, sanatçıların belge değeri taşıyan yapıtları, mektup ve çalışmaları, bilgisayara yüklenmiş fotoğrafları ve yapıtları; kitaplık bölümünde araştırma kitapları, ansiklopedi, sözlük, antoloji ve derlemeler, yazarlar üzerine tezler, eleştiri ve deneme kitapları var. Ayrıca özel imzalı bazı kitaplar ve dergiler de bulunuyor.
Görüşlerini aldığımız TYS Genel Başkanı Mustafa Köz son yıllarda çalışmaları daha da artan belgelikte çok değerli tarihi belgeler olduğunu ve her geçen gün yenilerinin eklendiğini belirtiyor. Sendikanın on yılda Nazım Hikmet, Şükran Kurdakul, Enver Gökçe, Aziz Nesin, Arif Damar, Melih Cevdet Anday, Cemal Süreya, Asım Bezirci gibi yazarlarımızın yazı gereçlerini, ilk baskı kitaplarını, özgün el yazısı şiir ve düzyazı taslaklarını, fotoğraflarını, yazı gereçlerini belgeliğe kazandırdığını ve bu tarihi değerlerin çok iyi korunduğunu ve sergilendiğini ekledi.
Kültür Bakanı sessiz
‘Tek yol mücadele’
TYS'den basın
açıklaması Haber Sol, 17.04.2014 |
|
ÇİN SEDDİ UZADI
Şinhua ajansının haberine göre, 20 metre uzunluğundaki yeni kalıntıların Çin Hanedanlığı (MÖ. 221-MÖ. 206) dönemine ait olduğu düşünülüyor.
Yeni bulunan duvarların 3 bölümden oluştuğunu ve ilk bölümün 5 metre uzunluğunda, 3-4 metre genişliğinde ve 6 metre yüksekliğinde olduğu kaydedildi. Diğer iki bölümün ise 10 metre uzunluğunda ve 5 metre yüksekliğinde olduğu belirtildi.
Çin’in kuzeybatı sathındaki seddin, kış aylarında Sarı Nehri donduğu zaman nehri aşan yabancı akınlara karşı yapıldığı ifade edilirken, bu bölgedeki duvarların bir bölümünün ülkedeki Savaşan Devletler döneminde yıkıldığı ve Çin Hanedanlığı döneminde tekrar inşa edildiği kaydediliyor.
Tarihi kayıtlara göre yeni bulunan kalıntıların en az 2 bin 470 yıllık olduğu sanılıyor.
Uzmanlar, son bulgularla bölgede Çin Seddi’nin dağlardaki taşlarla genelde vadilerde inşa edildiği ve daha iyi korunması gerektiğini bildiriyor.
Çin Seddi, UNESCO tarafından 1987 yılında dünyanın kültür mirasları listesine girmişti. Çin, 2006-2010 yılları arasında hazırladığı 11′inci 5 yıllık planında dünyanın en uzun duvarının korunması için 500 milyon yüen (yaklaşık 80 milyon ABD Doları) ayırdığını açıklamıştı.
Çin’in kuzey sathı boyunca ülkenin batısında doğru uzanan set, her yıl yerli ve yabancı milyonlarca turisti ağırlıyor. Duvarın özellikle turistlere açık bölümleri belirli dönemlerde restorasyondan geçirilerek ek güvenlik önlemleriyle güçlendiriliyor. Sözcü, 17.04.2014 |
|
KAÇAK AMFORALARI TÜRKİYE'YE GERİ VERDİ
Radikal, 17.04.2014 |
|
DEFİNECİLER GÖLÜ TALAN EDİYOR
Yıllardır bölgede kaçak kazı yapan defineciler gölü tahrip etti. Bunun üzerine geçen ekim ayında Denizli Valisi Abdülkadir Demir, gölün güvenliğinin sağlanması için talimat verdi. Buna rağmen definecinin kaçak kazıları son bulmadı. Son olarak Sandıras Dağı’na tırmanan dağcıların bölgede kazı yapıldığını fark etmesi üzerine, jandarma çalışma başlattı.
Suyu
boşaltıyorlar
Hürriyet, 16.04.2014 |
|
"KORUMA KURULU KARARI ELİMİZİ GÜÇLENDİRDİ"
Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisinde ana imar planı hakkında verilen yürütmeyi durdurma kararı sonrasında yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
AOÇ mücadelesine devam edeceklerini ifade eden Candan, yürütmeyi durdurma kararına uyulmamasına tepki gösterdi. Yargı kararlarına uyulmaması hakkında Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun yazılar gönderdiklerini hatırlatan Candan, “Daha önce tam tersi yönünde kararlar veren koruma kurulu, AOÇ’deki inşaatlarla ilgili 3 Nisan’da yürütmeyi durdurma kararlarına uyulması yönünde karar verdi. İlgili kurumların yargı kararlarına uymadığını hatırlatmamız üzerine ise, koruma kurulu 7 Nisan’da tarafımıza gönderdiği yazıda ‘Kamu kurum kuruluşları ve belediyeler ile gerçek ve tüzel kişiler Koruma Yüksek Kurulu ve Koruma bölge kararlarının kararlarına uymak zorundadır’ hükmüyle buna göre ilgili idarelerin koruma bölge kurulunun kararlarına uyma zorunluluğu olduğunu söyledi. Yazıda söz konusu kararlarının ilgili kurumlara iletildiği ifade edildi” dedi.
Koruma Kurulunun verilen bu kararla birlikte ellerinin daha güçlendiğini dile getiren Candan, AOÇ’deki bütün yapılaşmaların durdurulması gerektiğini ifade etti. Bu hafta içerisinde Anayasa Mahkemesine başvuracaklarını açıklayan Candan, “Oradan bir sonuç çıkmazsa konuyu uluslararası boyutlara taşıyacağız. AOÇ bir dünya mirasıdır” dedi. Evrensel, 16.04.2014 |
|
AKDAMAR'DA İKİNCİ RESTORASYONDA SONA GELİNDİ Evrensel, 16.04.2014 |
|
BİLECİK'TEKİ 200 YILLIK TARİHİ HAMAM RESTORASYON BEKLİYOR
Bilecik’te tarihi nitelikli hamamlardan birisi olan, 2009 yılında çöp ve moloz artıklarıyla dolu olan tarihi hamamda, Bilecik Müze Müdürlüğü denetiminde kazı çalışmaları başlamış iç ve dışı otlardan, molozlardan temizlemeye başlanmıştı. Ecdat yadigarı olan Osmanlı dönemine ait 200 senelik tarihi yapının Edebali vadisinde bulunan Emirler hamamı ile aynı planda inşa edildiği belirtiliyor. Osmanlı mimarisine uygun olarak yapılan Baki hamamının, soyunmalık, ılıklık, sıcaklık, su deposu ve külhandan meydana gelen kısımları yıkılmış durumda. İç mekanı temizlendikten sonra soyunmalık kısmı da ortaya çıkan, ahşap olan üzeri Yunan işgalindeki yangında yok olan yapının üst kubbelerinin de yıkıldığı, sadece kubbe etekleri kaldığı belirtiliyor.
Temizlenip restorasyonu yapılamayan tarihi hamamın içi, aradan geçen 5 sene içersinde çöp, moloz ve ot artıklarıyla tekrar dolmuş duruma geldi. Kentin merkezinde bulunan etrafı demir parmaklıklarıyla çevrili, virane halde beklemekte olan tarihi hamamın bir an önce aslına uygun bir şekilde restore edilerek Bilecik’in turizmine kazandırılması bekleniyor.
Konu ile ilgili açıklamada bulunan Bilecik İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne bağlı Bilecik Müze Müdürlüğünde görevli Uzman Arkeolog Abdurrahman Aktaş, “Buranın arazinin mülkiyeti vatandaşa aittir. Vatandaş bize talepde bulundu ve 5 yıl önce 2009 yılında biz kazı ve temizleme çalışmalarını başlattık. Şahsın katkılarıyla bu kazı çalışmaları yapılıyordu. Fakat şahıs Mali çalışmalar için desteği yarım bıraktı. Kendisi ile iletişim kuramadık, birden bire kayboldu. Bu konu için Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Müdürlüğüne gerekli yazı yazılarak bilgi verildi. Bize böyle konular üzerinde talepler geldiğinde sadece kazı çalışmalarını yapıyoruz. Restorasyon işini Vakıflar Bölge Müdürlüğü üstleniyor” şeklinde belirtti. haberler.com, 16.04.2014 |
|
KÜLTÜR MİRASI KENTTE DOĞAL OLMAYAN AFET
Cumartesi günü Şili kenti Valparaíso bir yangınla yerle bir oldu. 2 bin 500’den fazla ev kullanılamaz hale geldi, 16 kişi öldü ve 10 bin insan tahliye edildi. Gözlemcilere göre bu felaketin temelinde eşitsizlik ve konut sorunu yatıyor.
Korunma ve kentsel planlama sorunu Evrensel Gazetesi'nin haberine göre, bu faleketin farklı nedenleri var. Başlangıç olarak, Ulusal Orman Kooparatifi ve itfayeciler sorunu bulunuyor.
“Yangın akşamın ilk saatlerinde başladı ve itfaiyeciler –hepsinin gönüllü olarak çalıştının altını çizmek lazım-saatler sonra ve çok yetersiz malzeme ile geldiler. Öte yandan etkilenen bölgeler arasında su altyapısı bulunmayanlar da var” diye anlatıyor, konunun uzmanlarından Franck Gaudichaud.
Su taşıyan helikopterler de geç ulaşmış. Yangından etkilenen bölgeye ulaşım zor sağlanmış, Gaudichaud, “Kamyonlarla ulaşmanın neredeyse imkansız olduğu bir bölge” diye belirtiyor. Bölgede güvenlik duvarlarının yok, Valparaíso habitatının bu bölgesi gecekondulardan oluşuyor.
Yetkililer koruma hatta kentsel planlama odaklı düşünmüyor. Bölgenin coğrafyası ise zorluğun sadece bir kısmına açıklıyor: Liman tepelerde çevrili bir çukur bölgede konumlanmış, bu tepelerin üzerleri, süperturistik kent merkezinden uzaklaştıkça yoksullaşan konutlarla kaplı.
Öte yandan Şili’li itfaiyeciler de medya tarafından acımasızca eleştiriliyorlar. E-posta üzerinden görüştüğümüz Şilili tarihçi Sergio Grez şöyle açıklıyor: “Şili’de itfaiyenin ana omurgasını ücretli değil gönüllü çalışan itfaiyeciler oluşturuyor. Devlet ve yerel yönetimler tarafından ayrılan ödenek, kentsel yoğunluk, sosyal eşitsizlik, iklim, özellikle bazı bölgeleri yangın çıkmasına çok müsait olan coğrafi konumu gibi sorunları olan ve nüfusunun önemli bir bölümü yoksulluk çeken bir ülkenin tüm ihtiyaçlarını karşılamak için çok düşük. Çok nadiren itfaiyeciler ihtiyaçları sağlayabilmek için kamudan para alıyorlar.”
En çok etkilenenler en yoksullar Bu konjonktürel problemlerin yanı sıra, yangının bu kadar ölümcül olmasını açıklayan daha derin sorunlar var. Bu tip olaylar Valparaíso’da daha önce de yaşandı: 2008’de, Valparaíso Üniversitesi’nden uzmanların, yetkililere yardımcı olmak amacıyla hazırladığı raporda, alevlere karşı korunaksız 11 olası alan belirlendi.
Mimar ve kent plancısı Iván Puduje’nin El Mostrador gazetesindeki köşesinde de belirttiği gibi “hiçbir şey yapılmadı”. Rapor, banliyölerin sınırında baraka misali kurulmuş evlerde yaşayan insanların bulunduğu tehlike altındaki alanlara işaret ediyordu. Şilili gazeteci María Elena Wood’un yine El Mostrador’da yayınlanan yazısında da, “Biliyoruz ki 2008 ve 2013’de çıkan ve Valparaíso’yu bir anfitiyatro gibi saran tepelerin korunaksız olduğunu ortaya koyan yangınlara rağmen, uzmanlar tarafından olası bir felakete karşı önerilen hiçbir önlem alınmadı” deniyor.
Yoksulluk, trajedinin “doğal” boyutu dışında kalan kısmının kalbini oluşturuyor. Franck Gaudichaud, tepelerin zirvelerinde tomurcuklanan kitlesel gecekonduları kastederek, “Valparaíso’nun zirvesinde yaşayan yoksullar en büyük zararı gördü” diyor.
Sergio Grez de kentin turistik vitrinini kesin bir dille yalanlıyor: “Valparaíso her zaman çoğunluğu yoksul olan bir nüfusa sahip bir kent oldu, son on yılda yoksulluğu iyice gözle görülür hale geldi. Sağlam olmayan hatta ıskartaya çıkmış malzemelerden yapılma; insani koşullara uygun olmayan, temel hizmetlerden (su, elektrik, çöp toplama hizmeti, yol, ışıklandırma ve ulaşım) mahrum, risk altında, düzensiz ve bizzat kendi sakinlerinin inşaa ettiği evler ortaya çıkmaya başladı.
Bütün bu aşırı nüfus, sağlıksız yapılaşma ve fay hatları üzerinde büyük miktarda atık birikimi, son yangın olayında, alevlerin büyümesine neden olan yakıtlara dönüştüler ve bu uğursuz sonuçlara neden oldular.”
Toplumsal afet Bu arada devlet ve Valparaíso yönetimi bu felaketin sorumluları arasında; ne toprağın doğru kullanımı ne de risk altındaki bölgelerin yenilenmesi konularında çalışmadılar. Ayrıca, bazı gözlemciler Valparaíso Belediyesi’nin kamu kaynaklarını kötü kullanmakla suçluyor.
“Sağ belediye başkanları kadar soldakiler de Valparaíso’nun 24 yıllık kötü yönetiminden sorumludurlar” diyor Sergio Grez: “Örneğin, vatandaşlar UNESCO tarafından kentin dünya insanlık mirası olarak ilan edilmesinden bu yana ayrılan kaynaklara ne olduğunu sormaktadır. Bazı duvarların yeniden boyanması ve belirli sayıda binanın restorasyonu dışında bu kaynakların kullanıldığını görmedik. Kentsel bozulma bugüne kadar devam etti, yangınlar çıktı, gaz patlamaları, heyelanlar ve ölüme de neden olan seller kamu binalarını, konutları ve mahalleleri yıkmayı sürdürdü.”
Doğal olanların yanı sıra sosyal eşitsizlik afetleri de bir ülkede felakete neden olabiliyor (2005 yılında ABD’deki Katrina kasırgası, İtalya Aquila’daki 2009 depremi...). Yapı, 16.04.2014 |
|
MANZONİ'NİN DIŞKISI ALTINDAN KAT BE KAT DEĞERLİ!
Ölümünün 50. yılında Milano Palazzo Reale'de sergisi açılan öncü sanatçı Piero Manzoni, 1961'de içine 30 gr. dışkı koyduğu kutuları, altın fiyatına (37 dolar) satışa sunmuştu. Bugün 30 gr. altın 1500 Euro, 'Sanatçının Dışkısı'nın değeri 250 bin Euro'ya dayandı!
Belki de dünyanın en güzel meydanlarından biri olan
Milano’daki Piazza del Duomo, her santimetresinin
detaylı tasarlanmış olması nedeniyle üzerinde
yürüyenlerde ‘gesamtkunstwerk’ hissi uyandırır. En
büyüleyici anlarının kent katedralinde sabah ve
akşam dualarının yapıldığı saatler olan bu meydanda
yer alan Palazzo Reale, genelde popüler sergileriyle
tanınan bir mekandır. Ama ne olmuşsa olmuş, bu kez
30 yaşına basmadan vefat eden Milano’lu öncü sanatçı
Piero Manzoni’nin (1933-1963) retrospektif sergisi
düzenlenmiş. İronik ama doğru, sanatçının 50’nci
ölüm yıldönümünde. Radikal, Yazı: Necmi Sönmez, 16.04.2014 |
|
SANAT ESERLERİ İÇİN
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Milli Saraylar ve TBMM bünyesindeki binaların depreme dayanaklılığı ile ilgili çalışmalara ilişkin soru önergesini yanıtlayan Meclis Başkanvekili Sadık Yakut; saray, köşk ve kasırlar ile ek yapılarında kontrol, bakım ve restorasyon çalışmaları yapıldığını açıkladı. Akşam, Haber: Çınar Coşkunserçe, 16.04.2014 |
|
GÜVERCİNKAYASI KAZISI İLE 7 BİN YIL ÖNCESİ BİLGİLERE ULAŞILIYOR
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı Arkeoloji Kulübü tarafından ‘Orta Anadolu’da Tarih Öncesi Araştırmaları ve Güvercinkayası’ konulu konferans düzenlendi.
Fen-Edebiyat Fakültesi Konferans Salonunda akademik ve idari personel ile Arkeoloji Bölümü öğrencilerinin dinleyici olarak hazır bulunduğu konferansa; İstanbul Üniversitesi Prehistorya Ana Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof.Dr. F. Sevil Gülçur konuşmacı olarak katıldı.
Prof.Dr. F. Sevil Gülçur, 1996 yılında kazı çalışmalarına başlanılan Güvercinkayası’nı kurtarma çalışmalarının T.C. Kültür Ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Üniversitesi Prehistorya Ana Bilim Dalı adına kendisinin başkanlığında devam ettiğini söyledi.
Güvercinkayası’na yönelik katılımcıları bilgilendiren Prof.Dr. F. Sevil Gülçur, “Günümüzden yaklaşık 7 bin yıl öncesine tarihlenen bu yerleşme, Avrupa’yı boydan boya kat ederek Anadolu üzerinden Kudüs’e yönelen Hıristiyan Hacı Yolu üzerindedir. Güvercinkayası’nda mimari öğeler bir tasarım ürünüdür. Üzerine oturduğu kayalığın doğal yapısına göre biçimlenen yapı adaları, savunma sistemi ve kiler bölmesi, silo, ocak gibi konut içi mimari unsurlarıyla 500 yıllık kesintisiz bir kültür evresini yansıtmaktadır” dedi.
Güvercinkayası çalışmalarının yapılmasındaki amacın çevresinde yer alan kültür varlıklarıyla birlikte koruma altına alabilmek ve kültür ve turizm sektörüne kazandırmak olduğunu söyleyen Gülçur, “Demirci Kasabası’nda yer alan kazı araştırma merkezinin bahçesinde inşasına başlanan Güvercinkayası ev modelleri, iç donanımıyla tamamlanıp bir ziyaret merkezi haline getirilmesi ve turizme katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Bunların yanı sıra kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel kültür öğelerini belgelemek ve gelecek nesillere aktarabilmek için etnoarkeoloji ve sözlü tarih çalışmaları da yapılmıştır. Yapılan bu çalışmalarda yerel halkla kurulan ilişkiler yol gösterici olmuş, çalışmalar ekibin bilgi ve deneyimiyle birleşince süreklilik ve başarı göstermiştir” diye konuştu.
Soru-cevap bölümünün ardından Prof.Dr. F. Sevil Gülçur’a teşekkür belgesi ve plaket takdim edildi. haberler.com, 16.04.2014 |
|
|
SÖZ KONUSU TARİHSE GERİSİ TEFERRUAT
Kültür ve Turizm Bakanlığı, kamunun sorumluluğundaki kültür varlıklarını korumakla kalmıyor, özel hukuka tabi kişilerin tescilli taşınmazlarını da kolluyor.
Bu kapsamda 3 bin 700 taşınmazın ayağa kaldırılmasına yardımcı olan Bakanlık, 2014 için 14 milyon TL’lik bütçe ayırdı. Akşam, Haber: Volkan Yanardağ, 16.04.2014 |
DEFİNE AVCISI ÜÇ GÜNDÜR MAĞARADA
Pazar günü saat 22.00 sıralarında Mihalgazi İlçesi'nin Alpagut Mahallesi Kazankaya Mevkii'ndeki Yarasa İni Mağaraları'nın olduğu bölgeye define aramak için 7 arkadaşıyla birlikte giden tekstil fabrikası işçisi, evli ve 3 çocuk babası Ramazan Yörük, mağara içinde yaklaşık 10 metre derinliğindeki kuyuya düştü. Arkadaşlarının durumu jandarma yetkililerine bildirmelerinin ardından bel, kol ve bacaklarından yaralanan Yörük'ü çıkarmak için jandarma, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD), Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE), Arama Kurtarma Ekibi (AKUT), Nilüfer Arama Kurtarma (NAK) ve Anadolu Üniversitesi Doğa Sporları Kulübü (ANADOSK) ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Dağcılık Kulübü, Eskişehir, Ankara ve İzmir Mağara Araştırma Dernekleri ekipleri sevk edildi.
Radikal, Haber: Eyüp Kelebek, 16.04.2014
Define aramak için girdiği mağarada 30 metrelik dehlize düşen Ramazan Yörük 3 günde kurtarıldı. Yaralanan Yörük'e ilk müdahale yeraltında yapıldı.
Eskişehir'in Mihalgazi İlçesi'nde yaşayan evli ve 3
çocuk babası Ramazan Yörük (40), geçen pazar gecesi
8 arkadaşıyla birlikte define aramak için Alpagut
Mahallesi Kazankaya mevkisinde bulunan Yarasaini
mağarasına gitti. Arkadaşlarının "Haydi çıkalım"
demesi üzerine "Siz çıkın ben geliyorum" diyen Yörük
aradan uzun süre geçmesine rağmen dışarı çıkmadı.
Bunun üzerine tekrar mağaraya giren arkadaşları,
Yörük'ün mağaradaki 30 metrelik dehlize düştüğünü ve
tek başına çıkamayacağını anlayınca durumu
jandarmaya ve sağlık ekibine bildirdi. İhbar üzerine
olay yerine giden Afet ve Acil Durum Yönetimi
Başkanlığı (AFAD), Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi
(UMKE), Arama Kurtarma Ekibi (AKUT) ve İlçe Jandarma
Komutanlığı'na bağlı ekipler, Yörük'ü düştüğü
dehlizden çıkarabilmek için çalışma başlattı. Radikal, Haber: Rıdvan Uysal, 18.04.2014 |
|
ATAKÖY SAHİLDE İNŞAATA DEVAM
Bakırköy Belediyesi’nin 160 parsele ilişkin yürütmeyi durdurma kararının kaldırılması talebine karşılık 9. İdare Mahkemesi, ruhsatın uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğabileceği gerekçesiyle, bu parsele ilişkin yürütmeyi durdurma kararının devamına karar verdi. Birgün, Haber: Olgu Kundakçı, 15.04.2014 |
|
TÜRKİYE DÜNYADA BİR İLKİ GERÇEKLEŞTİRECEK
Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür Özarslan, dünyanın en iyi 6'ncı turizm destinasyonu haline gelen Türkiye'nin, kültür turizmiyle de yükselişe geçtiğini belirterek, "Türkiye'de, dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmayan 'mozaik müzeleri destinasyonu' oluşacak" dedi.
DOĞU VE GÜNEYDOĞU TURİZMİNE BÜYÜK İLGİ Türkiye'deki barış
iklimine işaret eden Özarslan,
Müzecilikte çağdaş bir
atılım yapan Kültür ve Turizm Bakanlığının son
yıllarda
DÜNYANIN HİÇ BİR ÜLKESİNDE YOK Özarslan, "Gaziantep'teki Zeugma Mozaik Müzesini de ekleyince, üç mozaik müzesi komşu illerde hizmete girmiş olacak ve böylece dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmayan 'mozaik müzeleri destinasyonu' oluşacak. Dünyada böyle bir şey yok. Türkiye'nin sunduğu ürün çeşitliliği ve kalitesi hiçbir ülkeyle mukayese edilemeyecek şekilde geliştiriliyor" diye konuştu.
DÜNYANIN EN KIYMETLİ MOZAİĞİ Mozaik eserler açısından dünyadaki en geniş sergileme alanına sahip Hatay'daki Antakya Mozaik Müzesi, toplam kapalı alanı ise 32 bin 754 metrekare olacak ve müzeyi aynı anda 800 kişi ziyaret edebilecek.
Şanlıurfa Haleplibahçe'de "Amazon kraliçelerinin av ve savaş sahneleri"nin tasvir edildiği mozaiklerin bulunduğu Haleplibahçe Mozaik Müzesi ile Edessa Arkeoloji Müzesi ve Arkeopark'ın yer alacağı 57 bin metrekare üzerinde toplam 36 bin metrekare kapalı alan, Türkiye'nin en büyük müze komplekslerinden olacak. Mevcut yerinde sergilenecek yaklaşık bin metrekare mozaiğin yanı sıra müzede bin 500 metrekare civarında mozaik bulunuyor.
Buradaki Savaşçı Amazon Kraliçeleri mozaikleri ise mozaik tekniği, sanatı ve Fırat Nehri'nin orijinal taşlarından yapılması gibi özellikleriyle uzmanlarca dünyanın en kıymetli mozaiği olarak tanımlanıyor.
Müzede, yurt dışına kaçırıldıktan sonra bulunduğu ABD'deki Dallas Müzesi'nden geri getirilen, "ozanların babası" Orpheus'un, müziğiyle vahşi hayvanları uysallaştırdığını betimleyen mozaiğin de sergilenmesi bekleniyor. Haber 7, 15.04.2014 |
|
TANK FABRİKASI ARAZİSİNDE SİLUETE "KÜÇÜK" RÖTUŞ
Bakanlık askıya çıkardığı plan değişikliğinde
araziye verilen 70 metre yüksekliği bu sefer deniz
seviyesinden itibaren aldı. Kültür varlığı olarak
tescilli askeri yapıların bulunduğu 111 dönümlük
araziye 70 metre yüksekliğinde konut, ticaret ve
turizm alanı öngören planlar arazinin satışından
hemen önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından
geçen kasım ayında onaylanmıştı. Mimarlar Odası ve
Şehir Plancıları Odası, siluete verdiği zarar
nedeniyle yıkım kararı çıkan 16:9 kulelerine benzer
bir yapılaşma getirildiğine işaret ederek, tank
fabrikası arazisi için hazırlanan planların hukuka
ve kamu yararına aykırı olduğu gerekçesiyle dava
açmıştı. Meslek odalarının açtığı davanın hemen ardından Bakanlık, yeni bir plan hazırlayarak inşaat yüksekliğini aşağıya çeken bir düzenleme yaptı. Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı Tayfun Kahraman, “Yapılan değişiklikle, mevcut yükseklik arazinin bastığı kottan değil, deniz seviyesinden verilmiş. Bu bir yükseklik düşüşü anlamına gelse de, 2-3 metrelik bir farka denk düşüyor. İnşaat metrekarelerinde ya da yapılacak olan inşaat büyüklüğünde bir değişim yok” dedi.
***
NE OLMUŞTU? Ataköy Turizm Merkezi Uygulama İmar Planı’nda ‘askeri alan’ ve ‘tercihli kullanım alanı’ olarak planlanan arazi 2008 yılında Milli Savunma Bakanlığı ile TOKİ arasında yapılan protokolle TOKİ’ye geçmişti. TOKİ iştiraki Emlak Konut GYO’nun araziyi satmasının ardından arsa, askeri alandan çıkarılarak yapılaşmaya açılmış, araziye dava açılan planlara göre 226 bin metrekare inşaat izni verilmişti. Birgün, Haber: Olgu Kundakçı, 15.04.2014 |
|
OSMANLI KARŞITI KALE İNTERNETTE SATILIK! Vatan, 15.04.2014 |
|
DÜNYA SANAT GÜNÜ'NDE TÜRKİYE'DE SANATIN HALİ
Uluslararası Sanat Derneği, 2011 yılında Leonardo da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan’ı Dünya Sanat Günü olarak kabul etti. Türkiye’de ise sanat sansürlenmeye devam ediyor, kültür-sanat merkezleri yok edilmeye çalışılıyor ve saldırının dozu giderek artıyor.
Dünya Sanat Günü, her yıl Nisan ayının 15. günü kutlanan, sanat etkinlikleri düzenlenip cadde ve sokakların sanat eserleri ile süslenildiği bir gün olarak kabul ediliyor. Türkiye içinse bu evrensel tanım fazlasıyla trajikomik kalıyor. Çünkü sadece son bir yılda bile tiyatrolar ve sinemalar kapatıldı, kitaplar, filmler sansürlendi, Gezi sonrası artan kültür-sanat dinamiğinden rahatsız olan iktidar sanatçıları fişlemeye başladı, fişlenen sanatçıların ödenekleri kesildi, her geçen gün mesleğinden uzaklaştırılmaya çalışılan sanatçıların sayısı ise giderek artıyor, kimisi ise kendisini hakim karşısında buluyor.
Bu günlerde iktidar bir türlü tam olarak ele geçirememiş olduğu sanatçılar için yeni bir formül buldu. TÜSAK yasa tasarısıyla iktidarın attığı ve atacağı her adım meşrulaştırılmaya çalışıldı, kültür-sanat kurumlarının ve sanatçıların dik duruşuna rağmen tasarı henüz geri çekilmiş değil. İktidar Devlet Tiyatroları ve Opera-Balesine yönelttiği saldırıyı farklı kanallar üzerinden ülkenin tarihi bütün değerlerine karşı yöneltiyor. Hatta öyle ki, bir inşaat kooperatifi hukuksuz ve keyfi olarak DT’ye ait İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi arazisini yıkım ekibiyle talan edebiliyor. AKM ve Resim Heykel Müzesi de yine ilk akla gelen saldırı altındaki gündemlerimizden. Fakat bütün bu saldırılara rağmen sanatçılar, kurumlar, sendikalar ve sanatseverler direnmeye devam ediyor. Dünya Sanat Günümüz kutlu olsun.
Atatürk Kültür Merkezi
27 Mart Dünya Tiyatro Günü TÜSAK
eylemleri
Emek Sineması
İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi
İstanbul MSGSÜ Resim-Heykel Müzesi
TÜSAK yasa tasarısı protestoları Haber Sol, 15.04.2014 |
|
525 YILLIK KÖPRÜ RESTORE EDİLİYOR Koyunbaba Köprüsü restorasyonu yaklaşık 6 milyon TL’lik ihale karşılığında restore ediliyor. Karayolları Genel Müdürlüğü Sanat Yapıları Dairesi Başkanlığı Tarihi Köprüler Şube Müdürlüğü nezdinde yürütülecek restorasyon 2014 yılında ek ödenek temin edilmesi bekleniyor. Konu ile ilgili bir açıklama yapan AKP Çorum Milletvekili Dr. Cahit Bağcı, “Osmanlı arşiv kayıtlarında II. Beyazıt köprüsü olarak yer alan köprünün Anadolu’da Osmanlı İmparatorluğu tarafından inşa edilen en uzun köprü olma özelliğinin yanı sıra Osmanlı yol ağında önem arz eden bir özelliği de söz konusudur. Osmanlı, Osmancık’ın önemli bir geçiş noktası olması nedeniyle Kızılırmak üzerine bir köprü inşa etme ihtiyacı duymuştur. Köprünün yapımında manevi destek sağlayan Hz. Koyunbaba’nın adı da bölge halkı tarafından köprüye isim olarak verilmiştir. Yaklaşık 30 yıl köprüde hatalı bir restorasyon işlemi yapılmış. Taşların üzeri beton ile sıvanmış. Yapacağımız restorasyon ile köprü aslına uygun olarak restore edilecek ve turizme kazandırılacak. Ayrıca köprünün toprakla dolmuş olan ayakları da Devlet Su İşleri tarafından açılacak ve su sirkülasyonu sağlanacak” dedi. Köprü bir ana göz ve sağ ve sol kısımlarda yer alan 8+ 8 olmak üzere toplam 17 gözlü olup 7,5 metre genişliğinde ve 250 metre uzunluğundadır. TOKİ Haber, 15.04.2014 |
|
2200 YILLIK BERBERKAYA MEZAR ANITININ DURUMU İÇLER ACISI
Yüzyıllarca sapasağlam ayakta kalan Bursa tarihinin önemli kanıtlarından lahit, 1953 yılında define meraklıları tarafından paramparça edildi. 17 ayrı parçaya ayrılarak dağın yamaçlarına dağılmış bir şekilde duran Berberkaya Mezar Anıtı, günümüzde de yoğun tahribata maruz kalıyor. İçinde ateş yakılan ve duvarlarına yazı yazılan Bursa’nın ve Anadolu’nun önemli tarihi belleği lahit, ilçenin Hellenistik döneme ait tek yapı parçası olma özelliğini de taşıyor.
Devlet yetkililerinin acilen önlem almasını isteyen yöre halkı, çok değerli bir tarihi miras olan Berberkaya Mezar Anıtı’nın restore edilerek eski haline getirilmesini veya en azından mevcut haliyle koruma altına alınmasını arzu ediyor.
“Berberkaya Mezar Anıtı”
arkeolojihaber.net, Fotoğraflar: Ayhan Uyan, 15.04.2014 |
|
GÖZÜ DÖNMÜŞ DEFİNE AVCILARI, ROMA DÖNEMİ'NDEN KALAN TARİHİ KÖPRÜYÜ DELİK DEŞİK ETTİ
Roma döneminde yapılan Apamea, Eumenia, Peltea, Lounda, Mossyna, Hierapolis ve Laodikya ticaret yolları üzerindeki geçişi sağlayan köprülerden birisi olarak kullanılan 55 metre uzunluğunda, 3 metre 40 santimetre genişliğindeki kemerli antik köprüde altın ve tarihi eser arayan defineciler, tarihi köprüye zarar veriyor. Dayılar Köyü sakinlerinden İbrahim Varol, "Köprü hakkında asılsız bir rivayet var. Yörede, bu köprü için 'Bunu yaptıran Amine Hatun, bir başına koymuş bir teneke altın' sözü yaygın. Bazı insanlar bu söze inanıyor ve sürekli köprünün altında, duvarlarında kazı yaparak define arıyor. Hürriyet, Haber: Ferah Işık, 15.04.2014 |
|
İZİNSİZ KAZIDA 2 METRELİK MERMER HEYKEL BULUNDU
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Simav Jandarma Komutanlığı ekipleri, ilçe merkezine 25 kilometre uzaklığındaki Karakoca Köyü yakınında Örenli mevkisinde tarihi eser aramak amacıyla izinsiz kazı yapılacağı bilgisine ulaştı.
Söz konusu alanı kazan Ramazan Ç. (26) ve İsmail G’yi (62) gözaltına alan ekipler, topraktan, başı bulunmayan bir heykel çıkardı. Ekipler, heykelin baş kısmını da ilçe merkezindeki Hisarardı Mahallesi’nde bir evde buldu.
Yanında adak taşı parçası da ele geçirilen heykelin, Yunan mitolojisinde, ‘ ‘Zeus’un eşlerinden biri, tarım, bereket, mevsimler ve anne sevgisinin tanrıçası” olarak kabul edilen Demeter’e ait figür olduğu sanılıyor.
İlk incelemeye göre, eşine ender rastlandığı belirtilen, 610 kilogram ağırlığında, 2 metre 8 santimetre uzunluğundaki heykel, incelenmek üzere Kütahya Müze Müdürlüğü'ne gönderildi.
Zanlılar, jandarmadaki ifadelerinin ardından adliyeye sevk edildi. haberler.com, 15.04.2014 |
|
BANKSY'NİN DÖNÜŞÜ
Dünyanın en önemli sokak sanatçılarından Banksy‘nin resmi web sitesinin yeni bir çalışmayla güncellenmesiyle ‘efsane‘nin dönüşü teyit edildi.
İngiltere’deki Cheltenham şehrindeki ‘telekulak‘ çalışmasının Banksy’ye ait olduğu iddia edilmesinin ardından, ünlü sanatçı dün sitesine yeni bir çalışmanın iki görselini koydu. Herhangi bir açıklama yapılmadan konulan görselin ismi ‘Mobil sevgililer’. Sokak sanatı siteleri, bu çalışmayla diğerinin birbiriyle bağlantılı olabileceğini ve Banksy’nin mobil dünyayla ilgili yeni bir seri başlatabileceğini yazdı. Milliyet, 15.04.2014 |
|
|
33 MİLYON DOLARLIK YUMURTA
Çarlık Rusyası’nın son hanedanı Romanov ailesine ait 8 kayıp Faberge yumurtasından biri, Londra antika müzayede evi Wartski tarafından 4 gün için sergileniyor.
Rusya kraliyet mücevhercisi Carl Faberge tarafından Romanov ailesi için yaratılan, mücevherli som altın bir stand üzerinde Vacheron Constantin bir saatin bulunduğu 50 Paskalya yumurtası çarlık rejimi devrildiğinde Bolşevikler tarafından ele geçirilmiş, bir kısmı satılmıştı.
Yumurtaların 8 adedinin ise yok olduğu düşünülüyordu. Yumurtalardan biri ABD’de yaşayan birinin hurdacı tarafından 14 bin dolara alındığı, gerçek değerinin ise 33 milyon dolar olduğu belirtiliyor. Milliyet, 15.04.2014 |
VAN'DA SAKLI BİR MANASTIR
Radikal, 15.04.2014 |
|
HİSART CANLI TARİH VE DİAROMA MÜZESİ GÜN SAYIYOR
Çuhadaroğlu Holding’in İstanbul Çağlayan’daki Hürriyet Mahallesi’nde bulunan binasının restore edilmesiyle kurulan Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi’nde; askeri materyaller ya da kıyafetler gibi orijinal binlerce objenin yanı sıra işadamı Nejat Çuhadaroğlu’nun kendisinin yaptığı yüzlerce diorama (üç boyutlu maket) ile tarih canlandırılıyor.
Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi, tarihi “sıkıcı” kılıfından sıyırarak, sıra dışı anlatımıyla merak ve keyif uyandırmayı, tarihe olan ilgiyi artırmayı amaçlıyor. Kendi tarzında “ilk” ve “tek” olma özelliği ile dikkat çeken Hisart, konusunda dünyanın en iyisi olarak, kültür mirasına katkı sağlayan bir müze haline gelmeyi hedefliyor.
Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi’nde sergilenen eserler, savaşlarda kullanılan askeri malzemelerin teknolojik gelişimlerini gösterdiği gibi, savaşlarla birlikte yaşanan sosyolojik, ekonomik ve kültürel etkileşimler ile savaşın görmek istemeyeceğimiz acı yüzüne de ışık tutuyor.
Tarihi içinden görün! Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi, Roma İmparatorluğu döneminden 1990-1991 Körfez Savaşı’na kadar olan geniş kapsamlı bir süreci destansı bir anlatımla sergiliyor. 25 milyon dolar gibi ciddi bir bütçe ile kurulan müzede sergilenen askeri materyallerin hepsi orijinal eserlerden oluşuyor. Müzede yüzlerce diorama ve giydirilmiş manken bulunuyor. “Dünyanın en kapsamlı diorama koleksiyonuna sahip müzesi” özelliğini taşıyan Hisart’ta yer alan dioramalar ve mankenlerin yüzlerindeki ifade detayları Nejat Çuhadaroğlu tarafından yapıldı.
Müzede yer alan dioramaların konuları, tarihi kişi ya da olaylarla da sınırlı değil. Fantastik dünyanın en sevilen kahramanlarının yanı sıra Vikingler, Kızılderililer, Indiana Jones ve korsanlar gibi pek çok ilgi çekecek diorama da müzede sergileniyor.
Birçok özel aksesuar ve silahın yanı sıra örneğine az rastlanır eserler de müzede yer alıyor. Bunlar arasında; özellikle 18’inci yüzyıl başına ait tek örnek olan Zülfikar ağızlı Türk palası, üzerinde Anadolu Selçuklu Devleti damgası bulunan kılıç, Yıldırım Bayezid tuğralı kılıç, çelik üzerine altın sıvama yapılmış miğferler, cellat palası ve Osmanlı ordusunun çeşitli dönemlerine ait askeri materyaller ön plana çıkıyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün üç ayrı savaşta giydiği kıyafetler, gerçeğine sadık kalınarak birebir yapılmış ve Atatürk modelleri üzerinde sergileniyor. Ayrıca İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin lider isimlerinden Enver Paşa’ya ait, kendisinin torunlarından temin edilmiş gerçek üniformalar da müzede bulunuyor.
Osmanlı sultanlarının ayet, hadis ve sembollere süslü her biri üç-dört yılda dokunan “Tılsım Gömleği” örneği, Osmanlı ordusunun “Deli Akıncılar”ı, Hanedan-ı Ali Osman Nişanı, çeşitli dönemlere ait Osmanlı sancakları, sarı lacivert renklerin yer aldığı en eski “Fenerbahçe Bayrağı” da yine müzede yer alan eserler arasında.
Ziyaretçilerini tarihin içinde masalsı ve görsel bir yolculuğa sürükleyecek olan Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi, Nejat Çuhadaroğlu’nun emeğini, sabrını ve vizyonunu yansıtıyor. Her bir eserde alın teri bulunan Nejat Çuhadaroğlu, 30 senelik maket deneyimini, 25 senelik diorama yeteneğini, 18 senelik koleksiyoner kimliğini ve birikimini Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi ile tarih ve sanatseverlerle paylaşıyor.
Ressam bir anne ve yüksek mimar bir babanın oğlu olarak küçük yaşlarda başlayan resim, heykel ve maket yapma tutkusu yıllar içinde profesyonel bir uğraşa dönüşen Nejat Çuhadaroğlu, ilerleyen dönemlerde yetenek ve bilgisini geliştirerek, tarihi olay ve savaşlarla ilgili dioramalar yapmaya başlıyor.
Dioramaların yanı sıra tarihi obje ve kıyafetlerin restorasyonu ve reprodüksiyonu konusunda da çalışan Çuhadaroğlu’nun, tamamen kendi atölyesinde ürettiği maketleri ve topladığı antika eserleri bir müze oluşturacak sayıya ulaşınca Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi’nin de temelleri atılıyor.
Tarih ve sanat tutkusu ile sıra dışı bir iş adamı profili çizen Nejat Çuhadaroğlu’nun en önemli hedefi ise, tamamen kendi imkanları ile oluşturduğu görkemli koleksiyonun sergilendiği müzeyi dünyaya tanıtıp, bir dünya markası haline getirmek ve sonrasında hak ettiği değere yakışır bir mekana taşımak.
Diorama Nedir? Diorama, gerçek veya kurgu bir olayın, anın veya hikayenin üç boyutlu olarak modellenmesidir. Sergi amacıyla yapılmış üç boyutlu büyük tablo olarak da tanımlanabilir. Diorama sözcüğünün kökeni Fransızcadır ve 1823 yılında bu dilde kullanılmaya başlamıştır. Fransızcaya Yunanca’dan girmiş olan ve “içinden” anlamına gelen dia sözcüğü ile “görünen” anlamına gelen orama (panoramadaki gibi) sözcüğünün birleşmesiyle oluşmuş dioramanın eş anlamlı sözcükleri “cyclorama” ve “panorama”dır.
Genellikle müzeler veya sergiler için yapılan dioramalar gerçek boyutlarında olabileceği gibi belli ölçeklerde küçültülerek de yapılabilirler. Bir olayın veya anın canlandırılması söz konusu olduğu için dioramalarda birden fazla obje belli bir kompozisyon oluşturacak şekilde yer alır. Turizm Habercisi, 15.04.2014 |
|
YAZININ BİNLERCE YILLIK TARİHİ
Yazının keşfi MÖ. 6 bin yılının ortalarında, Anadolu halklarından biri olan Sümerler döneminde gerçekleşti. Yazıyla birlikte insanlık tarihinin de başladığı kabul ediliyor.
İnsanlığın ve medeniyetin izini sürmeyi mümkün kılan yazı, zaman içerisinde çok fazla değişime ve dönüşüme uğradı. Kurallar, kanunlar, günlük yaşam ve ticari ilişkilere dair pek çok bilginin yer aldığı eski yazıtlar, geçmiş ve bugünü birbirine bağlayan en önemli belgeler. Rezan Has Müzesi’ndeki sergiyle birlikte yazıyı farklı örnekleri ile birlikte görmek, hem karşılaştırma yapma olanağı sağlayacak hem de yazının gelişimiyle birlikte toplumların gelişimine dair bir fikir verecek.
Kayıp Dillerin Fısıldadıkları sergisinde, piktogramdan çivi yazısına; Hititçe’den Frigçe’ye; Urartuca’dan Likçe ve Karca’ya; Antik Yunanca’dan Latince’ye değin çözülen, çözülemeyen, bilinmeyen ve kaybolan pek çok dilin örnekleri yer alıyor.
Sergiyle birlikte Kadir Has Üniversitesi Rezan Has Müzesi’nde bir de panel düzenlenecek. Eski ve yeni yazının tarihini, uzmanlar bir araya gelerek tartışacak. 24 Nisan 2014 Perşembe günü saat 15:30’da gerçekleştirilecek panelde Prof.Dr. Recai Tekoğlu, Doç.Dr. Hamdi Şahin ve Doç.Dr. Hüseyin Sami Öztürk kendi yazı deneyimlerini izleyicilerle paylaşacaklar. Aljazeera Türk, 14.04.2014 |
|
ARABAN'DAKİ TARİHİ ANIT MEZARLARDAKİ RESTORASYON ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR
Araban Belediyesi’nin hazırlamış olduğu proje ile ilçedeki tarihi anıt mezarlardaki restorasyon çalışmalarının devam ettiği bildirildi.
Araban İlçesi'nde Hasanoğlu ile Hisar Mahallelerindeki bölgenin önemli tarihi eserlerinden olan ve uzun yıllardan beri dış tahriplere dayanamayarak çökme tehlikesi ile karşı karşıya kalan tarihi Anıt Mezarlarda Şubat 2014′de başlatılan restorasyon çalışmaları Gaziantep Valiliği Kültür Varlıkları Fonu’ndan ayrılan 860 bin TL ödenekle sürdürülüyor.
Çalışmalar hakkında bilgi veren AKP Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan, “Restorasyon çalışmaları aralıksız devam ediyor. En kısa zamanda tamamlanacak olan restorasyon çalışmalarının ardından her iki tarihi anıt mezar yok olma tehlikesinden kurtarılarak tarih turizmine kazandırılacak” dedi. haberler.com, 14.04.2014 |
![]() |
![]() |
PERGE'NİN 2 BİN YILLIK ANTİK KADINI
Antik dönemde mermer heykelciliğiyle ünlü Antalya Perge'deki kazılarda 2 bin yıllık bir kadın heykeli bulundu. Eserin, MS 117-138 döneminden öncesine ait olduğu tahmin ediliyor.Kazı çalışmaları 1946 yılından bu yana süren Antalya Perge'deki buluntular, şaşırtmaya devam ediyor. Antalya Müzesi Müdürlüğü Başkanlığı'ndaki bilimsel ekiplere yürütülen kazılarda yaklaşık 2 bin yıllık bir kadın heykeli bulundu.
Anadolu'nun en düzenli Roma dönemi kentlerinden biri olan ve antik dönemde mermer heykelciliğiyle ünlü olan Perge’den çıkan kadın başı heykelinin Hadrian (MS 117-138) döneminden de önceye ait olduğu tahmin ediliyor. Antik kentte 2013 yılında gerçekleştirilen kazı çalışmalarında kentin nympahion kısmı ile batı sütunlu caddede 8 adet mermerden erkek, kadın ve tanrı/tanrıça heykelleri ile frizler açığa çıkarılmıştı. Akşam, Haber: Volkan Yanardağ, 14.04.2014 |
ÜÇ ASIRLIK 'ŞAM ODASI'NDA SON SÖZÜ MAHKEME SÖYLEDİ
3 milyar dolarlık
serveti ile Türkiye’nin en zenginleri
listesindeyken 4 yıl önce vefat eden Salih
Tatlıcı’nın geride bıraktığı yüklü servet aile
bireyleri arasında çok sayıda dava açılmasına da
yol açmış durumda. Antalya Belek'teki Tatlıcı’lara ait ‘Tatbeach Golf Otel'inde bir dizi tarihi eserin olduğu ihbarı sonrası Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu harekete geçti. İhbara konu eserler üzerinde ilk incelemeyi Topkapı Sarayı uzmanları yaptı. 14 Kasım 2011 tarihli uzman raporunda eserlerin müzeye taşınması gerektiği kaydedildi. Hazırlanan rapor sonrası ilgili kurumlar arasındaki yazışmalar 10 ay kadar sürdü. En son Antalya Müze Müdürlüğü, Antalya Valiliği’ne bir yazı yazarak eserlerin otelden alınmasını istedi. Valiliğe bağlı İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün olumlu yöndeki kararı ise itiraza konu oldu.
‘ESERLER
BİZİM’ Yapılan incelemeler
sonrası hazırlanan raporda özetle şu sonuçlara
varıldı: Eserler 18-19 yüzyıl Şam Odası özellikleri
taşıyor ve bir evin baş odası. Şam’da Osmanlı
dönemine ait bu oda ile aynı özellikleri taşıyan
odalar vardı. Baş oda olarak tanımlanan odanın bir
benzeri de Kahire’de yer alıyordu. Ancak, montaj
sırasında odanın orijinaline sadık kalınmamış.
Montaj sırasında bazı parçalar çıkarıldı, depoya
konuldu. Yerlerine ise uyumlu parçalar konuldu. Bu
eserler etnografik değerde Taşınmaz Kültür Varlığı;
ve müzeye kaldırılmaları gerekir. Depoya kaldırılan
parçalar ise uygun ortamda korunmuyor.” Hürriyet, Haber: Dinçer Gökçe, 14.04.2014 |
|
ŞALE KÖŞKÜ'NÜN GÖZ KAMAŞTIRAN İHTİŞAMI
Dışarıdan bakıldığında yekpare gibi görünen, ancak üç farklı yapıdan oluşan Şale Köşkü, ihtişamıyla göz kamaştırıyor.
DEKORASYONDA AVRUPAİ DAMGA 1976’ya kadar devlet konukevi hüviyetini sürdüren köşkte İran Şahı Rıza Pehlevi’den Romanya Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku’ya kadar çok sayıda devlet adamı ağırlandı. 1985’te Milli Saraylar’a bağlı müzeye dönüştürülen Yıldız Şale Köşkü yöneticisi Yasin Kütük, Köşkün, üç bölümün de mimarlarının farklı olduğunu, her mimarın kendisine göre farklı farklı anlayışlarla çok ihtişamlı ve güzel bir şekilde dekore ettiğini söyledi.
Dekorasyondaki Avrupai damganın Abdülhamid Han'ın yeniliklere açık bir padişah olduğunu gösterdiğini ifade eden Kütük, 4 katlı köşkte 130 oda, 9 banyo, iki Türk hamamı, 8 tuvalet ve bir mutfak olduğunu kaydetti.
Akşam, 14.04.2014 |
|
'DREAM OF PHASELİS'E KOŞULLU VİZE Radikal, Haber: Umut Erdem, 14.04.2014 |
|
VADİNİN SAKLI HAZİNESİ: ADAM KAYALAR
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Fen Edebiyat Fakültesi
Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Ümit
Aydınoğlu, AA muhabirine, Adam Kayalar'ın,
Anadolu'nun hiçbir yerinde örneği bulunmadığını
söyledi.
Dönemin geleneklerine bakıldığında kaya mezarlar
yapıldığını ve bunların günümüze kadar geldiğini
belirten Aydınoğlu, bu durumun coğrafyanın
yapısından kaynaklandığını söyledi.
Bölgenin, Kızkalesi'ni yukarıdan gören vadide yer
almasının da tarihi önemine ilişkin bilgi verdiğine
dikkati çeken Aydınoğlu, şöyle devam etti:
Sabah, 14.04.2014 |
|
SON 'KUŞATMA'YA 1 MİLYON 130 BİN TL Sabah, Haber: İlker Gezici, 14.04.2014 |
|
İNŞAAT KAZISINDAN ÇIKAN ESERLER, İLÇENİN TARİHE IŞIK TUTTU
Amasra’da inşaatın temel kazısı sırasında bulunan “İlk Tunç Çağı”na ait eserler, ilçe tarihinin bilinenin aksine 2 bin yıl daha eskiye dayandığını ortaya çıkardı.
Yaklaşık 3 bin yıllık tarihi geçmişe sahip olduğu bilinen Amasra’daki inşaatın temel kazısında yemek kabı, sürahi, tahıl saklama kapları gibi eserlere rastlandı. İncelemede eserlerin “Erken Tunç Çağı” olarak tanımlanan MÖ 3000′li yıllara ait olduğu belirlendi.
Amasra Müze Müdürü Baran Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Roma, Bizans ve Cenevizlilerin ardından Fatih Sultan Mehmet’in fethiyle Osmanlıların egemenliğine geçen Amasra’nın çok sayıda medeniyete ev sahipliği yaptığını söyledi.
İlçenin bilinen 3 bin yıllık geçmişinin son bulunan eserlerle 5 bin yıl öncesine dayandığını ortaya çıkardığını anlatan Aydın, “İlçemizde yapılan her kazı, müdürlüğümüzün izni ve gözetimine tabidir. Bir inşaatın temel açma çalışmalarında yemek kabı, sürahi, tahıl saklama kapları ile ayı, aslan gibi çeşitli hayvanlara ait figürler gibi tarihi eserlere rastladık” diye konuştu.
Aydın, eserlerin İLk Tunç Çağı’na dayandığına yönelik bulgular elde ettiklerini vurgulayarak, şunları kaydetti: “Şu anda ilçenin 5 bin yıllık tarihi geçmişe sahip olduğunu söyleyebiliriz. Hatta yapacağımız arkeolojik derin kazı ve sondajlar ile kuruluş tarihinin daha erken dönemlere gidebilmesi de ihtimaldir. Yeni bulunan eserler sayesinde 5 bin yıllık tarihe geçmişe sahip olduğu belirlenen ilçe, her kesimin daha fazla ilgisini çekecektir. Bir yerin yerleşim tarihi ne kadar eskiye giderse, gelen ziyaretçi açısından da önemi artmaktadır.”
Amasra Kaymakamı Mehmet Yıldız da ilçedeki tarihi mirasın dayandığı dönemin 2 bin yıl daha geriye gitmesinin turistlerin yanı sıra bilimsel araştırma yapmak isteyenlerin ilgisini çoğaltacağına inandıklarını dile getirdi. haberler.com, 13.03.2014 |
|
II. MURAT'IN VAKFİYESİ EVE DÖNDÜ
Londra'da bu hafta İslam sanatları müzayede haftasıydı. 8 Nisan Salı günü Bonhams'ta, 9 Nisan Çarşamba günü Sotheby's'de, 10 Nisan Perşembe günü Christies's'te peş peşe üç müzayede düzenlendi. Bu müzayedelerden bizi ilgilendiren dünyaca ünlü firma Christies's'in düzenlediğiydi.
Müzayedede Türkiye'de hiçbir koleksiyonerde ve müzede bulunmayan, Fatih Sultan Mehmet'in babası II. Murat'a ait vakfiye satıldı. Hem de oldukça uygun fiyata; 160 bin sterline (567 bin TL). Bu rakam, eseri satın alan için uygun bir fiyat olsa da, Osmanlı sultanına ait vakfiye için düşük bir rakam. Çünkü ünlü eksperler ve müzeler esere paha biçememişti. Christie's yetkilileri vakfiyenin en az 1 milyon Sterlin'e satılmasını beklediklerini ve ilginin bu kadar az olmasını şaşkınlıkla karşıladıklarını belirtiyor. Aynı müzayedede İznik tabağı 1 milyon 500 bin sterline (5,3 milyon TL) satıldı. Bir önceki gün, Sotheby's'teki müzayedede ise 19. yüzyılda yapılmış, İran padişahına ait portrenin 2,5 milyon sterline satıldığı göz önüne alınırsa, 1400'lü yıllara ait, 5 metre uzunluğunda, nadir bulunan Sultan vakfiyesine ülkemizin hat ve ferman koleksiyonerlerinin yanı sıra devlet erkanının da ilgisiz kalması beklenmiyordu.
Müzayedeyi Türkiye'den takip eden antika piyasasının tanınan isimleri Ömer Dinçer Kılıç ve Feyyaz Özay vakfiyeyi ortak olarak alan iki isimdi. Kılıç ve Özay, böylesine ender bulunan bir belgeyi, -Fatih Sultan Mehmet'e ait bir vakfiye bile çok az- bu kadar uygun fiyata alabildikleri için sevinçten neredeyse havaya uçuyorlardı. Zaten kültürümüze ait bir eserin topraklarına geri dönmüş olması güzel ama vakfiyenin değerinin fark edilmemesi hazin.
2 OCAK 1427'DE YAZILMIŞ Fakirler için Amasya'da bir hayrat (dergah) yaptırılması amacıyla Yürgüç Paşa tarafından vakfedilen mallarla ilgili olan vakfiye, altı parça birleştirilmiş kağıt üzerine Arapça olarak 2 Ocak 1427 tarihinde yazılmış. Üzerinde Sultan II. Murat'ın siyah tuğrası, nesih hatla ve siyah mürekkeple basılmış. Zarif bir besmele ile başlayan vakfiyenin, ana metninin etrafı çok sayıda notlar ve mühürlerle bezeli. Arka yüzünde şahit olarak 5-6 vezirin imzaları bulunuyor. Arka üstü yeşil bezli, kenarları hafif lekeli eserin ölçüleri ise 469,9 cm x 29,2 cm.
Fermanda, Amasya'da yapılacak binaya ait özellikler ile vakfedilen malların vasıfları listeleniyor. Bununla birlikte dergahı denetleyecek bir şeyh, binanın inşa edilmesi için imam, her gün Kur'an-ı Kerim'den bir cüz okumakla görevli dört hafız, bir hizmetli, kapıcı, aşçı, yamak, fırıncı ve yardımcısı, muhasip (sayman) ve hazinedar atanması emrediliyor. Belgede, vakfın mütevellisinin (idarecisi), vakfedenin oğlu olan Mustafa bey olacağı belirtiliyor veya onun ölümünden sonra vakfedenin soyundan gelecek torunlardan bahsediliyor.
Yürgüç Paşa, 1428'de Amasya'da inşa edilen ve halihazırda kendi ismiyle anılan türbesinin de içinde yer aldığı camiyi inşa ettiren kişi olarak kayıtlarda yer alıyor. Vakfiyede atıfta bulunulan medrese ve dergah bu caminin karşısında bulunuyordu. Zaman, Haber: Sevinç Özarslan, 13.04.2014 |
|
ANADOLU'DA ROMA DÖNEMİ'NE AİT BİLİNEN EN BÜYÜK HAMAM
Ezine İlçesi'ne bağlı Dalyan Köyü yakınındaki Alexandria Troas antik kentinde yaklaşık bin 880 yıl önce Romalılar zamanında inşa edilen Herodes Atticus Hamamı, boyutlarıyla Anadolu’nun o dönemdeki bilinen en büyük yapılarından biri ve en büyük hamamı olarak kabul ediliyor.
Kazı Heyeti Başkanı ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Erhan Öztepe, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hamamın inşasının 135 yılına tarihlendiğini söyledi.
Roma imparatorlarından Hadrian’ın yakın arkadaşı Atinalı Herodes Atticus tarafından yaptırılan hamamın uzunluğunun 100 metre olduğu bilgisini veren Öztepe, “Bu ölçeklerde Anadolu’da bilinen hamam yapısı ya da sayısı, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. Herodes Atticus Hamamı, boyutlarıyla Anadolu’da o dönemdeki bilinen en büyük yapılardan biri ve en büyük hamamdır” dedi.
Antik kentteki bu önemli yapının, 1809-1810 kışında gerçekleşen şiddetli bir depremle büyük ölçüde yıkıldığını belirlediklerine değinen Öztepe, bu sene o bölgede temizlik yaptıklarını anlattı.
Yapının planıyla ilgili bazı noktaları aydınlatmaya çalıştıklarını dile getiren Öztepe, alanın içini boşaltıp küçük çaplı sondajlarla daha anlaşılabilir hale getireceklerini aktardı.
Öztepe, hamamın bu kadar büyük olmasının, kentin görkemini göstermesi bakımından önemli olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: “Bugün olduğu gibi antik dönemde de bu tür yatırımlar, çok büyük maliyetler gerektiriyor. Kaynaklardan bildiğimiz kadarıyla yapı, 3 milyon drahmi (Yunan para birimi) civarında bir paraya mal olmuş. O dönem için çok büyük bir parasal değer. Hatta Alexandria Troaslılar, bazı yapıların oluşmasında İmparator Hadrian’ın çok büyük desteğini görüyor. Atina’daki bir yazıtın bize bildirdiği üzere İmparator Hadrian, 132 yılında ‘kentin hamisi’ ilan ediliyor. Onun adına bir onur yazıtı yaptırıp Atina Agorası’na diktiriyorlar. Çünkü imparator, gerçekten buraya özel bir ilgi duymuş. 2006 yılında ele geçmiş olan Hadrian dönemine ait üç yazıt, kentin Hadrian’a, Hadrian’ın da kente verdiği önemi gösteriyor.”
Hamamın özellikleri Ephesos (Efes) antik kentindeki tiyatro hamamları ve doğu hamamlarıyla benzerlik gösteren Herodes Atticus Hamamı, üç tarafı gezinme koridorlarıyla çevrili olacak şekilde planlandı. Hamam ve gymnasium (antik dönemde fikri ve bedeni eğitim yapılan yerler), yapısı mimari bakımından değerlendirildiğinde mermer plakalarla kaplanmış duvarlara ve üzerlerinde kemerlere sahip bulunuyor.
Kuzeydoğu köşede aquadükten (su yolları) gelen suyun depolandığı bölümden yapının içine su dağıtıldığı görülüyor. Hamam ve gymnasium yapısı içindeki mekanların fonksiyonlarının, günümüze kadar kazı yapılmamış olması nedeniyle tam olarak belirleyebilmenin güç olduğu değerlendiriliyor.
Boyutlarının yaklaşık 123 x 84 metre olduğu anlaşılan bu yapı, Anadolu’da o döneme ait bilinen en büyük hamamların başında geliyor. haberler.com, 13.04.2014 |
|
MAĞARA ADAMLARINDAN ÖLÜMÜNE YAĞMA Roma, Bizans ve Osmanlı eserlerinin bulunduğu Çatalca’yı mesken tutan defineciler, ölümle dans ediyor. Su kemerlerinin altını üstüne getiren yağmacılar şimdi de gözlerini Yalıköy sahil şeridi üzerinde bulunan mağaralara dikti.
KAYALIKLARA ÇAKILACAKLAR Define avcıları, profesyonel dağcıların başvurduğu yöntemle, metrelerce yükseklikten mağaralara inmek için tahta merdivenler kullanıyor. Gözü dönmüş yağmacıların merdivenden düşmeleri halinde Karadeniz'in azgın sularına ya da kayalıkların üzerine çakılarak hayatlarını kaybetme riski çok yüksek. Definecilerin yaptığı yasadışı kazıların takipçisi olan Ahmet Rasim Yücel isimli vatandaş çektiği fotoğrafları Kültür ve Turizm Bakanlığı’na göndereceğini belirterek, şunları söyledi: Define avcıları Çatalca’yı yağmaladı. Yıllardır bu kişilere karşı mücadele ediyoruz. İnceğiz mağaralarını kurtardık derken, Bizans mezarlığı talan edildi. Ne yapsak fayda etmiyor. Akşam, Haber: Ercan Öztürk, 13.04.2014 |
|
ŞEHİR MERKEZİNDEKİ EN BÜYÜK ANTİK MEYDAN: İZMİR AGORASI
Agora'da, Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından Yrd. Doç.Dr. Akın Ersoy başkanlığında kazı çalışmaları yürütülüyor. Konu hakkında bilgi veren Ersoy, MS 2. yüzyıla uzanan yıllarda hamamların, siyasetçilerin ve düşünürlerin toplandığı, önemli meseleleri konuştuğu merkezler olduğunu belirtti. Ersoy, şunları anlattı: "Antik kentlerde agoralar, kentin siyasi, idari, adli ve ticari merkezi durumundaydı. Agoralar için her kentin merkezinde birkaç yapı adası ayrılırdı. Agora alanının etrafı portikolarla (sütunlu galeriler) çevrelenirdi. Galerilerin gerisinde bouleuterion (meclis binası), prytaneion (resmi tören ve toplantıların yapıldığı, yemeklerin verildiği yapı), resmi ofisler, mahkeme, borsa, arşiv, et ve balık pazarı, latrina (tuvaletler) gibi kamu yapıları yer alabilirdi. Portikolar güneşli, yağmurlu, aşırı soğuk ve sıcaklarda insanların korunması ve sığınması için kullanılan yarı açık alanlardı. Agora avlusunda önemli kişiler, günler ve anlaşmalar için dikilmiş basamaklı anıtlar, heykeller, dini törenlerde adak yapılan altarlar, eksedralar (mermer oturma yerleri), kentin saygı gösterdiği bir tanrının tapınak ve sabit sunağı yer alırdı."
Smyrna (İzmir) Agorası şehrin merkezinde, bu bölgedeki ızgara plana uygun olarak dikdörtgen bir alanı kapsamaktadır. Smyrna'nın idari, siyasi, adli ve ticari merkezi durumundaydı. Agora'nın planlandığı alandaki arazi eğimi, batı ve kuzeyde inşa edilmiş, bugün kalıntıları görülen bodrum katlarıyla giderilmiştir. Agora avlusu, bodrum katların üst seviyesine kadar dolgu yapılarak yükseltilip bir teras haline getirilmiştir. Bu teras düzleminin etrafı ise portikolarla çevrelenmiştir. Smyrna Agorası, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde mezarlık alanı olarak kullanılmıştır. Mevcut kalıntılar ve sondajlar, alanın kentin kuruluş efsanesine uygun olarak Büyük İskender'den hemen sonra, MÖ 4. yüzyılın sonundan itibaren planlandığını ve bu tarihle birlikte çevresindeki yapıların etap etap inşa edildiğini işaret etmektedir.
Grekçe bir kelime olan "agora" toplanılan yer, kent meydanı, çarşı, pazaryeri gibi anlamlara geliyor. Antik Çağ'da agoraların ticari, siyasi ve dini fonksiyonlarının yanı sıra sanatın yoğunlaştığı ve birçok sosyal olayların geçtiği veya yapıldığı, kentin odak noktası olduğu biliniyor. Antik Çağ'da her kentte en az bir agora bulunurdu. Kimi büyük kentlerde ise genellikle iki tane yer alırdı. Bunlardan biri devlet işlerinin görüldüğü, etrafında çeşitli kamu binalarının toplandığı devlet agorası, diğeri ise ticari faaliyetlerin yoğunlaştığı ticaret agorasıydı. Zaman, Haber: Hasan Çilingir, 13.04.2014 |
|
AKM'NİN 45 YILI: KÜLTÜR SARAYI'NDAN POLİS KARAKOLUNA
İlk açılışı 12 Nisan 1969’da gerçekleştirilen Atatürk Kültür Merkezi, eski adıyla Istanbul Kültür Merkezi, kentin kültürel dokusunun önemli bir parçası.
|
|
İZNİK ÇİNİSİ
Osmanlı dönemine ait İznik çinisi tabak, Londra'daki müzayedede, 1 milyon 426 bin 500 sterline (yaklaşık 5 milyon TL) alıcı buldu.
Christie's müzayede evinde satışa sunulan çiniler arasında en yüksek fiyatlı, 1510'lu yıllara ait olan tabak, selvi ağacı deseni ve mavinin tonlarını içeriyor. Hürriyet, 12.04.2014 |
|
AMERİKA'YA KAÇIRILAN ZEUGMA MOZAİKLERİ İADE EDİLSİN
Anadolu'dan kaçırılan 12 parça Zeugma Mozaiğinin
Amerika'nın Ohia Eyaletindeki Bowling Green State
Üniversitesi'nde dekorasyon amaçlı sergilendiğini
belirten Aktüel Arkeoloji Dergisi, bu eşsiz tarihi
mirasın ait olduğu topraklara iadesi için harekete
geçti. Turizm Habercisi, 12.04.2014 |
|
AA BAZİLİKASI RESTORASYONUNDA SONA YAKLAŞILDI Manavgat İlçesi'ndeki Side Antik Kent AA Bazilikası restorasyon çalışmalarının sürdüğü belirtildi. Proje dahilinde Büyük Kilise, Küçük Kilise ve Anıtsal mezarların restorasyon çalışmalarını yaptıklarını belirten Grup Sayın Mimarlık Mühendislik Restorasyon Limited Şirketi yetkilisi Arkeolog Nedim Badur, şöyle konuştu: “Bu bölgede 2013 Nisan ayında restorasyon başladı. Kültür Bakanlığı’nın amacı, Side’deki tarihi alanların turizme kazandırılması. Burası daha önce bir harabe durumundaydı. Elimizden geldiğince tarihi ve kültürel değerleri koruyarak ülkemize kazandırmak istiyoruz. En geç iki ay içerisinde tüm işlemler bitecek. Daha sonra Bakanlığın isteğine göre daha sonraki aşamaları devam edecektir.” Alanda temizlik çalışmaları yaptıklarını belirten Badur, şunları söyledi: “Burası çok ciddi bir şekilde ot, bitki ve toprak yığınları altındaydı. Temizlik çalışmalarından sonra yıkama yaptık. Duvarlardaki eksik bölümleri projelendirerek tamamlamaya çalıştık. Önce derzler sonra eksik kısımları belirleyip nasıl tamamlanacağını uzman kadro eşliğinde elimizden gelen en iyisini yapmaya çalıştık. Projenin içeriğinde, Büyük Kilise, Küçük Kilise ve Anıtsal mezarların restorasyonu vardı. Sadece bunları ele aldık.” Side Antik kentte yapılan kazı çalışmalarının Prof.Dr. Hüseyin Sabri Alanyalı tarafından yürütüldüğü, antik kentte yaz dönemi kazılarının birkaç ay içerisinde yeniden başlayacağı kaydedildi. haberler.com, 12.04.2014 |
|
TARİH GÜN YÜZÜNE ÇIKARILIYOR Mynet Haber, 12.04.2014 |
|
DEFİNECİLERDEN KÖYLÜYE KURŞUN
Muğla'da defineci terörü…
Kaçak kazı yapan yağmacılar, kendilerini fark eden bir köylüye pompalı tüfekle ateş etti. İhbar üzerine olay yerine gelen jandarma, iki otomobildeki dokuz kişiyi gözaltına aldı. Otomobillerde ruhsatsız av tüfeği ve çok sayıda fişek, 4 murç ile kaçak kazıda kullanıldığı belirlenen çekiç, seyyar kablo, manivela, eldiven, fener, çizme bulundu. Mermilerin hedefi olan Mahmut Çeper, "Uzaktan izledim. Bir kişi elinde silahla devriye geziyordu. 'Ne yapıyorsunuz?' dedim, üzerime yürüdü, 5 el ateş etti" dedi. Akşam, 12.04.2014 |
|
OSMANLI ŞEHZADESİ SARAYLARDAN PAY İSTEDİ
Fransa'da yaşayan son Osmanlı sultanı Fevziye
Osmanoğlu'nun Paris Büyük Camii'nde kılınan cenaze
namazına katılan Şehzade Selim, Almanya'nın Bavyera
bölgesi kökenli Wittelsbach hanedanına mensup
kişilere, buradaki saraylara girişte ödenen
ücretlerden bir pay verildiğini söyledi ve şöyle
devam etti: 'Bu gelirle de hayatlarını normal olarak
idame ettirebiliyorlar. Ama Osmanlı ailesine Topkapı
ve Dolmabahçe gibi saraylara giriş için ödenen
ücretlerden hiçbir pay verilmiyor.' Sabah, 12.04.2014 |
|
TARTIŞMALI İSA PAPİRÜSÜ GERÇEK ÇIKTI
Üzerinde antik Mısır dilinde "İsa onlara dedi ki 'Benim karım'..." ve "O kadın benim havarim olacak" yazan papirüsün gerçek olduğu ileri sürüldü. Harvard Üniversitesi'nden Profesör Karen King, 2012'de bir koleksiyoncunun elinde bulunan yazının sahte olmadığını duyurdu. Karbon miktarı ölçümüyle madde yaşının tespiti ve kimyasal testlerin uygulandığını belirten King, papirüsün ve mürekkebin orijinal olduğunu kaydetti. Papirüs, Hz. İsa'nın açıkça eşinden bahsettiği iddiası ile uzun süre tartışılmıştı. King'e göre, bu yazıt Hz. İsa'nın evli olduğuna dair ilk kanıt. Daha önce Vatikan kaynakları da yazıtın sahte olduğunu duyurmuştu. Ancak son araştırmanın ardından Vatikan'dan henüz açıklama gelmedi. Sabah, 12.04.2014 |
|
SANATÇILAR VE GALERİCİLERDEN MÜZAYEDE EVLERİNE KARŞI SERT AÇIKLAMA
Radikal, 11.04.2014 |
|
RUSYA'DA TÜRKİYE'DEN GELEN KAŞKALAR HALKINA AİT KİTABE BULUNDU Haber US, Haber: Fuad Seferov, 11.04.2014 |
|
'KÜLTÜREL MİRAS YÖNETİMİNDE POLİTİK YAKLAŞIMLARIN ETKİSİ' PANELİ
Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Turizm İşletmeciliği Bölümü ve İstanbul Bilgi Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen “Sorumlu Somut ve Somut Olmayan Kültürel Miras Yönetiminde Politik Yaklaşımların Etkisi” başlıklı panel, BÜ konferans salonunda gerçekleştirildi.
Panelde konuşan Günay, Türkiye’nin eski uygarlıkların beşiği sayılan ülkelerden biri olduğunu belirterek, Mezopotamya, Ön Asya ve Ege Havzası’nın insanların ilk ayak izlerinin bulunduğu bir coğrafya olduğunu anlattı.
Türkiye’nin aynı zamanda bir geçiş ülkesi olduğunu ifade eden Günay, ülkenin insanlık tarihinin en önemli merkezlerinden biri olduğunu söyledi.
Günay, insanlığın ortak tarihi ve mirasının bir anlamda koruyucusu durumunda olduklarına işaret ederek, Türkiye’de kültürel mirasın korunmasına ilişkin mevzuat hakkında bilgi verdi.
Ertuğrul Günay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu topraklarda bütün mirasa, herhangi bir ayrım yapmaksızın hepsine aynı gözle bakmamız ve insanlığın ortak mirası olarak geleceğe taşımamız lazım. Batı ile kıyaslandığında bizde koruma bilincinin oldukça geriden geldiğini görüyoruz. Batı’da müzeler kurulurken 19. yüzyılda bizde ilk defa koruma mevzuatı çıkmış. Eski kayıtlara göre, 1884′ten sonra ülkede ne kalmışsa onu korumaya başlamışız. 1950-51′deki yeni düzenlemeyle de Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu dediğimiz kurum kurulmuş. 20. yüzyılda Anıtlar Yüksek Kurulu kavramıyla tanıştık. Ondan önce koruma çeşitli kurumlara terk edilmişti. Yeni mevzuat düzenlemesi 12 Eylül’den sonra 1983′lerde yapıldı. Türkiye’de 35′in üzerinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu birimleri kuruldu.”
Batı’nın kültürel mirası koruma konusuna verdiği öneme dikkati çeken Günay, “Batı’nın topraklarında 200 yıllık eski eserler korunurken, biz 2 bin yıllık eserlerimizi ne yazık ki geçmişte Batı müzelerine kaybetmişiz. 1980′lerden sonra kültürel mirası koruma bilinci gelişirken, son düzenlemeler 2000 yılından sonra oldu. 2007 eylül başında bakan olmuştum. Aldığımda koruma hukuku açısından manzara gerçekten feciydi. Eski bakanlara laf dokundurmuyorum katiyen” ifadelerini kullandı.
Bakan olduğu dönem kültürel mirasa sahip çıkma konusunda yaptığı çalışmaları anlatan Günay, şunları kaydetti: “Ankara’da Kültür Bakanlığı’nın tarihi binası, 1925 yılı yapımı ve erken Cumhuriyet dönemi mimarisi bir eserdir. Arkasına, çeşitli bakanlıklar kullanırken inanılmaz, 8 kat eklenti yapmışlardı. Buradaki bina özgün ve güzel bir yapı. Arkaya bir bina yapıp boyamışlardı. Bütün görünümü bozuyordu. Ben işe, kendi bakanlık binamızın 3 katını yıkarak başladım. Yani bakanlık, kendi dibinden ve binasından bile habersiz haldeydi. Kaleye çıkarken, birinci derece arkeolojik alana rölöve binası yapmışlardı. Sonra birinci derece arkeolojik alan olduğunu anlamışlar, binayı kullanmamışlar. Biz o arkeolojik alandaki binayı yıkmak zorunda kaldık. Ama yapan Kültür Bakanlığı düşünün. Dolayısıyla koruma bilinci konusunda ‘mum dibine ışık vermez’ durumundaydık. Kurulların altı boş gibiydi.”
Günay, bakanlığın kültürel mirası koruma bilinci oluşturma konusunda yaptığı hizmetleri anlattı. haberler.com, 10.04.2014 |
|
ASPENDOS 4 AY ZİYARETE KAPALI
Antalya’nın geçen yıl en çok turist çeken bölgesi olan Aspendos, restorasyon nedeniyle 4 ay boyunca ziyaretçi kabul edemeyecek. Aspendos, geçen yıl elde ettiği yaklaşık 1.5 milyon lira ile “turizmin darphanesi” gibi çalışmıştı. Aspendos, haziranda kısmen de olsa ziyarete açılıp çeşitli festival ve gösterilere ev sahipliği yapabilecek. Tüm restorasyonun ise eylülde bitirilmesi planlanıyor.
Dünyanın en iyi korunmuş antik tiyatrosu olarak gösterilen Aspendos’ta geçen yıl ocak ayında başlayan restorasyon çalışmaları devam ediyor. Bir yılı aşkın süredir yapılan çalışmalarda, restorasyona rağmen turistlerin de Aspendos’u gezebilmesine imkan sağlanıyordu. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı kararıyla Aspendos bu kez ziyarete kapatıldı. Habertürk, Haber: Aykan Çufaoğlu, 02.04.2014 |
|
DSİ'NİN KANAL ÇALIŞMASINDAN TARİH FIŞKIRDI
İzmir’in Ödemiş İlçesi’ne bağlı Türkönü Köyü’nde, DSİ tarafından yapılan yeraltı sulama kanalı çalışması sırasında Hellenistik Döneme ait, 2 bin 300 yıllık olduğu tahmin edilen oyulmuş kaya üzerine oturtulmuş süslü ve kabartmalı dört toprak lahit bulundu.
DSİ tarafından Beydağ Barajı’ndan Küçükmenderes Ovası’nın sulanması için yapılan yeraltı sulama kanalı çalışmaları sırasında tarihi buluntulara rastlandı. Bunun üzerine çalışmalar durdurulup, Ödemiş Müze Müdürlüğü’ne bilgi verildi. Müze Müdürlüğü yetkililerinin yaptığı incelemede buluntuların Hellenistik Dönem’e ait oyulmuş ana kaya üzerine oturtulmuş, pişmiş topraktan kabartmalı dört süslü lahit olduğunu belirledi. 2 bin 300 yıllık olduğu tehmin edilen lahitlerin içinden seramik objeler ve yakılan ölülerin külleri çıktı. Mezarlardan çıkan küller ve seramik objeler müzeye taşınırken, lahitler korumaya alındı.
Emekli arkeoloji profesörü Veli Sevin, Ödemiş Müzesi’nen yaptığı çalışmalara gönüllü olarak destek verdiğini belirterek, “Bu çalışmalardan bir tanesi geçtiğimiz günlerde Türkönü Köyü’nde Antik Neikeia Kenti’nde yapıldı. DSİ’nin sulama kanalı çalışmalarında, iş makineleri bir kaç mezarı tahrip etti. Bunun üzerine Ödemiş Müze Müdürlüğü olaya hemen müdahale edip, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle kurtarma kazılarında bulundu. Neikeia, doğu Küçük Menderes Havzası’nın en büyük antik kentlerinden birini oluşturmaktadır. MÖ 2′inci yüzyıllarda başlayıp MS 4 yüzyıllara kadar yaşamını sürdürmüştür. Tiyatroları, kiliseleriyle, tapınaklarıyla büyük bir antik kenttir. Bu kentin eteklerin de geniş alana yayılmış mezar kalıntıları bulunmaktadır. 2013 bahar aylarında Kaymakçı yolu üzerinde yine DSİ bir kanal kazısı sırasında, aynı alanda benzeri ama biraz daha farklı olarak Roma antik çağlarına ait iki mezar ortaya çıkarılmıştı. Bu yeni durum da ise 4 mezar karşımıza çıkmıştır. Ana kaya oyulmuş, bunun üzerine pişmiş topraktan kabartmalı süslü lahitler oturtulmuş. Bu lahitlerin içinde yakılarak gömülen cesetlerin külleri yerleştirilmiştir. Sadece yakılarak gömülen kişilerin bu mezarlıklarda yer alması ilginç bir durum. Mezarlarda seramik özellikte buluntular var. Bir kısmı ne yazık ki defineciler tarafından tahrip edilmiş” dedi. haberler.com, 17.03.2014 |
6 - 12 Nisan 2014 |
|
DEFİNE DEDİKODUSU
İddiaları yalanlayıp çalışmaların devam ettiğini belirten Aydın Vakıflar Bölge Müdürü Selahattin Katran, "Yükleniciler özel sebeplerden ve cenaze nedeniyle çalışmaya bir süre ara verdi. Restorasyon aslına uygun bir şekilde devam ediyor" diye konuştu.
Sıkıntı yaratabilir Yüklenici firmanın ustabaşı Cengiz Söğütlü de söylentilerin asılsız olduğunu söyledi, "Cenazeye gittikten sonra arkamızdan laf çıkmış. Bunların aslı yok" ifadelerini kullandı. Yenigün Ege, 11.04.2014 |
|
BAŞKAN PİRİŞTİNA'DAN FORBES KÖŞKÜ'NE DESTEK
Buca Belediye Başkanı Levent Piriştina, Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi bahçesinde bulunan tarihi Forbes Köşkü’nün ilçeye kazandırılması için harekete geçti.
Görev süresinde henüz bir haftayı doldurmayan genç belediye başkanı, tarihi yapılara da el attı. Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesi bahçesinde bulunan ve restorasyonu bitme aşamasına gelen Forbes Köşkü’nün ilçe halkı tarafından kullanılması için çalışma başlatan Piriştina, dün İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdülaziz Ediz’le bir araya geldi. Tarihi köşkte buluşan Piriştina ve Ediz, köşkün kentin kullanımına bir an önce kazandırılması için işbirliği yapma kararı aldı. Köşkün restorasyonunun önemli bölümünü tamamladıklarını, iç kısmında kalan işlerin önümüzdeki aylarda tamamlanacağını belirten Abdülaziz Ediz, Piriştina’dan bahçenin düzenlenmesini talep etti. Ediz köşkü kültür, sanat kompleksi olarak kullanmak istediklerini söyledi.
ÇALIŞMA BAŞLATTI Forbes Köşkü’nün Bucalıların kullanımına açılmasını çok önemsediklerini dile getiren Piriştina, “Bu iş için elimizi değil, vücudumuzu ortaya koyarız” dedi. Ediz, genç başkanın heyecanından memnun olduğunu belirtirken Başkan Piriştina, köşkün bahçesinin tanzimi ve belediyenin neler yapabileceğiyle ilgili meclis üyeleri İlhan Dal ve Mahir Akbaş’ı görevlendirdi. Kısa sürede çalışmayı tamamlayacaklarını ve üzerlerine düşeni yapacaklarını belirten Piriştina, “Forbes Köşkü için ne yapabilirsek onu yapacağız. Bir an önce de köşke, halkımızın ve turistlerin ulaşımını sağlayacağız.
Yenigün Ege, 11.04.2014 |
|
HARRAN EVLERİ İTALYA'DA TANITILACAK
Gap Gündemi, 10.04.2014 |
|
Hakimiyet Konya, 10.04.2014 |
|
DÜNYANIN İLK AMELİYATLI KAFATASI, AKSARAY MÜZESİ'NDE SERGİLENİYOR
Aksaray Müzesi Müdür Vekili Fariz Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2012 başında yeni teşhir çalışması için kapatılan müzenin teşhir ve tanzim çalışmasının tamamlandığını söyledi.
Müzenin 2 bin metrekaresi kapalı, 12 bin metrekarelik alan üzerinde yer aldığını belirten Demir, “Sekizgen plan üzerine 3 katlı inşa edilen müze ve bahçesinde toplam 15 bin 437 adet eser bulunuyor. Müze içinde 6 salon, 5 depo, konferans salonu ve çalışma odaları bulunuyor” dedi.
Müzede, Kapadokya’nın 11 bin yıllık tarihinin birbiriyle koridorlarla bağlanan 6 teşhir salonunda sergilendiğini anlatan Demir, şunları ifade etti: “İlk teşhir salonunda Aksaray’ın jeolojik dönemlerine ait, içinde mamut fosilinin de bulunduğu hayvan fosilleri ile çeşitli toprak ve taş örnekleri sergileniyor. Bu salonda 11 bin yıl önce Kapadokya’da ilk yerleşimin başladığı Aşıklı Höyük’ten bilimsel kazılarla ortaya çıkarılan eserler sergileniyor. Burada sergilenen kafatası, dünyada en eski kafatası ameliyatının Aşıklı Höyük’te yapıldığını gösteriyor. Vitrinlerde ise Aşıklı Höyük yaşamı ve kullanılan malzemeler sergileniyor.”
Demir, Aşıklı Höyük’ü tarihsel olarak Musular ve Güvercinkayası’nın takip ettiğini vurgulayarak, “İkinci teşhir salonunda Neolitik dönem yerleşimi olan Musular ve daha geç bir döneme tarihlendirilen Orta Kalkolitik yerleşmesi Güvercinkayası kazılarından gelen eserler sergilenmektedir” diye konuştu.
Asur ticaret kolonileri Acemhöyük’te Üçüncü teşhir salonunda Asur ticaret kolonilerinin Anadolu’daki en önemli merkezlerinden Acemhöyük’ten, bilimsel kazılarla çıkartılan eserlerin sergilendiğini dile getiren Demir, dördüncü teşhir salonunda ise Demir Çağı, Helenistik Çağ, Roma, Doğu Roma ve Selçuklu dönemlerine tarihlenen eserlerin yer aldığını aktardı.
Mumyalar salonu Beşinci salonun mumyalar salonu olarak düzenlendiğini ifade eden Fariz Demir, şunları kaydetti: “Aksaray’dan çıkarılan mumyalar ve mumyaların yanında ele geçen boncuk, kolye taneleri, ketene dokunmuş işlemeli giysi parçaları ile Doğu Roma dönemine ait takılar ve kandiller gibi günlük hayatta kullanılan eşyalar, mumyalar salonunda sergileniyor. Yakın döneme ait etnografya teşhiri, ikinci kattaki salonda sergileniyor. Aksaray’da yapılan el sanatlarından halıcılık, sepetçilik, çömlekçilik ve taş işleme ustalığı bu salonda canlandırılıyor.”
Demir, teşhir ve tanzim çalışmasının tamamlandığı 6 salon ve müzenin bahçesinde Kapadokya’nın 11 bin yıllık tarihinin sergilendiğine dikkati çekerek, “Teşhir salonları ve bahçesindeki Roma, Bizans ve İslami dönemlere ait taş eserlerle Kapadokya’nın 11 bin yıllık tarihini Aksaray Müzesi’nde sergiliyoruz.
Yaptığımız canlandırmalarla, müzeyi ziyaret edenler bölgede yaşamış medeniyetleri tanıma fırsatı bulacak. Müzemiz, turistlerin her yerde göremeyeceği eserlere sahip olduğu için yoğun ilgi olacağını düşünüyoruz” dedi. Haber 7, 10.04.2014 |
|
BİNTEPELER TÜMÜLÜSLERİ TEHDİT ALTINDA
|
|
TDK: UCUBE HAKARET ANLAMI TAŞIMAZ
Heyketraş Mehmet
Aksoy’un Kars'ta yıktırılan 'İnsanlık Anıtı' heykeli
için "Ucube" dediği gerekçesiyle Başbakan Recep
Tayip Erdoğan hakkında açtığı 100 bin TL’lik
tazminat davasında Türk Dil Kurumu’ndan (TDK)
mahkemeye gönderilen yazıda, “Ucube” kelimesinin
olumsuz anlam içermesine rağmen hakaret anlamı
taşımadığı belirtildi. Hürriyet, Haber: Ayşegül Usta, 10.04.2014 |
|
NAZİ GANİMETİ TABLOLAR İADE EDİLİYOR
Mahkeme, Gurlitt’in el konulan tabloların tamamının iadesine karar verdi. Karar gerekçesi, “Soruşturmada yeni bulgular ortaya çıktı ve davanın hukuksal durumu yeniden değerlendirildi” şeklinde açıklandı. Savcılık ise soruşturmanın sürdüğünü açıkladı.
28 Şubat 2012 yılında Gurlitt’in Münih’teki evinde bulunan bin 280 paha biçilmez tabloya el konulmuştu ve koruma altına alınmıştı. Dava ise, vergi ve servet kaçırılması olarak ele açılmıştı. Yaklaşık 1,35 milyar dolar değerinde olduğu tahmin edilen eserler arasında Marc Chagall, Pablo Picasso, Henri Matisse, Otto Dix ve Max Liebermann tarafından yapılmış ve kayıp olduğu düşünülen veya var olduğu bilinmeyen resimler vardı. Salzburg'daki son buluntular ise Renoir, Monet ve Picasso'nun resimlerini içeriyordu.
Cornelius Gurlitt’in, Adolf Hitler’in sanat uzmanı Hildebrand Gurlitt’in oğlu olması nedeniyle el konulan tablolardan beş yüz tanesinin Nazi ganimeti olduğu şüphesi ortaya çıkmıştı. Bu hafta başında Gurlitt ve avukatları Alman Hükümeti ve Bavyera Eyalet Hükümeti ile tabloların Nazi ganimeti olup olmadığını araştırılmasına izin vermesi konusunda anlaşma imzalanmıştı. Anlaşmaya göre, Gurlitt, Nazi ganimeti çıkan tabloları sahiplerine geri vermeyi kabul etti. Habertürk, 10.04.2014 |
|
TEKKE İHYASI BİZANS'I YIKAR
İstanbul Ayvansaray’da 16. yüzyılda inşa edilen Emir Buhari Tekkesi’nin yeniden yapımı sırasında, tarihi 5. yüzyıla dek uzanan Bizans Blakhernai Saray Kompleksi kalıntılarına zarar verildi.
bu şekilde korunmadan bırakılması tam bir rezalet” diyen TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Genel Sekreteri Mücella Yapıcı, “En büyük problem tekkenin istinat duvarının Bizans döneminden kalma yapıların üzerine oturtulması. Ayrıca üst kısma ördükleri duvar yeni ve sıkı örülmüş bir duvar. Bu nedenle aşağıdaki duvara baskı yapıyor. Zamanla saray kalıntıları bu ağırlığı taşımayıp yıkılabilir” şeklinde konuştu. Taraf, Haber: Billur Özgül, 09.0.2014 |
|
HER 5 TURİSTTEN BİRİ...
Türkiye'de yılın ilk 3 aylık döneminde, geçen yıl olduğu gibi yerli ve yabancı turistlerin en çok ziyaret ettiği yer, Topkapı Sarayı Müzesi oldu. ,
Kültür ve Turizm Bakanlığından aldığından derlenen bilgiye göre, yılın 3 aylık döneminde, Türkiye'deki müze ve ören yerlerini toplam 4 milyon 2 bin 128 kişi ziyaret etti.
Yerli ve yabancı turistlerin yılın ilk 3 ayında en çok ilgi gösterdiği yer, Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478'de yaptırılan ve Osmanlı Devleti'nin 380 yıl idare merkezi ve resmi ikametgah olarak kullandığı Topkapı Sarayı Müzesi oldu.
Topkapı Sarayı Müzesi'ni 606 bin 689 ve müze içindeki Harem Dairesi'ni 189 bin 899 olmak üzere toplam 796 bin 588 kişi ziyaret etti.
Geçen yıl ziyaretçi sayısında en yüksek artış, Harem bölümünün desteğiyle Topkapı Sarayı Müzesi'nde yaşandı. Topkapı Sarayı Müzesi'ni geçen yıl 3 milyon 397 bin, Harem Dairesi'ni de 1 milyon 30 bin 556 kişi gezdi. Topkapı Sarayı Müzesi, 2013 yılı öncesinde Ayasofya Müzesi'nden sonra en çok ziyaret edilen yerdi. Bu gelenek geçen yıl bozulmuştu. Bu yılın ilk 3 aylık döneminde de Topkapı Sarayı Müzesi, Ayasofya Müzesi'nin önüne geçti.
İstanbul'un Tarihi Yarımadası'ndaki Topkapı Sarayı Müzesi'nden sonra Türkiye genelinde en çok ziyaretçi çeken ikinci mekan, dünyadaki en önemli mimari yapılardan biri kabul edilen 1449 yaşındaki Ayasofya Müzesi oldu.
Ayasofya Müzesi'ni ilk 3 aylık dönemde 576 bin 326 kişi ziyaret etti. Müzeyi geçen yıl 3 milyon 275 bin 337 kişi dolaştı. Türkiye'deki müze ve ören yerleri arasında en çok ziyaret edilen diğer mekan ise Konya'daki Mevlana Müzesi oldu. Burayı, 303 bin 90 kişi ziyaret etti.
İzmir'in Selçuk İlçesi'ndeki, kuruluşu MÖ 6000'li yıllara dayanan Efes Ören Yeri'ni de 205 bin 389 kişi gezdi. Habertürk, 09.04.2014 |
|
ZEUGMA MOZAİK MÜZESİ'NE BÜYÜK İLGİ Resmi açılışının gerçekleştiği 9 Eylül 2011′de Tunus Bardo Müzesi’nden, “dünyanın en büyük mozaik müzesi” sıfatını devralan ve önceki yıl “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”ne layık görülen müze 2012′de 175 bin, 2013′de ise 173 bin kişiyi ağırladı.
Havaların ısınmasıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgi göstermeye başladığı müzeyi bu yılın ilk üç ayında 31 bin 200 kişi ziyaret etti.
İl Kültür ve Turizm Müdürü Ergün Özuslu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, müzenin, sergilenen 2 bin 464 metrekare mozaik ile dünya çapında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
Dünyanın en büyük mozaik müzesi unvanını elinde bulunduran müzenin, şehrin ve ülkenin tanıtımında önemli rol üstelendiğini belirten Özuslu, “Müzeyi geçen yıl 173 bin kişi ziyaret etti. Bu yılın ilk çeyreğinde 31 bin 200 ulaşan ziyaretçi sayısı her geçen gün artıyor. Yıl sonundaki ziyaretçi sayısının geçen yılın da üzerine çıkacağını tahmin ediyoruz” dedi.
Müze hakkında Çingene kızı ile özdeşleşen müze, Mars heykeli, bir kısmı kazı alanında çalınan Dionysos-Ariadne’nin Düğünü mozaiği, yaklaşık 150 metrekarelik duvar resmi, 4 Roma dönemi çeşmesi, 20 sütun ve mezar stelleriyle dikkat çekiyor.
Hamam mozaikleri ve 1. yüzyıla ait ünlü savaş tanrısı Mars’ın heykeli bodrum katta bulunduğu müzenin giriş katında da Fırat Nehri’nin kenarındaki villalarda bulunan mozaikler yer alıyor. Kazılarda çıkarılan Poseidon ve Euphrates ikiz villaları, mozaikler, duvar resimleri, çeşmeler, sütunlar ve duvarlar orijinal pozisyonlarında ve kazıda bulunduğu boyutlarıyla sergileniyor.
İkinci katta “Çingene kızı” olarak adlandırılan ve simge haline dönüşen Mainad mozaiği için yapılan özel oda var. Çingene kızı mozaiği, hangi açıdan bakılırsa bakılsın ziyaretçiye bakıyormuş izlenimi vermesiyle dikkat çekiyor. Labirent şeklinde dizayn edilen odanın duvarında, kaçakçılar tarafından büyük oranda tahrip edilen Mainad mozaiği de yer alıyor. İkinci katta ayrıca Doğu Roma dönemi kilise mozaiklerinin yanı sıra 6. yüzyıla kadar devam eden mozaikler sergileniyor. haberler.com, 09.04.2014 |
|
GEÇMİŞE GİTMEYE HAZIR MISINIZ?
Selçuklu Belediyesi, hayata geçirdiği çalışma, projeler ve özellikle de "Tarihe Vefa Projesi" kapsamında Sille'nin binlerce yıllık tarihi mirasını yeniden canlandırmaya devam ediyor. Kilise Müze, (Aya Elenia Müzesi), Mormi, Orta, Çay ve Ak Cami yanı sıra, Şapel (Süt Kilisesi) gibi birçok tarihi mekanın restorasyonları tamamlanarak hizmete sunuldu.
Sille turizminin geliştirilmesi kapsamında Selçuklu Belediyesi tarafından restorasyonu tamamlanan Sille Şapeli'nde kurulan Türkiye'nin ilk Zaman Müzesi'nde, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait "zaman" ile ilgili birçok nadide eser sergileniyor. Müzenin ilgi çeken eserleri arasında; Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait özel tasarım saatler, Osmanlı paşaları tarafından düzenlenen ve genel kullanıma tanzim edilen ruznameler, cep ve masa takvimleri ve resmi dairelerde kullanılan el yazma- baskı takvimler yer alıyor. Ayrıca altın, gümüş köstekli cep saatleri, Türk Hava Kurumu'na ait illere göre coğrafik ve ekonomik verilerin bulunduğu cetvelli takvim, Roma dönemine ait arkeolojik güneş saati örneği ve halen Konya Hacı Hasan Cami Şerifi kıble duvarında bulunan Osmanlı dönemi güneş saati reprodüksiyonu gibi birçok kıymetli eser yer alıyor. Zaman Müzesi'nde sergilenecek eserlerin restorasyon ve sergileme işlemlerinin tamamlandığını bildiren yetkililer, çevre düzenlemesinin ardından müzenin açılacağını belirtti. Habertürk, 09.04.2014 |
|
ANTİKA STRADİVARİUS'U KEMANCILAR TANIMADI
Fransa'nın başkenti Paris’teki Pierre ve Marie
Curie Üniversitesi’nde görevli akustik uzmanı
Prof. Claudia Fritz’in araştırmasına göre ünlü
kemancılar antika değerindeki
Stradivarius'ları tanımadı. Habertürk, 09.04.2014 |
|
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ'NİN KAPISINA 'TC' YERİNE 'TUĞRA'
İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü'nün ana giriş kapısındaki restorasyon yaklaşık 10 ay süren çalışmaların ardından bugün son buldu. Öğrenciler aylar sonra ilk kez üniversiteye ana kapıdan giriş çıkış yaptı. Bu açılışın ardından, 1933 yılında Sultan Abdülaziz tuğrasının yerine getirilen 'TC' ibrasenin tekrar tuğraya dönmesi sosyal medyada tartışma yarattı. Restorasyonla birlikte, kapının üst kısmındaki
'T.C.' ibareli madalyon yeniden gündeme geldi. 2 yıl
önce İstanbul Üniversitesi öğrencileri ve Ulusal
Öğrenci Konseyi'nin sosyal medyadan başlattığı
"Tarihimi Geri Ver" kampanyasında, şu an 'T.C.'
harflerinin olduğu noktada 1933 yılına kadar Sultan
Abdülaziz tuğrasının bulunduğu, bu tarihi değerin
yeniden gün yüzüne çıkarılması gerektiği
belirtilmişti.
İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 23 Şubat 2007 tarihli kararında, yapı üzerindeki mermer madalyonların açılarak altında bulunduğu düşünülen tuğraların üniversite tarafından tespit edilmesi ve korunmuşluk durumunun bildirilmesi istenmiştir. Restorasyon çalışmalarına başlandığında, madalyonların altında tuğraların bulunduğu görülmüştür. İstanbul 1 Numaralı Yenileme Alanları Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 19 Şubat 2014 tarihli kararı ile tuğraların tekrar gün yüzüne çıkarılmasına karar verilmiştir" dedi. Radikal, 09.04.2014 |
|
MİMARLAR SORUYOR: MİMAR SİNAN'IN ESERLERİ DE YIKILACAK MI?
Mimarlar, Büyük Usta Mimar Sinan’ı unutmadı. Mimar Sinan, ölümünün 426. yılında Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Mimarlar Derneği 1927 ve Serbest Mimarlar Derneği tarafından düzenlenen ortak bir anma etkinliği ile anıldı. Mimarlar, "Mimar Sinan’ın depremden zarar görmüş yapıları da yıkılacak mıdır?" diye sordu.
Etkinliğe TSMD temsilcileri Çiğdem Girgin, Çiğdem Alp, Mimarlar Derneği 1927 Yönetim Kurulu Üyesi Nahide Tan, Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Mimarlar Odası Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Muteber Osmanpaşaoğlu ve Ankara Şube sekreter Üyesi Gökhan yıldırım katıldı.
Mimarlık örgütleri Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi bahçesinde bulunan Mimar Sinan anıtına çelenk bıraktı. Anıtın önünde mimarlık örgütleri adına basın açıklamasını Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan okudu. Candan: “ Mimar Sinan çağının karakterine uygun özgün ve yüzyıllara meydan okuyan mimari eserleriyle günümüze ulaşmıştır. Eserleri çağının görkemine uygun yaratıcılıkta ve hassasiyettedir. Ses, akustik, ışık, gölge, hacim, renk, benzeri bir çok konuda yapısal zenginlikleri etkileyici sakinliği ve mühendislik dehası günümüzde bizi şaşırtmaya devam etmektedir. Eserleri ışığında günümüzde bizlere önemli sorumluluklar düşmektedir. Ankara’da kent kapıları altında üretilenler üzücü ve yorucudur. Ülkemizdeki kirlenmenin de doğal yansımasıdır.“ ifadelerini kullandı.
Ayrıca mimarlar yapılan açıklama ile şu soruları yöneltti: “'Afet Yasası', koruma alanındaki ilke kararları değişiklikleri ile tüm kentlerimiz tarihi, kültürel ve doğal mirasımız, yapılaşmaya açılmakta, yeni düzenlemeler tarihi eserler üzerindeki korumayı da kaldırmakta, koşulsuz olarak kamu yapılarının yapılmasına olanak sağlamaktadır. Bu yıkmak ve yapmak eski eserleri de kapsadığına göre Mimar Sinan’ın depremden zarar görmüş yapıları da yıkılacak mıdır? Mimar Sinan’ın eserlerinin de yanına ya da üstüne kamu yapıları yapılacak mıdır?, Bugün mimarlık adına topluma sunulan ise tasarım özgürlüğünün kaldırıldığı bir dayatma sürecidir. Mimar Sinan’ın üzerinde tasarım özgürlüğünü kısıtlayan baskılar olsaydı bugün övündüğümüz eserlerini yaratabilir miydi? Kentsel dönüşüm projeleri uygulamalarında her yerde aynı tip uygulamalar yapılarak mevcut kültürel zenginlik yok edilmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tip proje kavramına bir de tip kentler kavramını mı eklemiştir? Mimar Sinan’ın eserlerindeki yapı-kent ilişkisini bugünkü yaklaşımla şekillenen kentlerde kurmak mümkün müdür?.”
Mimarlık örgütleri, ülke yöneticilerine ve yerel yöneticilere “Sorularımızın yanıtlarını bekliyoruz, sorularımız ülkemiz mimarlığında sürekliliği ve yenilikçiliği korumaya yöneliktir. Sorularımız, topluma karşı duyduğumuz sorumluluğunun gereğidir. kentlerimize ve mimarlığımıza sahip çıkacağız. Bu ülkenin sahipsiz olmadığını Mimar Sinan’ın anıtı önünde bir kez daha yineliyoruz.” şeklinde seslendi. Yapı, 09.04.2014 |
|
|
BU KASEYE
Ming Hanedanı (1368-1644) döneminden kalan bir
Çin porseleni,
Sotheby’s Müzayede Evi’nin Hong Kong’da
düzenlediği
açık artırmada 36 milyon dolara (75.5 milyon TL)
alıcı bularak
rekor kırdı. Küçük beyaz kasenin
Çin’in Shangay kentinde yaşayan koleksiyoner Liu Yiqian’ın satın alındığını söyleyen müzayede evi yetkilileri, “Bu, Habertürk, 09.04.2014 |
HAMİDİYE TABYALARI'NA KEPÇE! Tarihi Hamidiye Tabyaları’nın restorasyonu için yapılan çalışmalarda tabyalara kepçelerle girildi. II. Abdülhamit döneminde yaptırılan ve Çanakkale Savaşı’nda boğaz savunmasında önemli rol oynayan Hamidiye Tabyaları tarihi sit alanında yer alıyor. 1.derece korunması gereken kültür varlığı olarak tescilli yapılara Çanakkale Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayı olmadan iş makineleriyle müdahale edildi. Sahil kıyısında Hamidiye Tabyaları’nın bulunduğu 105 dönümlük arazinin kullanım hakkı alanın restorasyon çalışmaları yapılarak işlevlendirilmesi için Genelkurmay Başkanlığı tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na verilmişti.
BirGün’e açıklama yapan Çanakkale İl Kültür ve
Turizm Müdürü Özcan Alarslan, “Koruma Kurulu izni
olmadan müteahhit firma alanda iş makineleriyle
çalışma yapmış. Koruma Kurulu müdürünün de yer
aldığı bir heyet olarak orada incelemelerde bulunup
tutanak tuttuk. Gözlemlerimiz neticesinde orada
herhangi bir yıkılma, çökme, tahribat tespit
etmedik. Koruma Kurulu da ayrıca yerinde inceleme
yapacak. Şu an alanda iş makineleriyle yapılan işlem
durdurulmuş durumda” dedi.
Yapılan çalışmaya ilişkin bilgi veren Alarslan, “Tabyaların bulunduğu arazi gezinti alanlarının, çocuklar için spor alanlarının, açık hava tiyatrosunun, kafelerin olduğu bir peyzaj alanı olarak düzenleniyor. Tabyalar restore edilerek işlevlendirilecek. Bonetler müzeye, el sanatlarının sergilendiği ve savaşların anlatıldığı teşhir salonlarına dönüştürülecek. Peyzaj alanının sahille bağlantısının kurulduğu deniz tarafından bir yol da yapılacak” dedi. Çalışmanın 2015 yılının Nisan ayına kadar tamamlanması planlanıyor. Birgün, Haber: Olgu Kundakçı, 09.04.2014
Çanakkale'de birinci derece korunması gereken kültür varlığı olarak tescilli olan Anadolu Hamidiye Tabyası'ndaki çalışmalar, ruhsat alınması sonrası tekrar başladı.
DHA'nın haberine göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 17 milyon lira ödenekle restore edilmesi için proje hazırlanan 105 dönümlük alana sahip Anadolu Hamidiye Tabyası'ndaki restorasyon çalışmaları, 17 Şubat tarihinde başladı. Çanakkale Deniz Savaşları sırasında boğaz savunmasında kullanılan Barbaros Mahallesi'ndeki 10 bonetten oluşan Anadolu Hamidiye Tabyası restorasyon çalışmaları, önceki gün ruhsatsız olduğu gerekçesiyle belediye ekiplerince durduruldu. Yüklenici firmanın eksikleri tamamlayıp ruhsat alması sonrası bölgedeki çalışmalarda tekrar başladı.
Kepçeler de gitti Ayrıca, 'Birinci derecede korunması gereken kültür varlığı' olarak tescil edilen tabyadaki çalışmalarda kepçe kullanılmasına gelen tepkiler, yüklenici firmanın araçlarını çekmesiyle ortadan kalktı. 2. Abdülhamit döneminde yaptırılan Anadolu Hamidiye Tabyası'ndaki bonetlerin üzerindeki toprakların izolasyonunu bölgeye getiriler işçilerle sağlanacağı açılandı. İşçilerden önce, bonetlerin yağışlar sırasında su alması nedeniyle üzerlerindeki toprak yığınları, kepçelerle alınarak kaldırılmıştı.
Çanakkale Savaşları'nın 100'ncü yıldönümü olan 2015 yılına kadar tamamlanması planlanan çalışmalar kapsamında Anadolu Hamidiye Tabyası'nda gezinti alanları, çocuklar için spor alanları, açık hava tiyatrosu, kafeteryaların olduğu bir peyzaj alanı olarak düzenlenecek. Bonetler ise müzeye dönüştürülecek. Peyzaj alanının sahille bağlantısının kurulduğu deniz tarafından bir yol da yapılacak. Yapı, 10.04.2014 |
|
BARUTHANE MECLİS GÜNDEMİNDE
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, İstanbul’un Bakırköy İlçesi'ne bağlı Ataköy sahilinde bulunan ve tarihi Baruthane yapılarının da içinde bulunduğu alanın korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmesi kararı alınmasına karşın, alanın TOKİ’ye devri konusunda protokol imzalandığına işaret ederek konuyu TBMM gündemine taşıdı.
Hamzaçebi ve arkadaşlarının TBMM Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergesi, kültür varlıklarının korunması prensibine aykırı olan bu iddiaların araştırılması amacıyla TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulmasını içeriyor. Milliyet, Haber: Meriç Tafolar, 09.04.2014 |
'PHASELİS' İÇİN ÇEVRE RAPORU İSTENMEMİŞ
Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu, 23 Haziran 1997’ye kadar yıllık yatırım programına alınan projelerin ÇED sürecinden muaf tutulduğunu açıkladı.
Bozoğlu, Phaselis’te, ÇED yönetmeliğindeki eksikliklerden dolayı, ÇED zorunluluğu olmadan basit içerikli proje tanıtım dosyası ile otel yapılmasının önünün açıldığını vurguladı. Milliyet, Haber: Mithat Yurdakul, 09.04.2014 |
BAKSI MÜZESİ'NE ÖDÜL
Hüsamettin Koçan’ın Bayburt’un 45 kilometre dışında kurduğu Baksı Müzesi Avrupa’nın en prestijli müze ödüllerinden, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) tarafından verilen ‘Avrupa Konseyi Müze Ödülü’ EMYA’nın 2014’teki sahibi olmuştu.
Bununla ilgili haber ve bilgileri yazdığımız
yazılarda veya haberlerde sizinle paylaşmıştık...
* * *
Hüsamettin Koçan dün Avrupa Konseyi’nde Baksı Müzesi sunumu yaptı. Soruları da yanıtladı. Ayrıca dün gece ödül töreni gerçekleştirildi.
Hürriyet, Yazı: Doğan Hızlan, 09.04.2014 |
|
VEFA'DA BÜYÜK VEFASIZLIK
Müzeye çevrilmeli
Emniyet devreye girsin
|
|
İZNİK ROMA TİYATROSUNA ÖDENEK YETMEDİ, ÇALIŞMALAR DURDU
Tarihi MÖ 4′üncü yüzyıla kadar uzanan, Bitinya, Roma, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarına ev sahipliği yapan İznik İlçesinin, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmesi için çalışmalar başlatılırken, İl Özel İdaresi tarafından gün yüzüne çıkarılan Roma Antik Tiyatrosu'nda ödenek yetersizliği nedeniyle kazı çalışmaları durduruldu. 30 Mart'ta yapılan yerel seçimlerle birlikte kapatılan İl Özel İdaresi'nin geçtiğimiz yıllarda 1 milyon 350 bin lira kaynak ayırdığı Roma Antik Tiyatrosu'nun kapısına kilit vuruldu. Anadolu'da ayakta kalmış tiyatroların en önemlilerinden birisi olan Roma Antik Tiyatrosu, Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan destek bekliyor.
BAKANLIK SAHİP ÇIKMADI İznik Antik Roma Tiyatrosu'nda 2 yıldan bu yana
sürdürülen kazı çalışmalarında bugüne kadar 300'den
fazla sikke, çok sayıda pişmiş toprak kandil, haç,
kemer tokası, çivi ve günlük kullanım seramikler gün
ışığına çıkarıldı. Günlük kullanım seramiklerinin
çıkartıldığı kazılarda bu kez de 2 bin yıllık olduğu
belirlenen Helence Yazıt bulundu. Ayrıca İznik Müze
Müdürlüğü yetkilileri bu yazıtın, 2 bin yıl öncesine
ait tiyatro bileti olup olmadığı üzerinde de
çalışmalar yaptı. Roma Tiyatrosu'na AB fonlarından
700 bin lira kaynak aktarılması için girişimlerde
bulunulurken, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından
sahiplenilmeyen kazı çalışmaları durduruldu. Doğu-batı yönünde 84 metre genişliğinde kuzey-güney yönünde de 63 metre genişliğinde olan tiyatronun kuzeyinde bulunan skene (sahne binası) son kazılarda ortaya çıkarıldı. Kazı çalışmalarında ekipler, şimdiye kadar toprak altında çok da bilinmeyen tiyatronun bölümlerini yeniden gün yüzüne çıkardı. İl Özel İdaresi'nin destekleriyle pek çok bölüm toprak altından çıkarılırken, restorasyon çalışmaları için daha fazla ödeneğe ihtiyaç duyulan tiyatro sahipsiz kaldı. Bursa'da Bugün, Haber: Rabia Deniz, 08.04.2014 |
|
CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL'DEN YILDIZ SARAYI SİTEMİ: TALAN EDİLMİŞ GİBİ Cumhurbaşkanlığı seçimi, Başbakan Tayyip Erdoğan ’la bu konudaki görüşmelerle ilgili sorulara hiç yanıt vermeyen sessiz kalan Gül, saraylarla ilgili sohbet yaptı.
‘Topkapı’dan çok ziyaretçi çekebilir’ Dünyadaki bütün ülkelerin eski saraylarına çok iyi baktıklarını ve çok iyi değerlendirdiklerini anlatan Gül, sözü Yıldız Sarayı’na getirerek şunları söyledi: “Talan edilmiş bir görüntü var. Eskiden mahallelerde elektrik direkleri vardı. Elektrik telleri birbirine dolanmış bir görüntü. Sarayda durum aynen böyleydi. Sarayın bölümleri parçalanmış kimi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, kimi Turizm Bakanlığı’na, kimi İstihbarat örgütüne, kimi başka birimlere tahsis edilmiş. Böyle olmaz. Orası derlenip toparlansın Topkapı Sarayı’ndan fazla ziyaretçi çekebilir. Sarayda bir tiyatro var, çok etkileyici. Başka bölümleri de böyle.”
Radikal, 08.04.2014 |
|
ARKEOPARK HAYALİ HALA GERÇEKLEŞMEDİ
DHA, Haber: Mustafa Oğuz, 08.04.2014 |
|
KESAB'DA KÜLTÜREL MİRAS İŞGAL ALTINDA
Kesab’ın 21 Mart’ta işgal edilmesiyle, hem yörenin altı bin yıl öncesine dayanan tarihinden bugüne kalmayı başaran kültür varlıkları tehdit altına girdi, hem de kasabanın geleneksel karakteri kısmen de olsa korunan günlük yaşamı kesintiye uğradı. Kasabadaki sayısız mimari ve kültürel eserin geleceği ne yazık ki belirsiz. Kesab’ın son yıllarda yaşadığı değişimi, yörenin Ermeni sakinlerinin ekonomik faaliyetlerini ve kültürel mirası korumak için gösterilen çabaları, Agos okurları için derledik.
Keşişyan’a göre, bu durum geleneksel yaşayış şekillerini değiştirmeye başladı. Kasabanın yerlileri 21. yüzyılın ilk on yılında yaşanan turizm patlamasını karmaşık hislerle izlediler. Bir yandan Körfez ülkelerinden gelen turistlerden ve Ermenilerden kazanılan para çok çekici bir hal alırken, diğer yandan da, geleneksel toplumsal normlar ve cemaatin yaşam biçimindeki değişimler huzursuzluğa neden olmuştu.
Yeni apartmanlara, kasabanın ortasındaki otellere ve fast food restoranlarına ilişkin olumsuz yargılar çok yaygındı fakat durumdan şikayetçi olan insanlar, aynı zamanda para kazandıklarından, çelişkili duygular içindeydi.
Defne sabununun anavatanı Son 10 yılda yaşanan pek çok değişikliğe rağmen, Kesab halkı birçok geleneğe sadık kaldı. Mart 2011’de savaş başladığında, Kesab elması Suriye’nin dört bir yanında sahip olduğu ününü hala koruyordu. Kesab’da yaygın olarak yetiştirilen diğer iki ürün olan tütün ve defneye nazaran, finansal olarak daha güvenilir olduğundan gittikçe popülerleşen elmanın yanı sıra, üzüm yetiştiriciliği de tarımın önemli bir kısmını oluşturuyordu. Bölgede faaliyet gösteren Fransa merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan ‘Yergir yev Mışaguyt’un (Terre et Culture / Yurt ve Kültür) kurucularından Aram Kerovpyan ise, Kesab’ın meşhur defne sabununu hatırlatıyor.
Kasaba, Kilise’nin paganlıktan devralıp dönüştürdüğü ‘üzüm bayramı’ Surp Asdvadzadzin Yortusu’yla anılan yerlerin başında geliyor. Ağustos ayının ikinci pazar gününe denk gelen yortudan önce üzüm tüketmeyen Ermeniler arasında bu yortuyu en coşkulu kutlayanlar, Kesab’da, Vakıflı Köyünde ve Lübnan’daki Anjar gibi yerlerde yaşayan Musa Dağı Ermenileri. Vahakn Keşişyan, binlerce insanın o gün Kesab’a akın ettiğini ve kasabanın sakin havasından eser kalmadığını anlatıyor: “Pek çok Ermeni çiftin birbirlerini ilk gördükleri gün Asdvadzadzin Yortusu olurdu. Genç kızlar ve oğlanlar Kesab’da, kasaba meydanında, Armen’den dondurma alırken bakışırlardı. Yortunun arifesinde, Jedelduz’daki yaşlı, koca ağacın yanında harisa (keşkek) hazırlanır, bütün gece pişmesi gereken bu geleneksel yemek, kutsanan üzümlerle birlikte dağıtılırdı. Bu uzun gecede ‘Hele hele ninno ye’ gibi şarkılar söylenir, dans edilir, ‘şurçbar’ (halay) oynanırdı.”
Keşişyan, Kesab’ın Asdvadzadzin Yortusu zamanı dışında sakin bir yer olduğunu; gençlerin pek çoğunun, anne babaları gibi Kesab’da yaşamayı sürdürmek yerine dışarıya gidip çalışmayı tercih ettikleri hatırlatıyor: “Bir kısmı yazın gelen turistlerin pek çoğunun memleketi olan Körfez ülkelerine, bir kısmı da, başta ABD olmak üzere, Batı ülkelerine göçüp, oralarda bir Kesab diasporası oluşturmaya başladı. Ancak ailelerini ve akrabalarını Kesab’da bırakan bu insanlar, Kesab’la sıkı bağlarını korudular.”
Yurda ve geleneğe sahip çıkmak 1978 yılında Fransa’da kurulan ve Ermeni kültür mirasının korunması ve gelişmesi için çalışan bir dernek olan ‘Yergir yev Mışaguyt’, 1982 yılından, Suriye’deki iç savaşın başlamasına kadar, Kesab bölgesinde çalışmalar yürüttü. Derneğin birçok ülkeden gönüllülerin katılımıyla yürüttüğü çalışmalar kapsamında hem Kaladuran Vadisi’nde, hem de Kesab’da kültür varlıkları restore edildi ve korumaya alındı.
Derneğin tüm faaliyetleri Halep Dini Önderliği aracılığıyla gerçekleştirildiğinden, bölgedeki her tür kültürel varlık Ermeni toplumu varlıkları envanterine dahil edilmiş oluyordu.
Dernek, 1986-1987’de, Kaladuran Surp Isdepanos Şapeli’nin restore edilerek ibadete açılmasını sağladı. 1990-1991’de Pabuçyan evleri, 1992-2006 arasında da Aşkaryan Evi kapsamlı bir restorasyondan geçirildi. Aşkaryan Evi, bölgeyi ziyaret eden Fransızlar ve Avrupalılar genelde orada konakladığından, ‘Fransızların evi’ diye biliniyor.
1998’den sonra, Aşkaryan Evi restorasyonun uzantısı olarak, kasabanın bir ana avluyu çeviren beş evden oluşan, kapalı bir mimari yapının hakim olduğu eski mahalleleri kurtarma çalışmaları başladı. Yergir yev Mışaguyt, evlerin geleneksel yerel mimariye göre yenilenmesine özen gösterdi. Her bina yığma taş işçiliği, çatılar ve teras, sütunlardan taşan çatılar ve balkonlar ise ahşap işleme zanaatı ile yenilendi.
Etnografya Müzesi kuruldu Kesablı mimar Hagop Bedırcikyan’ın yönetiminde ‘geleneklerin ve maddi kültürün gözeticisi olmaya tahsis edilmiş bir mekan yaratmak’ hedefiyle ve Kalust Gülbenkyan Vakfı’nın desteğiyle hayata geçirilen bir proje olan Etnografya Müzesi, 2008 yılının Eylül ayında ziyaretçiye açıldı. Dernek, 2010 yılına kadar müze için çalışmaya devam ederek, koleksiyonları oluşturacak ve konsepti yaratacak bir müze komisyonunun kurulmasını sağladı.
2009 ve 2010’da, Kaladuran Vadisi’ndeki büyük meyve bahçelerinin sulama sorununun giderilmesi için çaba gösteren dernek, 22 bin metrekarelik bir alandaki bahçelerin sulanması için sondaj çalışmalarına başladı.
2011 yılı için de Kesab’da bir kampanya planlanıyor, mahalle düzenlenmesi ve müzenin yönetimi üzerinde çalışmalara devam ediliyordu. Ancak Suriye’de patlak veren savaş, bölgedeki pek çok şeyle birlikte Yergir yev Mışaguyt’un faaliyetlerinin de sonunu getirdi. Dernek, 2011 yılında kasabadaki etkinliklerini tamamen durdurmak zorunda kalmıştı, ancak derneğin kampanyalarıyla Ermeni toplumuna yeniden kazandırılan varlıklar, bir kahya ve bahçıvan vasıtasıyla gözetiliyordu. Buralarda işgalden sonra ne olduğunu kestirmek ise çok güç. Agos, Haber: Evrim Kaya, 07.04.2014 |
|
MİLAS'TA ALTYAPI ÇALIŞMASINDA TARİHİ MEZAR BULUNDU
Hacıapdi Mahallesi Fabrika Sokak'ta yürütülen altyapı çalışmalarında, ”sanduka” tipi mezar kalıntılarına ulaşıldı. Milas Belediyesi görevlilerinin haber vermesiyle Müze Müdürlüğü ekipleri bölgede inceleme yaptı.
Ekipler, Helenistik döneme ait olduğu belirtilen mezarda insan kemiği buldu. Ortaya çıkan kemikler incelenmek üzere Milas Müze Müdürlüğüne götürüldü. Mezarın bulunduğu alanda çalışmalar durduruldu.
Milas Kaymakamı Fuat Gürel, gazetecilere yaptığı açıklamada, 4 ay önce başlayan altyapı çalışmaları sırasında 2 tarihi esere ulaşıldığını söyledi.
Bölgede Müze Müdürlüğü görevlilerinin çalışma başlattığını belirten Gürel, “Arkadaşlarımızın yaptığı inceleme sonucu son bulunan mezarın Helenistik döneme ait olduğu belirlenmiş. İlçedeki altyapı çalışmaları sırasında sık sık tarihi eserlere rastlanıyor. Bu da ilçemizin zengin bir kültürel varlığa sahip olduğunu göstermesi açısından son derece sevindirici” dedi haberler.com, 07.04.2014 |
|
ANTİK THYATEİRA AMERİKA'DA TANITILDI
Prof.Dr. Engin
İzleyiciler tarafından büyük ilgi gören sunumda Fethi Ahmet Yüksel sempozyuma katılanlara Akhisar-Thyateira hakkında bilgi verdi. Bilindiği üzere Thyateira kazılarında arkeolojik çalışmaların yanı sıra çok farklı disiplinler tarafından çeşitli bilimsel faaliyetler de yürütülüyor. Bu çalışmalardan birisi Boston’da sunulan ve içerik olarak toprak altındaki kalıntıların belirlenmesine yönelik faaliyetler arasında yeralıyor. Haber 3, 07.04.2014 |
|
BÜKLÜKALE ÖREN YERİNDEKİ KAZILAR
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Yrd. Doç.Dr. Kimiyoshi Matsumura, Vali Ali Kolat’ı ziyaret etti.
Vali Kolat, burada yaptığı konuşmada, kış mevsiminde ara verilen Karakeçili İlçesi Büklükale mevkisinde yapılan kazıların tekrar başladığını söyledi.
Buradaki kazıların Kırıkkale’nin tarihine ışık tutacağını belirten Vali Kolat, buradan çıkan eserlerin Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi’nde sergilendiğini kaydetti.
Yrd. Doç.Dr. Matsumura da Kırıkkale’nin Karakeçili İlçesi Büklükale mevkisinde yapılan kazılarlarda, geçmişi milattan önce 2000 yılına kadar dayanan bir şehrin gün ışığına çıkarıldığını bildirdi.
Hititlerden kalan bu şehirle ilgili buluntuları gün ışığına çıkarmak istediklerini anlatan Matsumura, “Şehir sadece tepeden ibaret değil. Tepenin alt taraflarında da bir şehir olduğunu düşünüyoruz. Kuzey ve güney yönünde 600 metre, doğu ve batı yönünde ise 500 metre olan büyük bir şehir. Bunun için araştırmaların, kazıların bitmesi 50 100 yıl sürebilir. Biz de mümkün olduğu kadar buradaki çalışmaları devam ettirmek istiyoruz” diye konuştu.
Matsumura, şu ana kadar yapılan kazılarda bölgede büyük bir bina tespit ettiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu binanın başta Hitit dönemine ait olduğunu düşünüyorduk. Kızılırmak’a bakan kısımda 7 metre yüksekliğinde büyük taşlarla yapılmış olan bir duvar bulduk. Bu kalıntıların hepsinin Hititlere ait olduğunu düşünüyorduk. Ancak bu binanın yaklaşık milattan Önce 2000 yılında inşa edilerek, 1600 yılına kadar kullanılmış olduğunu yani bu mimarının Hititler’den önceye ait olduğunu tespit ettik. Yine burada ilattan önce 600′lü yıllara ait kültürlerin olduğunu belirledik.”
Matsumura, geçen yıl son olarak Hitit dönemine ait olduğunu düşünülen bir tablet bulduklarını belirterek, çalışmalarının devam ettiğini kaydetti. haberler.com, 07.04.2014 |
|
ANADOLU HAZİNESİ AÇIK ARTTIRMADA SATILDI
Vatan, 07.04.2014 |
|
TOKİ'NİN RESTORASYON KREDİSİ BAŞVURULARI BAŞLADI
TOKİ'den yapılan açıklamaya göre, modern şehirler inşa eden İdare, bir yandan da unutulmaya yüz tutan, yıkılma ve yok olma tehlikesi bulunan tarihsel değerleri, sağladığı restorasyon kredileriyle gelecek nesillere kazandırıyor. İdare, sivil mimari örneği, özel hukuka tabi gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan, korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı ve restorasyonu için rekor miktarda kaynak sağladı.
Bu kültür varlıklarının restorasyonuna katkı sağlamak amacıyla 2005'te restorasyon kredisi uygulaması başlatan TOKİ, 9 yılda 530 kültür varlığına kredi desteği verdi. Başlatılan restorasyon projelerinden 335'i tamamlanarak kültür değerleri arasındaki yerini sağlamlaştırdı.
530 restorasyon projesi için 46 milyon lira kredi İdare, 2010'da 38 restorasyon projesi için 3 milyon lira kredi tahsis etti. 2011'de 72 restorasyon projesine 6,2 milyon, 2012'de 106 proje için 10,5 milyon lira kredi verilirken, geçen yıl 80 projeye yaklaşık 9 milyon lira kredi sağlandı. 2005'te 16, 2006'da 50, 2007'de 34 projeye kredi veren TOKİ, 2008'de 54, 2009'da 80 yapının yeniden hayat bulmasını sağladı. İdare, 2010'da 38, 2011'de 72, 2012'de 106 ve geçen yıl 80 olmak üzere toplam 530 projeye 46 milyon lira kredi tahsis etti.
Kredi üst limiti 125 bin lira Kredi üst limiti 2005 ve 2006'da 75 bin lirayken, 2010'a kadar üst limit 80 bin, 2011'de 90 bin, 2012'de 105 bin ve 2013'te 115 bin liraya çıkarıldı. TOKİ, bu yıl kredi üst limitini 125 bin lira olarak belirledi.
Başvurular başladı İdare, bu yıl restorasyon kredisi başvurularını 2 Mayıs'a kadar kabul edecek. Her proje için keşif özetinin yüzde 70'ine kadar ve en fazla 125 bin lira kredi kullandırılabilecek. Başvurularda, özel mülkiyetteki yapıların Kültür ve Tabiat Varlıklarınca alınan tescil kararının ve onaylı röleve ile restorasyon projelerinin bulunması gerekiyor. Kredilerde özelikle tarihi kent dokularının iyileştirilmesine yönelik ve yerel yönetimlerin öncülüğündeki projelere öncelik verilecek. Bakım, onarım ve restorasyon işlemleri yapılacak taşınmaz kültür varlığının mimari ve kültürel değeri, fiziki durumu, bulunduğu çevrenin özellikleri, kullanım amacı göz önünde bulundurulacak. Taşınmaz kültür varlığının bakımı, onarımı ve restorasyonu için yapılacak işlemlerin, yapının kültür varlığı niteliğinin devamını sağlaması, gerekirse sağlıklaştırılması ve işlev kazandırılması amacına yönelik olması zorunluğu bulunuyor.
TOKİ'nin bugüne kadar kredilendirdiği projeler, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Amasya, Bartın, Çanakkale, Elazığ, Muğla, Mardin, Uşak, Kastamonu, Tokat, Trabzon, Giresun, Edirne, Isparta, Tekirdağ, Şanlıurfa ve Artvin ile Safranbolu, Kalecik, Bergama, Ürgüp, Bolaman, Bandırma, Ayvalık, Milas, Ula, foça, İnegöl, Mudanya, Midyat, Seydiler, İnebolu, Alanya, Akçaabat, Osmaneli, Mudurnu, Kemaliye, göynük, Taraklı, İncesu, Zile, Daday, Mustafapaşa, Birgi, Kalkan, Çavuşin ve Uzungöl gibi ilçe ve beldelerde yer alıyor. Milliyet, 07.04.2014 |
|
'İSVEÇLİ ATLANTİS' BULUNDU Vatan, 07.04.2014 |
|
NARMANLI HAN'INA SIRASI GELDİ
İstiklal Caddesi’nde sıra Narmanlı Han’a da geldi.
İstiklal Caddesi’ne Tünel tarafından girince
karşılaştığımız bu yapıyı, ister istemez yadırgarız.
Caddedeki diğer 19. yüzyıl yapılarından hiç birine
benzemez. Onlar gibi köşeli, altı yedi katlı,
işlemeli ve süslü değildir. Üç katlı künt, tek süsü
fil ayağı denilen hantal sütunları olan, caddeden
yandaki sokağa doğru hafif bir kavisle dönen,
ortasında kocaman avlusuyla bir başka binadır bu.
İnsana, sanki antik zamanlardan beri orada
duruyormuş gibi gelir. Ya da onu yaptıran Rus
diplomatlar mimara “Şöyle kale gibi bir şey olsun”
diye sipariş vermiş gibi. |
|
EMEK SİNEMASI İNŞAATI MÜHÜRLENDİ
Emek Sineması inşaatı İstanbul halkı tarafından mühürlendi!
Emek Sineması için dün Cercil D’Orient binasının önünde ve Emek’in bulunduğu Yeşilçam sokakta bir eylem gerçekleştirildi. Eylemciler, Emek Sineması yetkililere seslenerek Emek’in de içinde bulunduğu yapı adasında devam eden inşaatın cephesine “Bu inşaat İstanbul halkı tarafından mühürlenmiştir” yazılı afişler yapıştırdı.
Eylemciler, Emek Sineması’nın yerine yapılmak istenen AVM projesi iptal edilene kadar hatta Emek Sineması’nın özgün haliyle yeniden inşaa edilene kadar bu mücadelenin içinde olmaya devam edeceklerini belirtiyorlar. Her ne kadar Emek Sineması’nı yıkmış olsalar da, sinemaya, sokağa açılan kapısından girmeye devam edeceklerini, tıpkı kullanım dışı bırakılan Haydarpaşa Garı gibi “Hiçbir alanımızı, meydanımızı, mekanımızı haramzadelere bırakmayacağız” diyor kentin asıl sahipleri...
“‘Emek’ emek ister, bu kent EMEK ister!” diyor kentin değerlerine sahip çıkan eylemciler. Emek Sineması mücadelesi devam ediyor; “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” diyorlar ilk günden bu yana.
‘Demirören’e afiş astılar’ Defne Halman, Mehmet Güleryüz, Aydın Orak da eyleme destek veren sanatçılar arasındaydı. Eyleme ‘Tuncel Kurtiz aramızda’ yazılı pankartlar taşıyanlar da kısa bir süre önce yitirdiğimiz, Emek eylemlerine destek veren usta oyuncu Tuncel Kurtiz’i temsil ettiler.
Eylemde, “Hey dostum o Emek’i yavaşça yere bırak”, “Emek’te son film: Büyük Soygun”, “Yayındayız Misbah” “Gezi sanatı Emek’ten yana”, “ Bu inşaat duracak”, “Emek’i AKP’ye yedirmeyiz”, “Emek’te yeniden film izleyeceğiz”, “Eller yukarı bu inşaat kaçak”, Emek’i yıktılar ama hala buradayız” yazılı pankartlar taşındı.
Eylemciler, “Sermayenin mekanları
yıkılacak, Emek sermayeyle uzlaşmayacak”
yazılı bez afişi Demirören AVM’nin balkonuna astı.
Bez afiş, Demirören AVM’nin güvenlik görevlileri
tarafından hemen kaldırıldı. Dana sonra eylemciler “Bu
daha başlangıç, mücadeleye devam”
sloganları eşliğinde afişi yeniden balkona astı. Kent Hareketleri, Kuzey Ormanları Savunması ve İstanbul Park Forumları inisiyatifleri de ortak bir bilidiri kaleme aldı. Bildiride özetle şu ifadelere yer veriliyor: “Bu kenti yağmalayanlara, talan edenlere karşı yıllardır mücadele eden onlar, yüzler; Gezi direnişiyle birlikte artık yeter dediler; binler, on binler oldular ve bir araya geldiler. Bu kentin bütün değerlerine; ormanına, suyuna, mahallesine, sokağına, tarihine, kültürüne, parkına, meydanına göz dikerek, bütün bu değerleri yağmalayarak varlığını sürdüren iktidar ve sermaye sahipleri, kentin üzerine karabasan gibi çöktüler. Ama Gezi Direnişi bu karabasandan çıkışın yolunu hepimize gösterdi! ‘Bu daha başlangıç’ sesleri milyonların haykırışıyla birleşti! Onlar vazgeçmiyorlar, biz de vazgeçmiyoruz!” Cumhuriyet, Haber: Ceren Çıplak, 07.04.2014 |
|
|
5 YAŞINDAKİ ÇOCUK DEFİNE BULDU
Almanya'da ailesiyle gezmeye çıkan 5 yaşındaki çocuk, naylon poşet içinde on binlerce euro değerinde takı buldu. Bulunan altınların, ocak ayında bir kuyumcudan çalındığı açıklandı.
Almanya'nın Fürth kenti yakınlarındaki Weiher Gölü kıyısında beş yaşındaki bir erkek çocuk, on binlerce euro değerinde ziynet eşyası buldu. Anne ve babasıyla yürüyüşe çıkan çocuğun bulduğu poşetten, yüzük, kolye ve bileziklerden oluşan takılar çıktı. Çocuğun babası, gazetecilere "Poşeti ilk gördüğümüzde içindekilerin tel olduğunu zannettik. Ancak içine baktığımızda gözlerimize inanamadık" dedi. Polis, bulunan altınların bir kısmının ocak ayında Erlangen'de soyulan bir kuyumcuya ait olduğunu açıkladı. Sabah, 07.04.2014 |
'USTA' İŞİ ESERLER SATIŞA SUNULACAK
Çağdaş sanatın önde gelen örnekleri 12 Nisan’da Antik A. Ş. tarafından düzenlenecek bir müzayedede meraklılarıyla buluşacak. Türkiye’den ve dünyadan farklı isimlerin eserlerini buluşturan müzayedede 170 eser satışa sunulacak. Müzayedede çağdaş Türk resminin usta isimlerinden Erol Akyavaş, Fahrel Nisa Zeid, Burhan Doğançay, Mübin Orhon, Orhan Peker, Cihat Burak’ın aralarında olduğu isimlerin eserleri yer alıyor. Usta sanatçı Erol Akyavaş’ın ‘Kuşatma’ serisinin son eseri, müzayedede ilk kez satışa sunulacak. Sanatçının aile koleksiyonundan müzayedeye gelen eser, Akyavaş’ın 1982 New York döneminden ve açılış fiyatı 400 bin TL.
Müzayededeki diğer görkemli eser, geçtiğimiz ekimde Dubai’de 5.7 milyon liraya satılarak en değerli Çağdaş Türk sanatçısı dünya rekorunu kıran Fahrünissa Zeid’in tuval üzerine yağlıboya bir portre çalışması. Eser, 400 bin TL açılış fiyatı ile müzayedeye çıkacak. Geçen yıl kaybettiğimiz usta isim Burhan Doğançay’ın çağdaş müze koleksiyonlarında yer alan ‘Kapı’ serisinden bir başyapıtı ile kurdeleler serisinden 3 eseri müzayedede satışa sunuluyor. Milliyet, 06.04.2014 |
|
MÜZE İÇİN MÜZAYEDE
İlk Türk kadın opera sanatçısı olma özelliğinin yanı sıra kariyerine dünyaca ünlü ressamlığı da ekleyen Semiha Berksoy'un 10 eseri 13 Nisan'da açık artırmaya çıkıyor. Sanatçının kızı Zeliha Berksoy, "Satıştan elde edeceğimiz gelirle müze açacağız" diyor.
Gelecek hafta, 13 Nisan Pazar günü Zorlu
Performans Sanatları Merkezi'nde 27. Beyaz Müzayede
düzenlenecek. Fahrelnisa Zeid, Mübin Orhon, Erol
Akyavaş, Burhan Doğançay... Türk çağdaş ve modern
sanatının değerli isimlerine ait tablolar teker
teker açık artırmaya çıkacak, sanatseverler ve
koleksiyonerler eserlere sahip olabilmek için kıran
kırana yarışacak şüphesiz... Ama o gün belki de o
salonda en büyük heyecanı 2004 yılında kaybettiğimiz
opera sanatçısı ve ressam Semiha Berksoy'un kızı
Zeliha Berksoy yaşayacak. Çünkü 13 Nisan günü,
yüksek dramatik soprano sesiyle dünyanın birçok
yerinde hayranlık kazanan Türkiye'nin primadonna'sı
Semiha Berksoy'un resimleri ilk kez açık artırmaya
çıkacak. Semiha Berksoy'un resimleri bugüne kadar
dünyanın birçok farklı yerinde sergilendi. Venedik
Bienali'nde, Arsenal Salonu'nda sanatçının
resimlerini görmeye gelenler arasında dünyaca ünlü
eleştirmenler, koleksiyonerler ve sanatseverler de
vardı. Üstelik eleştirmenlerden tam not almayı
başarmıştı. Hiçbir akımdan etkilenmeyen resimleri
Londra'da Tate Modern'de bile sergilenmişti. Ama bu
kadar ilgiye rağmen Berksoy resimlerini hiç
satmamıştı. Kızı Zeliha Berksoy, "Resimle ön plana
çıkmak istemiyordu. Opera kimliği bitti izlenimi
yaratmaktan çekiniyordu" diye açıklıyor bu durumu.
Sadece sevdiği dostlarına hediye ettiği portreleri
ve bir de İstanbul Modern, İstanbul Resim Heykel
Müzesi gibi kurumlara verdiği resimleri vardı
Berksoy'un. Şimdiyse 10 eseri birden açık artırmaya
çıkıyor. "Türkiye'de maalesef kendi müzelerini açmak
sanatçıların kaderi" diye hayıflanıyor Zeliha
Berksoy. Annesinin en büyük hayali olan müze
projesini hayata geçirmek istediklerini söylüyor.
Bunun için Galatasaray'da dört katlı bir bina temin
etmişler, proje çizimlerini tamamlamışlar, Anıtlar
Kurulu'na başvurmuşlar bile. Ama maddi sıkıntılar
yüzünden müze projesini sürekli ötelemek zorunda
kalmışlar. Zaten tam da bu yüzden eserleri satmaya
karar vermişler. Satıştan elde edecekleri gelirle
hep istedikleri müzeyi açmayı hedefliyorlar. Saba, Haber: Burcu Aldinç, 06.04.2014 |
|
DÜNYANIN EN GİZEMLİ KİTABININ ŞİFRESİ ÇÖZÜLDÜ
Egzotik bitkiler, gizemli insanlar ve yıldızlar...
Sayfaların altı, üstü, sağı, solu çizimlerle dolu.
Çizimlerden arta kalan boşluklarda ise metinler yer
alıyor. Belli ki metinlerle resimler arasında bir
bağlantı var. Ama ortada önemli bir problem var. 600
yıllık el yazması kitapta yazılanlar bilinen hiçbir
dilde anlam ifade etmiyor. Kitap, 1912 yılında
antika kitap koleksiyoncusu Wilfrid Voynich
tarafından İtalya'da satın alınmasının ardından
kamuoyunun dikkatini çekti. El yazmasında kullanılan
dil ise farklı alanlardan uzmanlar tarafından
incelenmesine rağmen günümüze kadar gizemini korudu.
15. yüzyıla ait olduğu anlaşılan kitabı inceleyen
kriptologlar, şifre çözücüler, bilim adamları
metindeki tek bir sözcüğün bile ne anlama geldiğini
bulamadı. Botanikçilerin bitki çizimleri üzerinden
metni anlama çalışmaları da sonuçsuz kaldı. Taa ki
geçen aya kadar... İngiltere'deki Bedfordshire
Üniversitesi'nde çalışan uygulamalı dilbilim
profesörü Stephen Bax, Yale Üniversitesi'nde korunan
kitaptaki 10 sözcüğün şifresini çözdüğünü, 14
sembolün ise ne anlama geldiğini tespit ettiğini
açıkladı. Üniversitenin ödüllü profesörü, adeta
Indiana Jones'un ayak izlerini takip edip analitik
bir yaklaşımla 600 yıllık el yazmasının şifresini
kırdı. Sabah, Derleme: Meltem Fıratlı, 06.04.2014 |
|
ALTYAPI ÇALIŞMASI SIRASINDA TARİHİ KALINTILARA RASTLANDI
Milas Belediyesi adına özel bir firma tarafından yürütülen altyapı çalışmalarında sur yapısı olduğu sanılan tarihi kalıntılara rastlandı. İnönü Caddesi'nde yürütülen altyapı çalışmalarında, tarihi eser kalıntılarına ulaşıldı. Milas Belediyesi ekiplerinin haber vermesiyle Milas Müze Müdürlüğü ekipleri alanda inceleme yaptı. Sur yapısına ait olduğu düşünülen kalıntıların araştırılması için caddedeki çalışmalar durduruldu. Yeni Asır, 05.04.2014 |
![]() |
TÜRKİYE'NİN SU ALTI TARİHİ GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR
15 YILDIR ARKEOLOJİ FAALİYETİ YÜRÜTÜLÜYOR Yaz aylarında belirli günlerde deniz kıyılarına giderek, su altında araştırma yaptıklarını anlatan Öniz, şöyle devam etti: "Merkezimizi kuran Prof.Dr. Ahmet Adil Tırpan'a 'Konya'da deniz yok, su altı arkeoloji çalışmalarını nasıl yapacaksınız?' diyorlardı. O da 'Bu doğru ama bundan 55 yıl önce Teksas'taki bir üniversitede su altı arkeolojisiyle ilgili eğitimlere başlanmış. Dünyada ve Türkiye'de su altı arkeolojisini başlatan kurumların bazılarının denize kıyısı yok' diyordu. Biz de bu anlamda yaklaşık 15 yıldır Kemer'de su altı arkeolojisi faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Rektörümüz Prof.Dr. Hakkı Gökbel'in önderliğinde, üniversitemiz de bunu kazanıma dönüştürdü. Bu kapsamda, birkaç ay içinde kütüphane, sınıflar, misafirhane bölümleri ve laboratuvarlarıyla Kemer'de bir su altı merkezimiz hizmete girecek."
ARKEOLOJİK KALINTILARIN TESPİTİNİ YAPTIK Öniz, Türkiye kıyılarında yapılan su altı çalışmalarının büyük bölümünün, SÜ kadrosu tarafından yürütüldüğünü vurguladı. Öniz, sözlerini şöyle sürdürdü: "640 kilometre uzunluğundaki kıyı şeridine sahip Antalya'da şu ana kadar Alanya, Manavgat, Muratpaşa, Konyaaltı, Kemer, Kumluca, Finike ve Demre ilçelerinde Tunç Çağı'ndan Osmanlı dönemine kadar batık, liman, demirleme yeri ve başka arkeolojik kalıntıların tespitini yaptık. Türkiye'de SÜ ekibin yüz katı da olsa, yine herkes için keşfedilecek kültürel miras vardır." Yeni Şafak, 05.04.2014 |
|
LYKOS'UN GÜZEL MANZARASI DEPREM GERÇEĞİNİ SAKLIYOR
İtalya’daki Lecce Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Francesco D’andria, “Lykos (Çürüksu) nehri vadisinin güzel manzarası aslında dramatik bir jeolojik gerçekliği saklamaktadır. Arka arkaya olan depremler başta Maiandros üzerindeki Tripolis, Hierapolis ve Laodikeia olmak üzere bölgenin önemli kentlerini tahrip etmiştir” dedi.
Hierapolis Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof.Dr. D’andria, Suna İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü’nce (AKMED) düzenlenen “Cehennemden Cennete, Hierapolis’te Yeni Arkeolojik Buluntular” konulu söyleşide, yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi.
D’andria, Pamukkale yakınlarındaki Hierapolis kalıntılarının yer aldığı, Termal suyun oluşturduğu beyaz travertenlerin, “Beyaz Cennet” diye adlandırıldığını söyledi. “Beyaz Cennet”i oluşturan kalsiyum karbonat açısından zengin Termal suyun, sismik fayın ana kayada oluşturduğu derin bir yarıktan yeryüzüne çıktığını anlatan D’andria, “Lykos (Çürüksu) nehri vadisinin güzel manzarası aslında dramatik bir jeolojik gerçekliği saklamaktadır. Arka arkaya olan depremler, başta Maiandros üzerindeki Tripolis, Hierapolis ve Laodikeia olmak üzere, bölgenin önemli kentlerini tahrip etmiştir” diye konuştu.
Hierapolis sismik kırığının, sadece 35 derecedeki suyun çıktığı mağara ve oyukları oluşturmadığını vurgulayan D’andria, aynı zamanda oksijene oranla yüzde 95 yoğunluğa ulaşan karbondioksit gazı da yaydığını ifade etti.
D’andria, bu alana yaklaşan canlıların boğulma tehlikesiyle karşılaştığına dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Antik Çağ’da gözlemlenmiş bu olay, günümüzde de devam etmektedir. Geceleri toprağın derinliklerinden çıkan sıcaklığa doğru gelen kuşlar, gazla zehirlenmekte ve bu olay yeraltı tanrılarıyla onların kralı Hades-Pluton ile bağlanarak doğaüstü olarak yorumlanmıştır. Beyaz Cennet’in şelalelerini oluşturan ana Termal kaynak, ‘Cehennem Kapısı’ olarak adlandırılan girişten çıkmaktadır. Böylece olumsuz ve korkutucu gerçeklik, insanların hayal gücü tarafından tam tersi olan Beyaz Cennet’e çevrilmiştir.”
D’andria, 2011 ve 2012 yılı araştırmalarında gerçekleştirilen topoğrafya çalışmalarının ciddi sonuçları ortaya koyduğunu belirtti. Aziz Philippus mezarının etrafında inşa edilen kilise ile taban döşemesinde restorasyon yapıldığını anlatan D’andria, Antik Çağ’da “Cehennemin girişi” olarak kabul edilen ve “Pluto’nun Kapısı” (Ploutonion) adı verilen yapıyı da ortaya çıkardıklarını hatırlattı. Prof.Dr. D’andria, bu buluntuların tüm dünyada geniş yankı uyandırdığını, kazılarda ortaya çıkan verilerin tanıtılması amacıyla iki de makale yayınladığını sözlerine ekledi. haberler.com, 05.04.2014 |
|
KUTSAL KASE BULUNDU MU?
Biliminsanları, 11'inci yüzyılda yaşayan İspanya Kraliçesi Urraca'ya ait olduğuna inanılan kasenin binlerce yıldır izi sürülen ‘kutsal kase' olabileceğini söylediler. Araştırmacılar Margarita Torres ve Jose Ortiza del Rio, söz konusu kasenin İsa'nın ölümünden sonra Filistin'de Müslümanlarca çalınıp Mısırlı Hıristiyanlara verildiğini iddia ettiler. Mısırlı Hıristiyanların kaseyi bir süre sakladıktan sonra, yaklaşık 1050 yılında kendilerine kıtlıkta yardım gönderen Kraliçe Utteca'nın babası, Castiles Kralı 1. Fernando'ya hediye ettiğini tespit ettiklerini söylediler. Hürriyet, 05.04.2014 |
|
AKP BOĞAZ'I ÇOK SEVDİ!
Tarabya’daki birinci derece sit alanı 20 dönümlük arazi, 12 milyon 150 bin dolara İller Bankası’na satıldı. Banka, bir özel şirkete 42 bin 800 TL karşılığında ‘Ekolojik Değerlendirme Raporu’ hazırlattı. Rapor doğrultusunda arsanın sit alanı statüsü kaldırıldı.
İstanbul Sarıyer’deki Tarabya Mahallesi’nde yer alan 74 pafta 1108 ada, 10 parsel numaralı 22 bin 954 metrekare yüzölçümlü ve 1/10 hissesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan orman vasıflı arsanın 9/10’luk bölümü, İller Bankası Yönetim Kurulu’nun 17.01.2013 tarih ve 2/32 sayılı kararıyla 12 milyon 150 bin dolar karşılığında satın alındı.
Ekspertiz raporuna göre çamlık İller Bankası tarafından satın alınan arsanın ekspertiz raporunda, arsanın mevcut imar planına göre imar durumunun, “tarla ve çamlık” olduğu ve “Sarıyer, Geri Görünüm ve Etkileme Bölgeleri Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı” dahilinde “Koru Alanı, Park Alanı ve Yol Alanı” lejantlarında kaldığı, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu İmar Planına tabi olduğu ve birinci derece doğal sit alanı olarak belirlenmiş olduğu belirtildi.
43 günde rapor! İller Bankası tarafından Boğaziçi’nde yer alan arazinin rahatlıkla kullanılabilmesi için “Birinci Derece Doğal Sit Alanı” statüsünün kaldırılması çalışmalarına başlandı. Bunun için “Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu” hazırlanması amacıyla “AKS Planlama Mühendislik Ltd. Şti” ile 27.02.2013 tarihinde sözleşme imzalandı. Bu çalışma için firmaya 42 bin 800 TL ödendi. Sözleşme gereği AKS firması 43 gün içinde raporu hazırlayıp 11.04.2013 tarihinde İller Bankası’na teslim etti.
Yönetmeliği çiğnediler, raporu “uydurdular” Ancak AKS firması tarafından hazırlanan raporun “Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik” hükümlerine aykırı olduğu ortaya çıktı. Yönetmeliğe göre “Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu” hazırlanabilmesi için, biyolojik çeşitlilik, hidroloji, hidrojeoloji başta olmak üzere her açıdan arazi durumunun en az ardışık dört mevsim (1 yıl) boyunca araştırılması, araştırma sonucuna göre en az ardışık dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimsel araştırma raporun hazırlanması gerekiyordu.
Banka yönetimi yönetmeliğe göre en az ardışık dört mevsim (1 yıl) boyunca araştırılarak hazırlanması gereken raporu 45 gün içinde AKS firmasından sahte rapor hazırlanmasını istedi.
Rapor istedikleri gibi çıktı Diğer taraftan AKS firması tarafından hazırlanan raporun giriş bölümünde “… bu rapor 1 yıl boyunca teknik esaslarda belirtilen dönemlere ve metotlara uygun olarak gerçekleştirilen arazi çalışmaları ve yerinde gözlem ile geniş çaplı literatür taraması yapılarak hazırlanmıştır” denilerek sahtecilik gizlenmeye çalışıldı.
Özetle yönetmelik hükümleri çiğnenerek hazırlanan sahte raporla Boğaziçi’nde bulunan birinci derece doğal sit alanındaki Tarabya arazileri talan edilmeye başlandı.
Hazırlanan sahte rapor üzerine, İller Bankası tarafından Tarabya arazilerinin birinci derece doğal sit alanı durumunun değerlendirilmesi için Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne 16.04.2013 tarih ve 11206 sayılı yazı yazıldı. Yazı üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul 4 Numaralı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nun 27.08.2013 tarih ve 04-406 (1/2) sayılı kararıyla Tarabya arazilerinin birinci derece doğal sit alanı statüsünün değiştirildiği ve nihai kararın alınmak üzere Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne gönderildiği ortaya çıktı. Cumhuriyet, Haber: Fırat Kozok, 05.04.2014 |
|
|
OTURMA ODASINDAN MEZAR TAŞI ÇIKTI
Evlerini onaran İsveçli bir aile, oturma odasının zemininde 1800'lü yıllardan kalma bir mezar taşı buldu.
Trelleborgs Allehanda gazetesine konuşan ev sahibi Gert Nilsson, mezar taşı ile ilk karşılaşınca şoke olduğunu ve çok şaşırdığını söyledi.
Sabah, 04.04.2014 |
NEW YORK'LU MÜTEAHHİT PICASSO PERDESİNE KARŞI
Four Seasons restauranı Seagram Binası’nın giriş katında yer alıyor. Pablo Picasso’nun 1919 yılında Le Tricorne adlı bale gösterisinin perdesi olarak yaptığı 5.8 metre yüksekliğindeki çizim ise, Four Seasons restoranının 1959’da kapılarını açmasından bu yana bir duvarda asılı duruyor. Çerçevesiz olan boyanmış tiyatro perdesinde, bir boğa güreşi arenasına bakan insanlar resmediliyor.
Milliyet, 04.04.2014 |
|
İSTANBUL'DA BULUNDU
Zeytinburnu'nda bir evin bahçesinde yapılan kaçak kazıda Roma dönemine ait lahitten çıkarıldığı belirtilen, "Şans Tanrıçası Tykhe" işlemeli altın yüzüğün de aralarında bulunduğu 9 parça tarihi eser ele geçirildi.
Habertürk, 04.04.2014 |
|
İTALYA POMPEİİ'Yİ UYDULARLA İZLEYECEK
İtalya, antik Pompeii kentinin hidrojeolojik durumundan fresklerin durumuna ve güvenliğine kadar pek çok hassas konuyu uydular aracılığıyla takip edecek.
Milattan sonra 79 yılında Vezüv yanardağının patlaması sonucu küller altında kalan ve bugün turistlerin İtalya'da akın ettiği yerlerin başında gelen Napoli yakınlarındaki Pompeii antik kenti için, ülkenin uzay, havacılık ve savunma alanlarında ileri teknoloji kurumu Finmeccanica devreye girdi.
İtalya Kültür Bakanı Dario Franceschini'nin imzaladığı anlaşmayla Finmeccanica'nın finanse edeceği projeye göre, tarihi sit alanı uydu ve sensörlerin yardımıyla en çok sıkıntı çekilen ekolojik ve güvenlikten kaynaklanan konularda detaylı şekilde izlenecek.
Finmeccanica'nın 3 yıl garanti verdiği 1,7 milyon avro maliyetli projenin bu yılın eylül ile aralık ayları arasında operasyonel hale gelecek.
Kültür Bakanı Franceschini, Finmeccanica'nın attığı adımın sponsorluk olmadığının altını çizerek, bunun gerçek bir cömertlik adımı olduğunu ifade etti.
Finmeccanica Başkanı Gianni De Gennaro da kurumlarının böylesine bir sosyal sorumluluğu gözardı edemeyeceğini söyledi.
Antik kent kısa bir süre önce aşırı yağışların neden olduğu duvarların çökmesi ve birtakım hırsızlık olaylarıyla gündeme gelmiş, meydana gelen hadiseler birçok otoritenin ve kamuoyunun tepkisini çekmişti. Timetürk, 03.04.2014 |
![]() |
TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B 34345 Kuruçeşme İstanbul Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298 e.posta: info@tayproject.org |
Copyright©1998 TAY Projesi |